16 Ağustos 2017 Çarşamba

Keyifli Okumalar: Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi



Selam! 👋

Geçtiğimiz hafta sonu Lomocuğu banyo yaptırmak için Sirkeci'ye götürdük. Hazır bu taraflara geçmişken de Gülhane Parkı'na uğrayıverdik. Hemen girişte bir süredir kapalı olan Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi'nin afişlerini görünce de daha önce hiç ziyaret etmediğimiz bu müzeyi görmek istedik.

Ben de hoş bir ortamda çalışmak, okumak ya da sadece küçük bir müze turu yapmak isteyenler olur diye bu müze - kütüphane ile ilgili birkaç küçük bilgi vereyim dedim. Bakalım siz de sevecek misiniz?


Öncelikle müzeye giriş ücretsiz. Girişte eşyalarınızı bırakmanız için küçük dolaplar var. İhtiyacınız olanlarını yanınıza alıp kalanı bu dolaplara bırakıp anahtarınızı alıyorsunuz. Sonrasında ise dilerseniz müzeyi gezebilir, dilerseniz de kütüphanedeki ya da yanınızdaki kitapları okumak, çalışmak için kendinize uygun bir köşe seçebilirsiniz.


Bana kalırsa giriş katının sonunda bulunan bu alan, hem manzarası hem de havasıyla çalışmak için oldukça ideal bir alan.



Kitap türlerinin odalara göre ayrıldığı kütüphanenin belirli köşelerinde ise Türk yazarların özel eşyaları, büstleri, yabancı dillere çevrilmiş eserleri sergilenmiş.


Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, her ne kadar tarz olarak çok sevemesem de kitapseverlerin pek çok esere kolayca ulaşabileceği, sessiz-sakin bir mekan. Üstelik çıkışta Gülhane'de güzel bir yürüyüş yapmak, Tarihi Yarımada'yı dolaşmak da mümkün. Özellikle İstanbul Üniversitesi öğrencileri için bence çok kullanışlı ve ulaşımı rahat bir kütüphane alternatifi.

Müzenin tarihi ve iç mekandan görüntüler için bu videoyu izleyebilirsiniz.

Sevgiler!

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Yeniden Koşuşturmaca, Fantastik Kitaplar, Huzur


Bir haftalık miskinliğin ardından ofise döneli bir hafta oldu bile. Zihnimdeki sayaç her ne kadar bir sonraki tatil için çalışmaya başlasa da tatil rehavetini kolayca atlattım. Yeni ofise, yeni yoluma alıştım. İyi ya da kötü her yeniliğin hayatıma ekstra bir canlılık kattığını bir kez daha görmüş oldum.


Bu haftanın kolayca ve güzel geçmesinin bir diğer sebebi ise Yerdeniz Büyücüsü serisi oldu. Tatilde ilk kitabını okuduğum kitaba ara vermeden devam etmekle çok iyi bir karar vermişim. Pazar günü başladığım ikinci kitap Atuan Mezarları'nı salı günü bitirip aynı gün üçüncü kitap En Uzak Sahil'e geçtim. Sürükleyici, gerçekçi ve merak uyandırıcı bir dille, içinizde ukde bırakan sonlarıyla bu seri, uzun zamandır aradığınız "iyi fantastik" kitap olabilir. Tıpkı benim gibi. (Fantastik kitapları çok seviyorum ama iyi fantastik kitap bulmanın da çok zor olduğunu düşünüyorum.)


Ursula K. Le Guin, fantastik edebiyat konusunda güvenebileceğim yazarlar arasında yerini aldı bile. Sanırım seriyi bitirdikten sonra küçük bir boşluğa düşeceğim. Olsun ben yine sarılacağım yeni kitaplar bulurum elbette. 🙆

Son olarak düşünceleri iyileştirmek konusunda çok da çaba harcamadığım halde daha iyiye doğru gidiyorum. Burada bahsetmiştim biraz. Kendi anlarımızı yaratmaya, kendimizi, içimizdeki sesi dinlemeye çok fazla ihtiyacımız var demiştim. Buna bir de beklentileri azaltmayı ve küçük güzellikleri görmeyi başarabilmeyi (bu benim doğal bir yeteneğim sanırım) eklersek gerçek huzura ne kadar yaklaşabileceğimizi bebek adımlarıyla kanıtlıyorum kendime. Huzur, çok büyük anlamlar taşıyan ama ulaşılması aslında o kadar da zor olmayan bir his olabiliyor istersek.

Bu hafta içi eski tempoma dönmeye çalıştım, bol bol kitap okudum, yapılacaklar defterime aklıma geleni yazdım, sonra da bitirdiğim her işin üzerini çizip rahatladım.

Umarım siz de keyifli bir hafta geçirmişsinizdir. 🙏

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚


5 Ağustos 2017 Cumartesi

Uyku Tutmayan Yaz Gecelerine Arkadaşlık Edecek 8 Hafif Kitap Önerisi

Selam!

Sıcağı biraz da olsa uzaklaştıran rüzgarlı bir yaz akşamında ya da nemli, boğucu, uyku tutmayan, rahat ettirmeyen bir havada size arkadaşlık edecek, kafanızı dağıtıp bambaşka alemlere dalmanızı sağlayacak birkaç kitap önerisine ihtiyaç duyuyorsanız bu içeriği sevebilirsiniz. 

Her ne kadar "İnce, kolay okunur kitap önerir misin?" sorularından hazzetmesem de bu kitaplar o soruların yanıtlarını arayanları da memnun edecektir diye düşünüyorum.

O halde hemen kitaplara geçelim! 



1) Köpek Kalbi - Bulgakov

Başlarda sevimli bir köpekciğin gözünden onun hayatını dinleyeceğinizi düşünürken sonrasında kendinizi hiç beklenmedik bir hikayenin içinde bulmanızı sağlayan Köpek Kalbi su gibi akıp giden, merak uyandıran ve bana kalırsa gerçekten farklı bir kitap. Eğer yeterince vaktiniz varsa bu kısa romanı bir günde ya da hafta sonunda kolayca okuyup bitirebilirsiniz.

2) Ben Ruhi Bey Nasılım -  Edip Cansever

Şiir okumayı özellikle de içindeki her bir şiirin hikayesi olan kitapları seviyorsanız Ben Ruhi Bey Nasılım'ı çok seveceğinizi düşünüyorum. Bir yaz gecesi, balkonunuzda ya da bahçenizde hoşça vakit geçirmek için Edip Cansever'in şiirlerine sarılabilirsiniz. 

3) Byelkin'in Öyküleri - Aleksandr Puşkin

Bu listede elbette ki birkaç öykü kitabı önereceğim. Byelkin'in Öyküleri de bu kitaplardan biri. Kıskanmaktan bir hal olduğum, dahi Rus yazarları arasında yer alan Puşkin'in, Byelkin adlı hayali bir karakterin ağzından anlattığı öykülerde; dönemin halkının yaşamı, alışkanlıkları harika bir dil ve kurguyla anlatılıyor. 

4) Kuşlar da Gitti - Yaşar Kemal

Babamın çocukluğundaki İstanbul'u görür gibi olduğum Kuşlar da Gitti, para kazanmak için kuş avına çıkan çocukların; hayallerini, umutlarını, mutsuzluklarını konu alıyor. "Azat buzat, cennet kapısında beni gözet." diyerek yakalanmış kuşları salıverip sevap kazanmak isteyen insanların giderek azalmasının altını çizerek aslında insanların saflıklarının da yok olup gittiğini mis gibi anlatıyor Yaşar Kemal. Duygulu, çok hisli, bir solukta okuyacağınız bir kitap.

5) Keşanlı Ali Destanı - Haldun Taner

Haldun Taner'in trajikomik oyunu Keşanlı Ali Destanı da zevkle okuyabileceğiniz kitap; hiç suçu yokken bir anda hapse giren ama bu nedenle de birden varoş mahallesi Sineklidağ'da epeyce kıymete binen zavallı Ali'nin hikayesini anlatır.

6) Yeditepe Öyküler - Abidin Dino

Nasıl bittiğini anlayamayacağınız beş farklı öyküden oluşan Yeditepe Öyküler'i, sanatın pek çok dalında eserler veren Abidin Dino'nun özgün tarzını en güzel şekilde yansıtıyor. 

7) Godot'yu Beklerken - Samuel Beckett

Beckett'in ünlü oyunu Godot'yu Beklerken, biraz daha felsefi ve hüzünlü bir hikayeye sahip. Beklemenin, bekleyenlerin ve beklenenin belirsizlikler içerisinde bir karmaşaya dönüştüğü kitabı her okuyan kendisine göre bir sonuç çıkarabilir. 

8)Semaver - Sait Faik Abasıyanık

Bir yaz gecesi yapılacak en güzel şeylerden biri elbette ki üstat Sait Faik'in muazzam öykülerini okumaktır. Her kitabını, her öyküsünü çok sevdiğim yazarın bu kitabında da yine gerçek hayattan insanların, gerçek hikayeleri anlatılır. Bana kalırsa Sait Faik'in kitaplarındaki hüzün bile sıcaktır.

Daha Fazla Kitap Önerisi!






Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Ev Kuşu


Geçen cuma günü kalan hakkımı kullanmak için yıllık izne ayrıldım. Bir yandan da ofis ertesi gün taşınacağı için masamdaki, kesonumdaki tüm eşyaları boşaltıp bir koliye doldurdum. Bu tatilin sonunda her şey yeniden başlayacakmış gibi bir his doğdu içime. Evet, bazen çok romantik olabiliyorum. 🙈


zSevgilim yeni işinde henüz bir yılı doldurmadığı için izne ayrılamayacağından bu bir haftayı evde, kafamı dinleyip ara ara ailemle, arkadaşlarımla en çok da kendimle birlikte geçirmeye karar verdim. Onu evde tek başına bırakıp bir yerlere gitmek içime sinmedi elbette.



Ama bir yandan da iyi ki böyle olmuş diyorum. Pazartesiden itibaren, şu üç günlük süreçte; evde, yürüyüşte ve alışveriş ya da hava almak için dışarı çıktığım diğer zamanlarda kendimi inanılmaz rahat ve huzurlu hissediyorum.

Sabah, sevgilim evden çıkarken azıcık gözlerimi açıp ayılıyorum, onu öpüp yolcu ettikten sonra birkaç saat daha uyuyorum. Sonra kalkıp tek başıma kahvaltı edip bir şeyler izliyorum. Evde gözüme çarpan, çalışırken düzenlemeyi ertelediğim yerleri yeniden düzenleyip küçük temizlikler yapıyorum.




Sonrasında ise canım ne zaman isterse, dilediğim yere yürüyorum, geziyorum, koltuğa yayılıp vakit öldürüyorum. Artık yeni çiçeklerimiz ile daha da içimi açan balkonumuzda kitap okuyor, bir şeyler izliyor ya da atıştırıyorum. Yani dünyanın en miskin ama en huzurlu tatillerinden birini yaşıyorum. Kendimi oldukça da dinç hissediyorum.





Yarın en yakın arkadaşlarımdan biri gelecek, bizde kalacak ve bu sakin tatile hoş bir renk daha katacak. Cuma günü için aklımda birkaç plan var ama henüz karar vermedim.


Bir haftayı anı yaşayarak; küçük bir dünyanın, evin içinde, kafamın en rahat edeceği şekilde tamamlamak istiyorum.

Dünyanın en seyahatsever insanı olmamanın yanında tam bir ev kuşu olduğumu ve ironiklikte çıtayı en üst seviyelere çıkardığımın altını çizmiş oldum sanırım.

Umarım gelecek günler bu şekilde huzurlu, sakin ve mutlu geçer.

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

1 Ağustos 2017 Salı

Temmuz Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017

Selam! 

2016 Aralık sonunda "2017'de Mutlaka Okuyacağım 20 Kitap" adlı oldukça iddialı bir içerik yazmıştım. 🙈

Bu ay okuduğum kitaplar sayesinde listeden 3 kitabı daha sildiğim için oldukça mutluyum!🎈 

O halde listeden hangi kitapları silmişim, hangi kitapları okumuşum bir bakalım...



Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - Marcel Proust

Proust'un hayatından kesiler içeren Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabı Çiçek Açmış Genç Kızların İzinde, gençlik çağındaki karakterin ilk kitapta yavaş yavaş tomurcuklanan aşık yanının onu tamamen ele geçirdiği bir dönemi anlatıyor. İlk kitabı daha çok sevmiş olsam da bunun da ayrı bir şaheser olduğunu elbette ki inkar edemeyeceğim. Proust; okudukça yazmak için beni teşvik eden, hep düşündüğüm bazı konular hakkında çok açık cümleler yazıp beni hayrete düşüren bir yazar. Seri bitince hayranlığım daha da artmış olacak diye düşünüyorum.



Annem ve Ben - Maya Angelou

Biraz daha kapsamlı olmasını, anıların biraz daha derli toplu, detaylı anlatılmasını isterdim. Ancak akıcı, ilham verici ve hoş bir hayat hikayesi okuduğumu düşünüyorum. Maya'nın kitaplarını okumaya devam edeceğim.



Decameron - Giovanni Boccaccio 

Uzun zamandır iki ciltten oluşan, bu kadar uzun soluklu bir kitap okumamıştım. Ancak bakmayın 909 sayfa olduğuna, öyküler su gibi.  Decameron bence; günümüzle kıyaslarsak muazzam olduğunu düşünmeyeceğimiz ama yazıldığı zamanı dikkate alırsak takdir edeceğimiz bir kitap. 

En güzeli de kadınların hoşça vakit geçirmesi için yazılmış olması tabii. 💓



Birtakım İnsanlar - Sait Faik Abasıyanık 

Sait Faik'in sıcaklığının, samimiyetinin çokça hissedildiği Birtakım İnsanlar'da gerçekten de birtakım sıradan insanın kesişen hayatlarını, yalnızlıklarını anlatmış Sait Faik. Her yeni bölümde, bir romandan çok birbirine bağlı birkaç öykü okur gibi hissettim. Pek sevdim.

Geçen Aylarda Neler Okumuşum?



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

21 Temmuz 2017 Cuma

Duy, Dinle, Anla

“Bütün öykülerin ana fikrinin iki çehresi vardır: hayatın devamı; ölümün kaçınılmazlığı.” 
― Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

Tüm iyi anlarımı, güzel zamanlarımı bir araya getirdiğimde ortaya çıkan tablo, bana tam da bu zamanlarda içimi dinlediğimi ve onu yatıştırmaya başarabildiğim için her şeyin yoluna girdiğini gösteriyor. 

Gün içinde kendimizden başka pek çok şeyi dinliyoruz. Patronumuzu, arkadaşlarımızı, sevgilimizi, ailemizi, çok sevdiğimiz ya da ilk kez duyduğumuz bir şarkıyı, açık pencereden odaya dolan seyyar satıcı seslerini, her şeyi duyuyor hatta vakit ayırıp dinliyoruz. Çevrede olup bitenleri anlamaya çalışıyoruz. Ama iş kendi iç sesimize gelince yorgun düşüp erteliyoruz bir dahaki sefere. Ya da onunla anlaşmaya çalışmıyoruz.

Yaşamaya devam ediyorsak ve aslında hiçbir şeyin gerçekten anlamı yoksa bence sadece kendimizi dinlemeyip yola her defasında kendimize inanıp devam etmeliyiz. Bu aralar en çok kendisi için yazan, gün içinde belki meditasyonla belki de sadece durup etraftan sıyrılarak düşüncelerine kulak veren biri olmayı doğru şekilde başarmak için uğraşıyorum. Küçük notlarım, küçük fikirlerim, gereğinden fazla hassas duygularım ve hiç çıkar yolu yokmuş gibi görünen düşüncelerimle baş başa kalmak için biraz daha fazla vakit ayırmalıyım.

Sonrasında birkaç benlik mucizesi ile karşılaşırsam belki size de yazarım.


2 Temmuz 2017 Pazar

Haziran Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017

Güzel öykülerle geçen mayıs ayının ardından haziran ayında da iki güzel öykü kitabı ve bir roman ile devam etti. Bakın bakalım bu ay neler okumuşum? 🙈


Hep Eve - Henrietta Rose Innes

Öykülerin dili, tavrı, "hep eve" giden sonları kitabın içerisindeki her bir hikayeyi ayrı ayrı değerlendirmeme çok da izin vermiyor. Bir araya geldiklerinde, art arda okunduklarında mana bulan; farklı hayatların, farklı yaşanmışlıklarının sonunun aynı olabileceğini gösteren öyküler yazmış Henrietta Rose-Innes. Zarif, naif ve duygulu anlatımı sayesinde güzel bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Al Yazmalım, Selvi Boylum, Erken Gelen Turnalar, Fuji Yama, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek - Cengiz Aytmatov

Al Yazmalım, Selvi Boylum'da bir aşk hikayesinden ziyade başına buyruk bir adamın pişmanlıklarını, yıkılan bir ailenin hikayesini anlatıyor bence Aytmatov. Sonrasında savaş sırasında okullarından tarlalara sürülen çocukların hikayesi Erken Gelen Turnalar başlıyor. Fuji Yama ise tıpkı adını aldığı dağ gibi ulu ve yüksek bir dağın tepesinde bir araya gelen dostların yılların eskitemediği, söndüremediği davalarını, aşklarını, sırlarını açığa çıkarıyor. Yazar son ve en etkileyici noktayı Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek ile koyuyor. Fok avına çıkan biri yaşlı, biri çocuk ve ikisi yetişkin dört erkeğin açlık, susuzlukla mücadelesini heyecanla anlatıyor. Bir çocuğun birkaç günde büyümesinin nasıl mümkün olacağını gösteriyor.


Ben Annemi Seviyorum - William Saroyan

William Saroyan'ı çok ama çok seviyorum. Pek çok kaynakta Amerikan edebiyatı yazarları arasında sayılsa da bana göre o Ermeni edebiyatının en değerli yazarlarından. Kökeni, ailesi, geçmişi ve Ermeni kültürleri okuduğum kitaplarında kendini gerçekten belli ediyor. Ancak yazarı sadece bu kitabından tanımış olsam gerçekten de Amerikan bir yazar olarak düşünürdüm. Bir anne ile kızının şöhret olma yolundaki hikayesini anlatan kitap, sıcak ve samimiydi. Saroyan'ın müthiş dilini görmek için en uygun kitap sayılmasa da yine de severek okuyacağınızı düşünüyorum.

Siz bu yazıyı okurken ben de Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların izinde romanının son sayfalarını okuyor olacağım.

Sevgiler!

Geçen Aylarda Neler Okumuşum?



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

26 Haziran 2017 Pazartesi

Uyku

"Genellikle benliğimiz asgariye indirilmiş durumda yaşarız;
 melekelerimizin çoğu, ne yapılacağını bilen ve 
onlara ihtiyacı olmayan alışkanlığa güvendiklerinden, uykudadırlar."
Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - Proust

Kendimi bildim bileli farkındayım ki "yaşadığımız" çok az an var. Rüzgara kapılıp giden yel değirmenleri gibiyiz. Dönüp duruyoruz, dönüp duruyoruz ve rüzgar bir an diniverirse düşünmek, fark etmek için küçük bir mola veriyoruz. 

Bir adamı / kadını, ailemizi, arkadaşlarımızı, çiçeği böceği seviyoruz. Zamanla sevmek, tıpkı çoğu zaman düşünmeden gerçekleştirdiğimiz konuşma eylemi gibi bir alışkanlık, rutin haline geliyor. Sonra bir an, gerçekten sevdiğimiz şeye dikkatlice baktığımızda, belki de bir tesadüf anında hiç görmediğimiz bir şeyi görmüşcesine duraksıyoruz. "Ne çok seviyorum!" , "Ne kadar güzel!" , "Nasıl bu kadar çok sevebilirim?" gibi pek çok cümleyi geçiyoruz içimizden. Bir anlığına, Proust'un da altını çizdiği uyku halinden uyanıyoruz. 

Bu sadece karşımızdaki bir canlı için hissettiğimiz bir duygunun yeniden dirilmesini kapsamıyor. Zihnimizin algıladığı her şey için geçerli. Kimi zaman ellerime bakıyorum, onları hiç tanımıyor gibi hissediyorum. Parmak uçlarımı inceleyip bir anlığına yaşadığımın farkına varıyorum. Sanki bir an önce nefes alan ben değilmişim gibi geliyor. Oturduğum banktan, yarı belime kadar sarktığım pencere pervazlarından, köprü demirlerinden görmeye alıştığım manzaralarda kimi zaman Galata Kulesi'nin kimi zaman çirkin otobanın bir parçası bana o anın kıymetini fısıldıyor. Tabii eğer yaşamak gerçekten kıymetli bir şeyse. 

Proust'a göre benliğimizin uykusunun cibinliği olan alışkanlıkları, rutini bozan bir olay, bir an açıveriyor. Cibinlikten sızan bir koku, bir ses artık her neyse bizi uyandırıveriyor. (Proust bu cibinlik benzetmemi duysa hoşlanır mıydı bilmiyorum ama ben zaten onun bu cümlesinden yola çıkıyorum sadece. Onun düşüncesini kesinkes paylaşmıyorum.) Bana kalırsa cibinliği açıveren sebeplerse bu kadar net değil. 

Bir süredir durup düşündüğümde aklıma gelen ve çözemeyeceğimi bildiğim halde irdelemekten hoşlandığım şeylerden biri de bu aslında. Gerçekten yaşadığımızı hissettiğimiz anları nasıl çoğaltabiliriz? Hislerimizi, düşüncelerimizi derin uykulardan nasıl kurtarırız?

Bildiğim tek şey, hayatı çok hızlı yaşamamaya çalışmak. Kendimize düşünecek anlar bırakmak. Bu soruların yanıtlarını bulmak ve daha çok "yaşamak" için atmamız gereken ilk adım iç sesimizi dinlemek. Kendimizi, benliğimizi tanımadan hiçbir yolculuğu tam manasıyla tamamlayabileceğimize inanmıyorum.

Ve evet, kimi zaman bir şeyler okurken düşüncelerime minicik bir yakınlığı bulanan bir cümlenin peşine takılıp yazıp duruyorum.


4 Haziran 2017 Pazar

Mayıs Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017


2017 mayıs ayı, benim için güzel öykülerle buluştuğum, tabir-i caizse az ama öz şeyler okuduğum bir ay oldu. Henüz bitiremediğim için listeye ekleyemediğim Hep Eve ve Cengiz Aytmatov'un öykülerinden oluşan bir kitaba da yine mayıs ayında başladım. 

Bitirdiklerim hakkında kısa kitap incelemelerini aşağıda bulabilirsiniz. Bakalım bu ay neler okumuşum?

Günlerin Getirdiği / Sözden Söze - Nurullah Ataç

İlk kez Nurullah Ataç okuyorum. Adını lise derslerindeki günlükleriyle duyduğum, epey ünlü ve donanımlı olan yazarın bu kitabı, denemelerden oluşuyor. Normal şartlarda denemek okumak benim için oldukça keyiflidir. Yeni şeyler öğrenmek, pek çok farklı konu hakkında fikir sahibi olmak, yazarın tavsiye ettiği, bahsettiği kitapları not alıp araştırmak deneme okumanın en zevkli yanları bana göre. Ancak Nurullah Ataç'ın bu denemeleri maalesef bana pek de bir şey katacak, zevk verecek konulara sahip değildi. Zorla bitirdim diyebilirim. 

Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishigiro

Okurken "Nasıl olur, nasıl olur?" diye kendimi paraladığım, kurgu olsa da gerçekmişcesine, sanki bir kanıt ararmışcasına kaybolduğum bir kitap oldu Beni Asla Bırakma. Kazuo Ishigiro'nun okuğum ilk kitabı Uzak Tepeler'de, savaş sonrası Japonya'da yaşayan farklı karakterlerin hayat hikayesini anlatıyordu yazar. Bu kitabın ismine baktığımda benzer bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Çok yanılmışım. Hailsham adlı bir okulda eğitim gören ve başka insanların hayatları için kendine çok iyi bakmak zorunda olan çocukların, gençlerin tuhaf, ortak kaderlerini konu alan kitap hakkında çok fazla detay verip de sürprizi kaçırmak istemiyorum. Ama Goodreads'te gördüğüm kötü yorumlara anlam veremediğimi eklemek istiyorum bitirmeden. Ya ben kitaptan, kurgudan anlamıyorum ya da onlar çok zevksiz. :)



İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden - Grace Paley

"İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden" birbirinden özgün öykülerden oluşuyor. Öykü okumayı sevenlerin çok beğeneceğini, bu kitapta yeni bir soluk bulacaklarını düşünüyorum. Özellikle yaratıcı öykü isimleri benim favorim oldu. Bunun yanı sıra kendi hayatından gözlemlediklerinden yola çıkarak farklı karakterlerin ev sahipliği yaptığı öyküler üreten Grace Paley'nin okuduğum ilk kitabı olmasına karşın hiç yabancılık çekmedim, yadırgamadım dilini. Yüz Kitap'a ne kadar teşekkür etsek az. :)

Muhtelif Evhamlar Kitabı - Ömür İklim Demir

Birbiri ardına sıralanan öyküler arasındaki bağı hissetmek, aynı karakterlerle farkı öykülerde yeniden karşılaşmak bir okur olarak en sevdiğim şeylerden biri. Muhtelif Evhamlar Kitabı, kimi zaman karakterleri kimi zaman da sadece hissettirdikleriyle birbirine bağlanmış 10 güzel öyküden oluşuyor. Tabir-i caizse hiçbiri dünyayı kurtarmıyor, kurtarmak da istemiyor zaten ama yaşarken körleştiğimiz, anlatmakta, dile getirmekte zorlandığımız pek çok ana geri götürüyor bizi. 
Not: Öyküleri okurken bir yandan da kendi öykülerimi yazdım zihnimde, yeni öyküler okumak için hevesim bilendikçe bilendi. Umarım her okuyan benimle aynı şeyleri hisseder.

Geçen Aylarda Neler Okumuşum?



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

11 Mayıs 2017 Perşembe

Günübirlik Tur : Maşukiye, Abant, Sapanca



30 Nisan'da Anı Tur'un düzenlediği Maşukiye, Abant, Sapanca günübirlik turuna katıldık. Anı Tur ile daha önce; Kapadokya, Galatya (Amasya, Çorum, Tokat), Kuşadası - Pamukkale - İzmir turlarına katılmıştık. "Dünyanın en iyi tur şirketi" olduğundan değil elbette. Ancak turlara göre farklılık gösterse de genel olarak ortalama ve ortalamanın üstünde bir hizmete karşılık iyi fiyatlar sunduğu için bu kez de şansımızı günübirlik turda denedik.


Sabah 6'da yola çıkıp saat 9 gibi Maşukiye'ye yakın bir kahvaltıcıya gittik. Kahvaltı sonrası mekanın bahçesinde dolaşıp biraz fotoğraf çektik. Ardından Maşukiye Şelale bölgesine geçtik. Şelalenin içindeki ormanlık alanda biraz gezindik.



Bu esnada bir parantez açmak istiyorum. Şelale, ağaçlar, doğa çok güzel ancak azıcık güzel bir yer görüp işi ticarete dökmek isteyen halkımız burayı çirkin mekanlar ile dağınık, karmaşık bir hale sokmuş. Şelalelin karşısına geçip bir çay içmek istediğinizde çok da gönlünüze göre bir yer bulmanız zor.


Maşukiye'nin ardından yaklaşık 2 saat süren bir yolculuk sonrası Abant'a vardık. Abant'ın doğası, göl manzarası ve hava harika. Piknik alanları havanın tadını çıkarmak isteyen insanlarla doluydu. Göl kenarında yürüyüş yapmak, manzaranın tadını çıkarmak çok zevkliydi. Gezdiğimiz üç bölge arasında favorim kesinlikle Abant oldu. Fotoğraflardan da kolayca anlayabilirsiniz. 🙈





Gezinin son durağı Sapanca'da sadece sahil bölgesini görme imkanı bulduk. Nisan ayı olmasına rağmen yazlıkçılar gelmişti bile. Küçük, sevimli, göl kenarına kurulmuş bir ilçe Sapanca. Burada çok fazla vakit geçirmeden, göl kenarında bir şeyler atıştırıp birkaç saat dinlenip İstanbul'un yolunu tuttuk. 

Biz genel olarak tur ekibinden ayrı kendi kendimize gezip dolaştık ve güzel havanın, doğanın tadını çıkarmaya çalıştık. Kalabalığı ve tur rehberinin acemiliklerini saymaysak bizim için keyifli bir kaçamak oldu. 

Yeni yerler görmek ve keşfetmek üzere...

Sevgiler!

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚







1 Mayıs 2017 Pazartesi

Nisan Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017


Karamazov Kardeşler - Dostoyevski

İnsan zihnini, saf iyiliği ve kötülüğü, deliliğin farklı mertebelerini en açık şekilde gösteren Karamazov Kardeşler, küçük (!) bir insanı anlama kılavuzu adeta. Mükemmel kurgusu ile en basit görünen sıradan insanların dahi ne kadar farklı düşünceler, arzular içerisinde olabileceğini gösteren roman, farkı bakış açıları edinmek, çeşitli manevi kavramları yeniden sorgulamak için mutlaka okunmalı!

Hacı Baba'nın Maceraları - James Morier

İnsanoğlunun en çok zevk aldığı şeylerden biri kendisini bir başkasının ağzından dinlemek, onun gözünden görmek bana kalırsa. Orta Doğu'da geçen Hacı Baba'nın Maceraları'nı okurken bize yakın kültürleri, inançları bir İngiliz'in gözünden görme şansını bulmak çok keyifliydi. 
Söylemem gerekir ki James Morier'in olağanüstü gözlem yeteneğini kelimelere aktarış biçimi, iyi ve kötüyü bir terazide trajikomik olaylar ile dengelemesi ve en önemlisi de tarafsız bakış açısı ile kitabın inandırıcılığı muazzam bir noktaya ulaşıyor. Bu sebeple hikaye, kahramanın başından geçen maceralar da bir su gibi akıp gidiveriyor ve kendinizi Tuz Çölü'nde, İran şahın eteklerinin dibinde ya da Zeynep'in yanı başında hissedebiliyorsunuz. 
1824'te bir İngiliz tarafından yazılmış bu kitap, bir "yabancı" tarafından kaleme ele alınmış ama gerçeklik hissi çok yüksek bir eser.



Lağımlaranası ya da Beyoğlu - Bilge Karasu

Bilge Karasu'yu çok seviyorum. Özellikle de Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı romanı ve Usta Beni Öldürsen E hikayesi benim için çok özeldir. Ancak altını çizip düşüncelere daldığım cümlelerine rağmen Lağımlaranası ya da Beyoğlu'nda bir kopukluk, bir yetimlik vardı sanki. Belki de nedeni bu yazıların bir derleme olmasıydı. Nedenini bilemediğim okurken beni uzaklaştıran tuhaf bir his yaşadım. Ama bu diğer kitaplarını okumama, mümkünse hatmetmeme elbette ki engel olmayacak!

Kabuk - Zeynep Kaçar

Zeynep Kaçar Kabuk'ta bir ailenin hikayesini; dağınık, tıpkı hikayeleri gibi karmaşık bir kurguyla anlatmış. Her bir bölümde ailenin farklı kuşaklardaki kadınlarının yaşadıklarını, kendi gözlerinden anlatıldığı roman, bana göre biraz fazla melankolik bir ruha sahip olsa da yine de genel itibariyle yazarın anlatımı, dili çok hoşuma gitti. Kitap, kabuklarını bırakıp ruhlarını ortaya döküveren, bir yanları hep eksik kalmış kadınları konu aldığından bu ismi alıyor bana kalırsa.


Geçen Aylarda Neler Okumuşum?



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

29 Nisan 2017 Cumartesi

Bu Ay Neler İzledim? - Nisan 2017



Koca Dünya
Yönetmen: Reha Erdem
Oyuncular: Ecem Uzun, Berke Karaer
Süre: 1 Saat 41 Dakika
Tür: Dram
Reha Erdem'in son filmi Koca Dünya'yı birkaç kelime ile tanımlamam gerekse farklı, naif ve etkileyici aklıma gelen ilk sözcükler olurdu. Ayrı düşen iki kardeşin yeniden bir araya gelip herkesten kaçarak doğanın kucağına sığınmasını konu alan filmde; ölüm, delilik, özgürlük gibi farklı durumlar çeşitli simgeler ile izleyiciye aktarılıyor. Aklın odalarının doğanın kucağında, bol oksijen ile dolması kişiye neler katar, yaşanan onca travmanın üzerine doğa insana nasıl etki eder filmde bulabilirsiniz. Afişiyle bile çok şey anlatan bu filmi izleyip düşüncelere dalabilirsiniz.

                     


Tersine Dünya
Yazan: Orhan Kemal
Oyunlaştıran: Mustafa Gültekin
Yöneten: Elif Erdal
Oyuncular: Özlem Güveli Türker,Ozan Uçar, Hülya Çelik Kalebayır, Fikret Urucu
Süre: 2 Perde - 2 Saat 30 Dakika
Orhan Kemal'in Tersine Dünya romanını henüz okumadım ama yıllar önce 1993 yapımı Tersine Dünya filmini izleyip çok beğenmiştim. Kadınların erkeklerle yer değiştirdiği, cinsel kimlikleri yerle bir edip bu kimliklere yakıştırılan tüm yaftaları da ters yüz eden hikaye feminist damarlarımı kabartmıştı. Bu nedenle romandan uyarlanmış tiyatro oyununu görünce çok heyecanlandım. Ama oyuncuların orta seviyedeki performansı, müzikli şamatalı akışa rağmen genellikle durağan havası ile Tersine Dünya oyununu pek sevemedim.





Ben, Earl ve Ölen Kız
Orijinal İsmi: Me, Earl and Dying Girl
Yönetmen: Alfonso Gomez-Rejon
Oyuncular: Thomas Mann, Olivia Cooke, RJ Cyler
Süre: 1 Saat 45 Dakika
Tür: Komedi, Dram
Sıcak, eğlenceli ve mümkünse saf romantizmden uzak, hoş bir film seyretmek istiyorsanız Me, Earl and Dying Girl filmini şiddetle önerebilirim. Kan kanserine yakalanan genç bir kız ve çocuklarından beri kült filmleri yeniden yorumlayıp çeken iki genç adamın hayatlarının kesiştiği filmde ana tema ise dostluk. Ana fikirdeyse hayatımızdaki insanları kaybettikten sonra da tanıyabileceğimizin altı çiziliyor.




Cehennem
Yazan: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Metin Belgin
Oyuncular: Metin Belgin, Simay Tuna, Ahmet Somers, Bahadır Buyruk, Aslı Sarınç
Süre: 1 Perde - 1 Saat 10 Dakika
Cehennem için uzun süredir izlediğim en farklı, en sarsıcı oyun demem sanırım yanlış olmaz. İnternet'in yarattığı sanal alemlerin ileride nasıl boyutlara gelebileceğini ve bu alemde yasakların, yanlışların kontrolünün nasıl engelleyemeyeceğini konu alan oyunun atmosferi bir anda sizi içine çekiveriyor. Diyalogların ve kurgunun muazzamlığı, şaşırtıcı akışı ile Cehennem'i çok fazla anlatmak istemiyorum aslında. Gidip görmeniz, izlemeniz gerek. 


Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

18 Nisan 2017 Salı

Okunacak Kitaplar - 2017 / 2



Ocak ayında "2017'nin İlk 10 Kitabı" isimli bir içerik yayınlamıştım. O kitaplardan geriye sadece Nurullah Ataç'ın Günlerin Getirdiği kitabı kaldı. Diğer hepsini okuyup bitirdim. Hal böyle olunca 10 yeni kitap daha seçmenin vakti geldi. Bakalım önümüzdeki günlerde okunacak kitaplar arasında neler var? 📚



Hoş yeni alışkanlığım sebebiyle araya farklı kitaplar katıp okuyacak olsam da şimdilik mutlaka okunacak resmi (!) kitap listesi budur. 🔖

1. Frank Helbert - Dune

2. Alfred Bester - Kaplan! Kaplan!

3. Zeynep Kaçar - Kabuk

4. Muzaffer Özgüleş - Mimar Sinan Macerası

5. James Morier - Hacı Baba'nın Maceraları

6. William Saroyan - Ben Annemi Seviyorum

7. Gılgamış Destanı

8. Grace Paley - İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden

9. Marcel Proust - Çiçek Açmış Genç Kızların İzinde

10. Henrietta Rose - Innes - Hep Eve


Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

7 Nisan 2017 Cuma

Metafor: Gezgin Okur ve Karamazov Kardeşler


Alberto Manguel'in Gezgin, Kule ve Kitapkurdu kitabında okur, farklı metaforlar üzerinden anlatılır. Benimse okura en çok yakıştırdığım metafor, gezgindir. Zira pek çok kitap; bir dünya, bir derya, bir ülke kadar hareketli ve dolu doludur. Her kitap ise bilinen ya da bilinmeyen bir yere, kimi zaman hoş kimi zaman ise can sıkıcı bir yolculuğa çıkarır okuyucuyu.

Öyküler ve romanlar iki ayrı tür olsa da, uzunlukları, detayları bambaşka tutulsa da aynı yoğunlukta bir yolculuğa çıkmanızı sağlayabilir. Çok uzun öykü ve romanların tek farkı, yolcuğun süresidir. Bu süre uzadığında gezgin okur, kimi zaman tatlı bir yorgunluğa kapılır, dönüşü hüzünle bekler. Kimi zamansa eve dönme isteği daha ağır basar. Gördüğü yerler, tanıdığı insanlar ona yetmiştir.

Dostoyevski ile Rusya'ya Yolculuk

Dostoyevski'nin birbirinden çok farklı üç kardeşin hayatlarını, pek çok karakter ve olay ile birlikte ele aldığı Karamazov Kardeşler, gezgin okur için uzun, meşakkatli, yer yer oldukça heyecanlı, yer yer de oldukça düşündürücü, sakin bir yolculuk imkanı sunuyor.

Dostoyevski'nin anlatıcısı ile pek çok mekana girip çıkmak, kimi zaman adlarını hatırlamakta güçlük çekeceğiniz kişiler tanımak, kendi düşüncelerinizi bu kişiler ile çarpıştırmak bu yolcukta okuru epey canlı tutuyor. Olayların karmaşık yapılarını muazzam bir kurguyla bir bütün haline getiriveren, sadece kardeşlerin değil yan karakterlerin de hikayelerini bir yapboz parçası gibi söküp birleştiriveren rehber, anlatımındaki maharet ile sanki yüzlerce sayfalık şeyler anlatmıyor, çok zamanımızı da almıyor gibi bir izlenim uyandırıyor.

Yolculuğun sonuna doğru ise bir sonraki yolculuğa nasıl adapte olacağını düşünüyorsun kara kara.

Ben henüz Karamazov Kardeşler'i bitiremedim ama bugün, yarın vedalaşıyor olacağım Dostoyevski ile. Bir metafor olarak gezgin, doğrudan baktığında bir okur olarak bu uzun yolculuğu çok sevdim. Kitaptaki uzun anlatımlar yer yer beni yorsa da kötü bir veda yaşamayacağımı biliyorum onunla.

Öyleyse Karamazov Kardeşler'de olduğu gibi çok şey öğrenip çok şey hissettiğim nice yolculuklara!

.....................................................
Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

3 Nisan 2017 Pazartesi

Hafta Sonu Ne İzledim? - 1 /2.4.17


I, Daniel Blake
Orijinal İsmi: I, Daniel Blake
Yönetmen: Ken Loach
Oyuncular: Dave Johns, Hayley Squires, Sharon Percy
Süre: 1 Saat 40 Dakika
Tür: Dram

Marangozluk yaparak hayatını kazanan Daniel Blake'in hayatı işte geçirdiği kalp krizi sonucu değişir. Rahatsızlığı yüzünden çalışmaya devam edemeyecek hale gelen, ancak devlete bunu bir türlü anlatamayan yaşlı adamın yolu, bekar bir anne ve iki çocuğu ile kesişince işler daha farklı bir hal alır. Yalnızlığı bir nebze olsa da azalan Daniel Blake'in sorunları genç anneninkilerle çarpışır. Ben, Daniel Blake; çaresizlik, özelikle de devlet ve bürokrasiler önündeki çaresizlik ile ilgili, sıcak ve samimi bir film. Bu tür yapımları çok seviyor ve takdir ediyorum. 






Sokak Kedisi Bob
Orijinal İsmi: A Street Cat Named Bob
Yönetmen: Roger Spottiswoode
Oyuncular: Luke Treadaway, Bob the Cat, Ruta Gedmintas
Süre: 1 Saat 43 Dakika
Tür: Biyografi, Komedi, Dram

Sokak Kedisi Bob, uzun zamandır izlediğim en sevimli ve etkileyici filmlerden biri olabilir. Uyuşturucu bağımlısı genç bir adamın, bir kedinin hayatına girişiyle olumlu yönde değişen hayatını konu alan filmde, en çok Bob'a odaklanıp bu sevimli yaratığa hayran kalacaksınız.
Gerçek hayatta yaşanmış ve otobiyografik bir kitaptan uyarlanmış filmin sonunda hikayenin ana kahramanı ve kitabın yazarını görebilirsiniz.
Ben okumam sanırım ama ilgilenenler için kitabın linkini şuraya bırakıyorum.



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

30 Mart 2017 Perşembe

Şubat - Mart Aylarında Okuduğum Kitaplar - 2017



Şubat Ayında Okuduğum Kitaplar

*Parfümün Dansı - Tom Robbins

Ölümsüzlük, daha iyi, daha uzun bir yaşam nelere bedel? Ya da neleri bırakıp da bunlara ulaşabiliriz? Aslında her şeyin içimizde, zihnimizde olduğunu, "iyi" hissetmek, yaşamak uğruna verilen ödünlerin boşluğunu, kalbinin sesini dinlemenin "hafifliği"ni, kendi kendinin bilgesi olmanın mühim yanını gördüm bu kitapta. Birkaç küçük taşı yerine oturttum, başka kitaplar, insanlar, düşünceler ile tamamlayacağım duvarımı. Haydi hayırlısı...

*Mitoloji ve İkonografi - Bedrettin Cömert

Kitabı ikinci okuyuşum. Mitoloji ve ikonografi sınavımı geçmek için değil de hikaye okur gibi okudum bu sefer ve bir kez daha anladım ki gerçek bir kılavuz ortaya çıkarmış Bedrettin Cömert.

Not: Okulda ders kitabı olarak okuduğunuz bazı kitapları, okul bitince yeniden okuyun.

*Gezgin, Kule, Kitap Kurdu: Metafor Olarak Okur - Alberto Manguel

Hep kitaplar, yazarlar, akımlar tartışılıyorken ortaya böyle anlamlı bir kitap çıkması bence çok anlamlı. Gezgin, kule ve kitap kurdu metaforları ile okuyucu hallerini anlatan Manguel, faydalı ve zihin açan bir kitap çıkarmış ortaya.

*80 Günde Dünya Gezisi - Jules Verne

Okuduğum en maceraperest romanlardan biri olmaya aday 80 Günde Dünya Gezisi, dahi Jules Verne'in en popüler kitapları arasında. Severek, keyifle okunacak, çok akıcı bir kitap.

*Öğle Yemekleri - Evelio Rosero

Ne yalan söyleyeyim kitabı ilk gördüğümde aklımda hiç de kilisede verilen öğle yemekleri gelmemişti. Sıcak, samimi bir kitap beklerken bir kilisede çalışan, kambur bir genç adamın, tekdüze, sıkıcı hayatının, çevresindeki insanların konu alındığı, epey farklı bir roman ile karşılaştım.

Mükemmel olmaya zorlanırken bu yükün altında ezilen insanların hikayesi olabilir Öğle Yemekleri.

Mart Ayında Okuduğum Kitaplar

 *Sınırdaki Ev - William Hope Hodgson

Üzerine yapılan olumlu övgü ve eleştiriler ile büyük umutlar ile başladığım Sınırdaki Ev; şaşırtıp kafamı karıştırsa da havada kalmış, sadece gerilim yaratmak için anlatılmış bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Fantastik, gerkçekdışı romanlarda sevme eşiğim nedense hep yüksek oluyor.

*Swann'ların Tarafı - Marcel Proust

Duyguların en ince notasını bulmuş gibi Proust. Derin bir hüzün ile hayatın gerçeklerini bir araya katıp şaşırtıyor çoğunlukla. Sakin ve tekdüze bir okuma deneyimi sunuyor okuyucuya.

Meraklandırmaktan, peşinde sürüklemekten çok yarenlik etmenizi istiyor sanki. Hem ruhsal, hem fiziki tasvirleri ile "oradaymış" hissi uyandırıyor.

*Üç Başlı Ejderha - Leyla Erbil

Leyla Erbil, çok başka bir yazar.

İki uzun öyküyü sığdırdığı bu kitabında Maraş katliamında evladını kaybeden bir annenin acısını, tarihi yarımadada dikili duran Yılanlı Sütun'un tarihiyle, manasıyla katık edip kafaları allak bullak ediyor. Sonra bir denemeden yola çıkarak yazdığı diğer öyküsünde delilik sınırında yaşayan bir şairi ve çevresindekileri bambaşka bir hikaye ile ele alıyor.

Üç virgül hüznü, şehrin dört yanına savrulmuş devşirme sütunlar, tarihi eserler, taşlar, tanımadığım kişilerin çığlıklarını hatırlatacak bu kitaptan sonra. En azından unutana kadar.

*İstanbul'un Kuytu Köşeleri -Aydın Boysan

İstanbul'un kuytu köşelerinde kalmış birkaç semti, mahalleyi öğreneceğim diye hevesle okumaya başlamışken kitabı, kendimi bambaşka bir alemde buldum.

Aydın Boysan'ın görmüş geçirmişliği, İstanbul kitabını bir hayat kitabına çevirivermiş. Çocukluğundan gençliğine, orta yaşından ihtiyarlığına kadar hayatının farklı evrelerinde; yaşadığı, büyüdüğü, gezdiği, eğlendiği farklı mekanları, dönemin de şartlarını ve hallerini anlatarak ele almış Boysan.

Okurken doğup büyüdüğünüz mahalleleri, çocukluğunuzu hatırlatacak bir kitap İstanbul'un Kuytu Köşeleri. Onunla aynı şehirde, semtte doğmamış, İstanbul'da yaşamamış olsanız bile... 

Not: Açıklamalardan bazıları, Goodreads'te yaptığım kısa ve küçük değerlendirmelerdir. 


...

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚



29 Mart 2017 Çarşamba

Sabah Rutini(!)


İş yerim ve evim arasındaki upuzun yolda sürünüp durmanın en iyi yanı kitap okumaya ekstra zaman kazanabilmem. Kimi zaman yol boyunca, kimi zaman da daha az süreliğine kitabı elime alıp kendimi mekandan soyutluyorum. Eğer bir gün aniden freelancer olmaya karar verirsem -ki bu çok da uzun sürmeyecek sanırım- en çok bu anları özleyeceğim.

Özellikle sabahları, daha zihnim açılmamış, yataktan kalkalı yarım saat kadar olmuşken -evet 10-15 dakikada hazırlanıyorum- kendimi dünyanın en ciddi ya da en ütopik olaylarının içinde bulmak, bir anda 3 kupa kahve içmiş etkisi uyandırabiliyor. Tabii kimi zaman masal ya da öykülerin rehavetine kapılıp küçük esnemeler ile bölünen okumalar da yapmıyor değilim. Bu da işin sevimli tarafı.

Bu sabah düşündüm de bu nasıl oluyor? Yorgunluktan kaynaklı ruh gibi hissettiğim, kimsenin sesine bile tahammül edemediğim, yanımdan geçenlere, minicik değenlere pek de hoş olmayan bakışlar attığım sabah işe gidiş ve akşam iş çıkışı saatlerinde nasıl oluyor da her konuda okuma yapabiliyorum? Sanırım bunu bir çıkış ve kaçış olarak görüyorum. Yukarıda da söylediğim gibi sanırım zihin "soyutlanmak" istediğinde o an en uygun bulduğu şeye sarılıyor.

Hatta normal zamanda kolayca odaklanamayacağı konulara dahi bu tip zaman dilimlerinde daha kolay odaklanabiliyor. Algım doğru mu yanlış mı çalışıyor siz karar verin.

Reklamlar: Eğer siz de yolda kitap okumayı seviyorsanız şu içeriğe bir göz atın derim: Yolda Kitap Okumayı Sevenlere İşe Yarar 5 Öneri








22 Mart 2017 Çarşamba

İki Kitap, Bir Yeni Alışkanlık

...

Bazı kitapları okumayı erteleyip duruyorum. Bu durumun çok farklı nedenleri olabiliyor. Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i ise ısrarla okumamamın sebebi ise bir ara herkesin konuştuğu, çok sevdiği, yere göğe sığdıramadığı bir kitap olmasıydı. Tüm bu yorumlar, iyi düşünceler, kusursuz bulmalar arasında kendi sessizliğimi yakalayıp gerçekten tarafsız olmam epey zordu. Beklentim yüksek olduğu için okuma esnasında daha iyisini arayacaktım. Bu da ne olursa olsun bir tatminsizlik yaratacaktı.
Bir de ne yalan söyleyeyim herkesin yere göğe sığdıramadığı, ayak altına düşecek kadar popülerleşen şeylerden hazzetmiyorum. (edemiyorum.)

Ama bu aralar peydah olan yeni bir adetim var. Eğer ki elime kitabı alacak kadar üşengeç ve mızmızsam, yeni bir şeyler okumak istiyorsam, bulut uygulamasına yüklediğimiz e-kitap arşivini açıyorum ve rastgele, önüme gelen kitabı okumaya başlıyorum. Bu durum ne kadar sürer bilmiyorum ama durduk yere hiç aklımda olmayan bir kitabı okumak oldukça eğlenceli.

Son okuduğum Üç Başlı Ejdarha'yı da Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i de bu vesileyle okumuş oldum. İkisi de güzel bir tesadüf oldu benim için.



Bir Sütundan En Derin Acılara: Üç Başlı Ejderha

Leyla Erbil, başlı başına aykırı bir yazar. Dili, anlatımı her şey bir yana kendi noktalama işaretleri bile bu aykırılığın en iyi kanıtı. Üç Başlı Ejderha'da da öyle hüzünlü ve derin bir hikaye anlatıyor ki her bir cümlesini üç virgül ile bitiriyor bu hüznü anlatmak için. Katledilen evlatların, yok olup giden insanların yokluklarında acı çeken insanları bir annenin diliyle haykırıyor. Bu acıyı, tarihi yarımadadaki bir sütuna yüklüyor, onun etrafında dolanıyor, geçmişini anlatıyor, parmaklıklarından dibine doğru sarkıyor.

İki uzun hikaye ve geriye kalan anlamamanın verdiği şapşal bir his. Her ne kadar böyle yazıp duruyorsam da anlamam gereken daha çok şey olduğunu düşünüyorum bu tip kitaplarda. Yazarın dahi bilmediği sır perdeleri ve alt metinler çıkarmak için uğraşıp durmak sizin de ilgi alanınıza giriyor mu çok sık olmasa da?

Sıradan, Basit İnsanlara Hoş Bir Güzelleme: Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Günlük hayatın sıradan ve çok da mühim olmayan detaylarının oluşturduğu hikayeler anlatmayı da okumayı da çok seviyorum. Başka bir bakış açısıyla anlatılınca; köfte kızartmak, bir balık teknesinin boyanışını izlemek, balkondaki fesleğenin yapraklarını hafifçe okşamak gibi olağan durumlar, içimde bir yere incecik dokunuveriyor. Öyle ki bu nedenle Sait Faik'i, Salinger'ı çok seviyorum.


Barış Bıçakçı da günlük hayatın sıradanlıkları içerisinde, çok da tuhaf olmayan bir hayat yaşayan ama kendi hikayelerini yazan kahramanları anlatıyor Bizim Büyük Çaresizliğimiz'de. Nereden bakarsanız bakın her yerde rastlayabileceğiniz üç kahramanın yollarını kesiştiriyor; aşkı, dostluğu, hayatı sorguluyor onların üzerinden.
Güzelce, sakince düşündürüyor, hissettiriyor.

Kışın, baharın, rüzgarın, güneşin eşyaya, odaya vuruşunu tasvirleyip o anı yakıştırıyor olaylara. Yakıştırmak ne kadar doğru anlattı bilmiyorum ama bu da benim yine çok sevdiğim bir durum.

Siz en iyisi kitapta en çok ilgimi çeken bu alıntıyı okuyun...

"Gücümüzü, güzelliğimizi, canlılığımızı küçük yaşantıları sabırla tekrar etmekten alıyoruz."

...


Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚