23 Kasım 2015 Pazartesi

Ne Güzel Mekansın Sen: Fahriye Cafe



Sizi adını Ahmet Muhip Dranas'ın meşhur Fahriye Abla şiirinden aldığını umduğum, kitap dolu, kitap kokulu bir mekanla tanıştırmak istiyorum. Yer Kadıköy, Leylak Sokak. Dükkandan bozma, güzel, mavi perdelerle çevrelenmiş, önüne birkaç vintage masa ve sandalye atılmış şirin bir kafe görünce içeri girmemek olmaz. Biz de öyle yaptık. İyi ki de yaptık.


  Fahriye Cafe aslında bir kitap kafe olarak da görülebilir. Zira etraf okuyabileceğiniz hatta dilerseniz satın alabileceğiniz kitaplarla dolu. Hem bu özelliği hem de uygun fiyatlarıyla aslında bakarsanız tam da bir öğrenci mekanı. 



Mekanın biraz tozlu olması dışında hiçbir kusuru yok. Kimileri için sevimli kediler de sorun yaratabiliyor ama bana kalırsa canlarının istediğini yapıp ortalıkta takılan küçük yaratıklar her zaman mekana sıcaklık katar. Masama çıkmadıkları sürece. :) 

Fiyatların ne kadar makul olduğunu aşağıda görebilirsiniz. Biz kahve ile haşhaşlı damla sakızlı pasta söyledik. Pasta çok hafif ve lezzetliydi. Latte'ye 10 üzerinden 7 verebilirim. Daha fazla görsel ve yorum için aşağıya Zomato linkini bırakıyor olacağım.

Tavsiye benden, değerlendirmesi sizden. Hadi ben kaçtım çocuklar!



15 Kasım 2015 Pazar

Yaşasaydı Aşık Olurdum Diyebileceğim 5 Kitap Karakteri

Çocukluğumdan beri okuduğum kitapların içerisinde beni etkileyen onlarca karakter oldu. Bunlardan bazıları daha çocuk aklımla kalbime giren sevimli kahramanlar bazıları da daha sonraki yıllarda tavırları ve kişilikleriyle beni etkileyen genç adamlar oldu. "Yaşasaydı Aşık Olurdum Dediğim" ve tabii biraz da mübalağa ettiğim, ama çok sevdiğim, benim için yerleri ayrı olan 5 kitap karakteri arasında sizin de favorileriniz varsa aşağıya yorum olarak bırakabilirsiniz.

"Yaşasaydı Aşık Olurdum" Diyebileceğim 5 Kitap Karakteri


5 - Huckleberry Finn - Huckleberry Finn'in Maceraları / Mark Twain



Boyuna posuna bakmadan, çocukluğuna aldırmadan, büyüklerin dünyasında çıplak ayaklarıyla maceradan maceraya koşan Huckleberry Finn, her kadının ve küçük kızın sevdiği o haşarı tiplerden.


4 - Teneke Adam - Oz Büyücüsü / L. Frank Baum 



Oz Büyücüsü benim en sevdiğim hikayelerden biri. Filmini çocukluğumdan beri kaç kez izledim bilmiyorum. Hikayede en büyük dileği bir kalbe sahip olmak isteyen ve bu nedenle Dorothy ile Oz Büyücüsü'nün peşine düşen Teneke Adam beni çok ama çok duygulandırır. Maddi olarak bir kalbi olmasa da dokunsanız ağlayan, her şeye içlenen bu sevimli karakterdeki ironi diğer karakterlerdeki durumlardan daha çok etkiler beni. O yüzden de içimde bir sevgi vardır bu hassas Teneke Adam'a.

3 - Jesse Tuck - Ölümsüz Aile / Natalie Babbitt




Yine hem filmi hem de kitabıyla beni bambaşka alemlere götüren bir hikayenin kahramanı olan Jesse Tuck, hem kitaptaki o yakışıklı tasviri hem de hareketleriyle kalbimi kazanan karakterler arasında. Ölümsüz Tuck ailesinin duygularıyla hareket eden, delifişek oğlu, aşkının peşinde koşmasıyla ve ona ona saygı duymasıyla da beni çok etkilemişti.

2 - Dean Moriarty -Yolda / Jack Kerouac



Dean Moriarty, gerçek hayattaki adıyla Neal Cassady, tehlikeli bir adam. Belki de beni ona çeken, etkilenmemi sağlayan bu tehlikeli,ne yapacağı belli olmayan, haşarı kişiliği. İnanıyorum ki Neal, sadece benim değil pek çok kadının etkilendiği bir karakterdir.

1 - Zooey Glass / Franny & Zooey / J. D. Salinger



Salinger'ı, onun benim için yarattı dediğim Franny ve Zooey'sini anlatmama kelimelerim yetmez. Söyleyeceğim tek şey yaşasaydı, gerçekten kanlı canlı bir adam olsaydı Zooey bana çok iyi gelirdi. Umuyorum ben de ona.





4 Kasım 2015 Çarşamba

Moda'nın Sessiz Sakini: Pappa Cafe


Sessiz sakin bir mekanda sevdikleriyle bir şeyler içmek, çalışmak ya da okumak isteyenler için yeni bir mekan önerisi ile daha karşınızdayım! ("Karşınızdayım" klişesi kalp Başak.) Pappa Cafe, Moda'da, iki katlı, sevimli bir mekan.



Alt katta sadece dışarıda masaları bulunan kafenin üst katında rahat koltukları, grup halinde çalışmak için ideal, geniş masaları var. Masaların, sehpaların üstü dergiler ve farklı objeler ile dopdolu. Bu kimisi için hoş bir dekorasyon olsa da kimileri için-özellikle de bilgisayarı, kitapları ve defterleri ile gelenler- gereksiz ve engelleyici bir kalabalık olarak görülebilir.

































Yiyecek ve içeceklere gelecek olursak... Daha önce farklı mekanlarda ev yapımı ice tea içip çok sevdiğim için bu mekanınkini de denemek gibi büyük bir hataya düştüm. Gelen soğuk çayın dibinde normal çayda dahi tahammül edemediğim çay yaprakları yüzüyordu ve tadı çok kötüydü. Öyle ki iki yudum alıp bıraktım. Bir sonraki gelişimde sanırım bilindik bir şeyler -çay, filtre kahve- dışında yeni bir şey denemem.

Fiyatlar -biz o iki kötü soğuk çaya 20 lira gibi gereksiz bir para ödedik- ortalamanın biraz üstünde. Üstelik menü olmaması da bir dezavantaj. Ama rahatlık, sessizlik ve sakinlik açısından benden tam not aldı. Bir daha giderim ama koşa koşa olmayacağı kesin.


1 Kasım 2015 Pazar

Kitap İncelemesi: Mucizevi Mandorin - Aslı Erdoğan

Kitaplar ve yazarlar konusunda biraz ön yargılı, huysuz, aksi ve kimilerine gereksiz gelecek bir seçiciliğe sahip olduğumu biliyorum. İnkar etmiyorum. Bu durumdan çoğu zaman memnun olsam da bazen istemeden elimin tersiyle ittiğim çok iyi öyküler, yazarlar, romanlar olduğunun da farkındayım. Ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte.


Bir şehir, ancak içinde sevdiğiniz biri olunca yaşamaya başlar.

Şans bu ki "Kırmızı Pelerinli Kent" kitabını geçtiğimiz günlerde okuyup hiç sevmediğim Aslı Erdoğan'ın ikinci bir kitabı elimde olduğundan ön yargılarımı bir kenara bırakıp isteksiz de olsa "Mucizevi Mandorin*"e başladım. Yazarı okumadan önce hep iyi yazdığını düşündüğümden olacak ki bu sefer inadımı kırdım. Bu sayede de daha önceki hislerimde yanılmadığımı görmüş oldum. :)


Çünkü yeryüzündeki her insan, çirkin ördekler arasına düşmüş bir kuğudur.

"Mucizevi Mandorin" benim için okuması çok keyifli, çok akıcı ve çok duygulu bir kitap oldu. "Kırmızı Pelerinli Kent"in boğucu ve beni yoran akışının aksine, kitaptaki öyküler çok açık, belirgin ve netti.  Bir gözü yaralı bir kadının peşinden Cenevre sokaklarını arşınlamak, onun zihnine ve ruhuna girmek, yaşadıklarını öğrenmek hoş bir deneyim oldu. Birkaç ayrı konuyu ele alan kitap birbirini tamamlayan alt öyküleriyle benim Salinger'da en sevdiğim şeyi, hikayeyi takip etme keyfini, yaşamama sebep oldu. Acaba bu yalnız ve bir gözü yaralı "hayalet" kadın, yazarın başka kitaplarında, öykülerinde de var mı?


Biliyorum, bir insanın sevgisini kaybetmek, zorlukla ulaşılmış bir doruktan aşağı yuvarlanmaktır.

Depresif bir iç sesle, kendi hikayesini, yazdıklarını, içini anlatan kadının yanı sıra daha kısa, ne yalan söyleyeyim ilk öykü grubu kadar çok sevmediğim hikayelerle devam ediyor kitap. Ama o kadını dinledikten sonra sondaki öyküler nedense çok da ilgimi çekmedi. (Hoş sonlara doğru benzerlikler de yok değildi ama.) Keşke sadece bu kadını anlatsaydı kitaptaki tüm öyküler. Belki daha kuvvetli bağ kurardık.


Günümüzde herkes insanın üzüntüsünü göstermek için ağladığına inanıyor. Bir insanın mutsuzluğunu kavramaktan öyle acizler ki, öylesine ufalıyorlar ki acının karşısında, gülünçler. 

Bu ay üst üste okuduğum öykü kitapları, okuma hevesimi ve heyecanımı arttırdı. Üstelik her birinde sevdiğim bir yan olması, size de anlattığım bu kitapların bana ilham vermesi 2015'in son günlerinde kendimi daha iyi hissetmeme neden olan küçük mutluluklarım arasında yerini aldı.


Tek bir veda bütün bir ömür sürüyor. 

Elimde şimdi Demir Özlü'nün Berlin ve Amsterdam'daki günlerini anlattığı güncesi var. Bugün bitireceğim gibi gözüküyor. Kardeşi, canımın içi Tezer Özlü gibi o da kırık bir hisle okuduğum yazarlar arasına girecek gibi.




*Ben de bilmiyordum öğrendim. "Mandarin: Çin Mmparotorluğu'nda yüksek kamu görevlilerine verilen ad."mış.