14 Mayıs 2019 Salı

Kitap İncelemesi: Hadula - Bir Ada Öyküsü | Aleksandros Papadiamantis



Yunanistan'ın Dostoyevski'si olarak ünlenmiş Aleksandros Papadiamantis'in ünlü novellası Hadula - Bir Ada Öyküsü'nü bu sabah bitirdim. Bitirir bitirmez de burada anlatmak, çok etkilendiğim bu romanı için minik bir kitap incelemesi yazmak yazmak istedim. Gelin Jaguar Kitap'tan çıkan bu etkileyici kitabı azıcık karıştıralım.

Hadula - Bir Ada Öyküsü Künye


Orijinal Adı: İ Fonissa
Orijinal Dili: Yunanca
Yazarı: Aleksandros Papadiamantis
Çevirmeni: Yasemin Aydın
Editörü: Özge Dinç
Yayınevi: Jaguar Kitap
Sayfa Sayısı: 168


Hadula - Bir Ada Öyküsü Kitap Yorumu


Kitap Yunanistan'ın küçük bir adada şifacı olarak bilinen yaşlı bir kadının karanlık öyküsünü anlatıyor. Kitabın kapağına bakınca bir annenin ve erkek bebeğinin hikayesini okuyacakmış gibi bir izlenim edinsem de kitabın konusu bambaşka ve oldukça şaşırtıcı oldu benim için. Kitap incelemesi yapayım derken size çok fazla ipucu vermek ve tat kaçırmak istemiyorum ama oldukça sarsıcı ve gerçekliğiyle etkileyici bir roman olduğunu söylememek imkansız. Özellikle iyi ya da kötünün yanında olmadan, hikayeyi tarafsız bir bakış açısıyla anlatabilmesi çok etkileyici. 

Hadula Ne Demek?


Hadula'nın anlamı aslında kitabın sırlarını ortaya çıkarıyor. Yunanca'da "katil kadın" anlamına gelen Hadula, kitapta farklı isimlerde de anılan yaşlı kadını en iyi şekilde tanımlıyor. Kendince iyilik yaptığını düşünerek başladığı cinayetleri nedeniyle bir kaçak haline gelen kadının hikayesini heyecanla, merakla okudum. Jaguar Kitap'tan çıkan Hadula Bir Ada Öyküsü PDF ya da e-kitap formatlarında bulunmuyor. Zaten bir solukta okunacağından ve ince kapak tasarlandığından e-kitap olarak satın almanıza da hiç gerek yok. 

Keyifle okuduğum bu kitabı umarım siz de okuyup seversiniz!

Şimdiden keyifli okumalar!




21 Nisan 2019 Pazar

Mary Poppins Sihirli Dadı


Mary Poppins 2018 yılında gösterime girdi ama benim henüz izleme fırsatım oldu. Film, İngiliz edebiyatının en popüler çocuk kitapları arasında yer alan benim de çok sevdiğim Mary Poppins kitap serisinin "Mary Poppins Geri Dönüyor" isimli cildinden uyarlanmış. Filmin orijinal ismi "Mary Poppins Returns" ancak ülkemizde "Mary Poppins: Sihirli Dadı" ismiyle vizyona girdi.


Mary Poppins Konusu


Sihirli Dadı Mary Poppins, her zaman olduğu gibi meşhur şemsiyesiyle gökten iniyor ve zor durumda olan çocuklara yardım ediyor.  Kiraz Ağacı Sokağı 17 numaralı eve bu sefer daha önce dadılık yaptığı Michael'in annesi vefat etmiş çocuklarına bakmak için geri dönüyor. Evlerini ve anılarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan çocuklara, artık büyümüş iki yetişkin olan Jane ve Michael'e yardım diyor.

Ters dönen kuzen, mucizeleri unutmayan bir yetişkin olan iyi kalpli sokak lambası yakıcısı Jack, evin huysuz ve tatlı hizmetçisi Ellen ve diğer tüm karakterler ile birlikte çocuklar eğlenceli ve birbirinden fantastik günler geçiriyor.



Hem büyüklerin hem de küçüklerin severek izleyeceği filmde geçen şarkılar ve danslar de sihirli dünyaya harika bir şekilde eşlik ediyor. Mary Poppins IMBD kullanılarından 7,0 puan alıyor. 2 saat on dakika sürüp izleyenlerin keyifli zaman geçirmesini sağlayan Mary Poppins Sinemalar sitesinden ise 6.3 puan almış.

Bana kalırsa Mary Poppins izle ve unut tarzında filmlerden değil. Alt metinlerinden ilham almamak, umutlanmamak mümkün değil. Tabii siz de yaşamayı ve yaşadıklarınızı unutan yetişkinlerden değilseniz. :)


Mary Poppins Oyuncular


Mary Poppins oyuncuları arasında en popüler olanı şüphesiz ki Emily Blunt. Sihirli Dadı'ya hayat veren Emily Blunt'ın yanı sıra kadroda; Ben Whishaw, Emily Mortimer, Lin-Manuel Miranda ve Merly Streep gibi isimler yer alıyor. Mary Poppins 1964'te filme uyarlanmış ve bu filmde Mary Poppins'i Julie Andrews canlandırmış.

Mary Poppins: Sihirli Dadı'yı Rob Marshall yönetmiş. P.L. Travers'in kitabını ise David Magee, Rob Marshall, John DeLuca senaryo haline getirmiş.

Eğer fantastik hikayeleri seviyorsanız bu filmi mutlaka izlemenizi öneririm!

Bir sonraki içerikte görüşmek üzere, sevgiler!

14 Nisan 2019 Pazar

Bir Uyumsuzun Notları: Tomris Uyar'dan Kitap Önerileri


Geçtiğimiz günlerde Tomris Uyar'ın beni çok etkileyen, pek çok konu üzerinde düşünmemi sağlayan göndökümlerinin ikinci ve son kitabını bitirdim. Sohbet etmeyi çok sevdiğim, ufkumu açan bir dostumdan ayrılmışım gibi hissediyorum.

Bir Uyumsuzun Notları, diğer adıyla Gündökümleri'nde Tomris Uyar sadece günlük gelişmelerden ve dönemin öne çıkan olaylarından değil okuduğu ya da çevirdiği kitaplardan, beğendiği yazarlardan da bahsediyor. Ben de ilgimi çeken kitap ve yazar isimlerini not edip Goodreads'te okumak istediğim kitaplar arasına ekledim. Bunu yaparken kitapta bahsi geçen kitapların yanında aynı Tomris'in çevirdiği birkaç kitapla bahsettiği yazarların birkaç kitabını da araya sıkıştırıverdim. İşte o kitaplar!

Bir Uyumsuzun Notları'nda Geçen Kitaplar ve Yazarlar


  • İçimizdeki Şeytan - Raymond Radiguet
  • Yüzücü -  John Cheever
  • Gene Aşk - Doris Lessing
  • Karanlık Gözükünce - William Styron
  • İyi Geceler Öpücüğü - Nurdan Beşergil
  • Bir Sonraki Dolunay - Nurdan Beşergil
  • Kılavuz - Bilge Karasu
  • Zihin Kuşları - Leyla Erbil
  • Gönül Abla ve Temizinden Bir Milyon - Nathanael West
  • Uşak Ne Gördü? - Joe Orton
  • Merdivenin Dibindeki Gülümseyiş - Henry Miller
  • Doğu Ekspresi - John Dos Passos
  • Perde Arkası - Virginia Woolf
  • Kara Vagon- Bekir Yıldız
  • Türkler Almanya'da - Bekir Yıldız

Kitaplar arasında adını hiç duymadığım yazarların yanında Virginia Woolf, Bile Karasu, Leyla Erbil, Doris Lessing gibi okuyup sevdiğim ama yukarıda adı geçen kitaplarını okumadığım yazarlar da var. 

Her koşulda yeni kitaplar ile tanışmak için bir bahanem daha var! Daha ne olsun?



29 Mart 2019 Cuma

Bir Uyumsuzun Notları, Anlar, Yeniden Merhaba!



İçimdeki kağıtları hunharca doldurmaya devam ediyorum. Zihnimde yığınla not, düşünce ve plan var. Burayı unutmuş değilim ama bir şeyleri paylaşacak kadar sakin günler geçiremiyorum. İş, oğul, sevgili, ev ve canım kendime ucu ucuna yetişiyorum. Yazmak hep aklımın ucunda ama toparlayamıyorum.

Hal böyleydi işte. Ama bu sabah bilgisayarda birkaç işimi hallederken bu ekranı açıp yazmak, içimde birikenleri, paltomun cebine sakladıklarımı paylaşmak istedim. Belki de uzun süredir hissetmediğim kadar heyecanlı, yoğun duygular içinde olduğumdan. Hiç bilemiyorum ve bu beni daha da mutlu ediyor. 

Bol bol okumaya, iyi gelecek şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Kendime karşı açtığım "Kütüphaneni Sev, Onu Koru" meydan okumam bana kalırsa başarılı bir şekilde devam ediyor. Arada yaptığım çok küçük kitap alışverişlerini de mazur görüp bu minik kaçamaklara rağmen sözüme sadık oluşumla daha da keyifleniyorum. 

İlk kitap listemi bitirdikten sonra beş kadın yazarın kitabını okudum. Bu okumalardan sonra;
  • Sevgi Soysal'a olan sevgim ve hayranlığım arttı, 
  • Şebnem İşigüzel ile bir daha görüşmemek üzere ayrıldı, 
  • Şule Gürbüz'ün tamir ettiği saatler kadar tıkır tıkır işleyen zihnine, kalemine bayıldım,
  • Latife Tekin'in pek çok kişinin sıkıcı bulduğu "Ormanda Ölüm Yokmuş"unu bir solukta okuyup çok sevdim.
5 kadın yazarın kitabını bitirmeden bir sonraki listemi kurgu dışı kitaplardan oluşturmaya başlamıştım bile. Önce YKY'nin Cogito serisinde yer alan "Açıklık - İnsan ve Hayvan" kitabını okudum. Konu çok ilgimi çekse de dağınık anlatım yüzünden hiç sevemedim, yoğunlaşamadan, bir şeyleri zihnimde oturtamadan kitabı bitirdim. 

Şimdi elimde birincisini 16 Ocak'ta bitirdiğim ikincisine de sanırım bu ayın ortalarına doğru başladığım Gündökümleri var. Tomris Uyar'ın "Bir Uyumsuzun Notları" şeklinde de adlandırdığı bu günlükleri okumak bana inanılmaz bir keyif veriyor. Onun hayata bakışı, insanları ve hayvanları sevme biçimi, dostları, tanışları ile ilgili notları, denemeleri düşüncelerimin ufkunu genişletip beni de kendi içimde bambaşka yolculuklara sürüklüyor. Bir Uyumsuzun Notları, bittiğinde büyük bir boşluk hissedeceğim, devamını arayacağıma eminim.

Bu notlar, aynı zamanda halihazırda yaşadığım küçük heyecanların temel manalarıyla kesişiyor kimi zaman. Uzun zamandır daha iyi olma, anda kalarak farkındalık kazanma, kendime de insanlara da iyi gelme isteğimi uygulamaya başlarken ve bunun için daha çok şey yaparken de bana bilmeden destek oluyor Tomris. Yaşasaydı da bir beş dakika dahi olsa onunla sohbet etme şansım olsaydı keşke. 

Yine de iyi ki edebiyat, iyi ki kitaplar var da bu dünyadan göçmüş olsalar da böyle güzel insanların hayatlarını, düşüncelerini, hayal dünyalarını ziyaret edip mutlanabiliyoruz. (İyileşebiliyoruz desem çok mu abartmış olurum?) 

Ben anın tam da içinde olmaya, isteklerimi kalben dileyip gerçekleştiklerini gördükçe elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim. Ne kendime ne de bu satırları okumaya değer gören herhangi bir kimseye söz vermeden de bu yolculuklarımı belki detaylıca, belki üstü kapalı ama en önemlisi canım nasıl isterse öyle paylaşacağım. Kah kitapların, kah sadece sözcüklerin aracılığıyla. Yeter ki paylaşmış olalım öyle değil mi?

Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚

3 Ocak 2019 Perşembe

Sıradan Bir Gün - Mark Janssen

Küçük bir çocuğun sıradan bir günde neler yapabileceğini hayal ettiniz mi? "Hayal etmeye gerek yok, en fazla ne yapabilir ki?" diye düşünüyorsanız size bıyık altından gülmek durumundayım. 😉

Bir çocuk gün içerisinde parka gidebilir, yüzebilir, hayvanları izleyebilir, elma yiyebilir, yeni giysilerini deneyebilir... Ama bunları yaparken onun içerisinde bulunduğu dünyayı hangi yetişkin tahmin edebilir?

İsmiyle ters köşe yapan Sıradan Bir Gün'de Mark Janssen'in küçüklerin sıradan eylemlerini nasıl geniş bir hayal dünyasında yaşayabildiklerini, yaşayabileceklerini görebilirsiniz. 🎪 

Mark, o an kendi bile farkında olmadan en sıradan şeyi bile güzelleştiren miniklerin sihirli dünyalarını öyle güzel renkler ve çizimler ile betimlemiş ki hayran olmamak mümkün değil. 

Biz Can ile geçtiğimiz günlerde en baştan, çizimlere uzun uzun bakarak bitirdik Sıradan Bir Gün'ü. Önümüzdeki günlerde kim bilir kaç kez, her birinde bambaşka şeyler keşfederek okumaya da devam edeceğiz. 📚



Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚




27 Kasım 2018 Salı

Yaz, Çiz, Planla: 2019 Ajanda Modelleri

Selam! 👋

Defterleri, kalemleri, yazmayı çok seven biri olarak ajandaların yeri bende çok ayrı. İş ve özel hayatımdaki yapılacaklar listelerimi, toplantı tarihlerimi, çeşit çeşit notlarımı bilgisayarımda ya da hatırlatıcımda tutsam dahi bir deftere yazıyorum. Kağıt ve kalem kullanmak, notlarımı elimin altında tutmak beni motive ediyor. Hal böyle olunca da her yıl çıkan ajandalardan kırtasiyeye ayırdığım bütçeme ve zevkime uygun bir ya da bir - ikisini seçip satın alıyorum.

İşte gözüme kestirdiğim 2019 ajanda modelleri!

1- LeColor Haftalık Ajanda - Tropikal Desenli


Deseni ve iç sayfa tasarımlarıyla "Gel beni al" diyen bu haftalık ajandanın özel durumlar için (okunan kitaplardan izlenen kitaplara kadar) alanlar da yaratılmış. Böyle kullanışlı ajandaları çok seviyorum.


2- Küçük Prens Süresiz Ajanda


Bu aslında benim elimde olan ama pek çok kişinin severek kullanacağını düşündüğüm için listeye eklediğim bir ajanda. İç sayfalarda çok hoş Küçük Prens çizimleri var. Üstelik sayfalar benim sevdiğim gibi çizgisiz. Süresiz ajanda olması yani sayfalarda tarih belirtilmemesi de bir avantaj. Planların, notların olmadığı günlerin sayfaları boşa gitmemiş oluyor.

3- Nemesis Çocuklu Hayat Ajanda



Bu yıl elbette ki çocuklu arkadaşlarımı da düşünecektim! Ben alır mıyım emin değilim ama gerçekten ilgi çekici. Hem çocuğunuz için bir günlük hem de aktivite ve tavsiye defteri diyebilirim. 0-3 yaş çocuğu olanlar bir araştırsın derim. Bu arada ajandayı TRT1'in meşhur dadısı Pedagog Gözde Erdoğan hazırlamış.

4- Sinek Sekiz 2019 Ajandası



Bu ajandayı niyetlenip bir türlü alamıyorum inşallah bu sene benim olur. Sinek Sekiz'in bakış açısına da aşık olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Sitelerini inceleyip Instagram hesaplarını mutlaka takip edin. 💚

Bonus: Metis Ajanda 2019 - İnsan Nedir ki?


Uzun yıllardır her sene aldığım ajandayı bu sene almayacağım çünkü gerçekten kullanamıyorum. Çok küçük, yazma alanı çok verimsiz maalesef. Sadece içeriğindeki hikayeler, denemeler, özlü sözler için alıyordum açıkçası. Ama bu sene başkalarını mutlu etsin, ben eksik kalayım. 

Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚


18 Kasım 2018 Pazar

Kütüphaneni Sev, Onu Koru


Selam!👋

Son bir senedir eskisi kadar kitap alışverişi yapmasam da (bir ara neredeyse her hafta bir tane de olsa kitap alıyordum.) kütüphanemde okumadığım kitapların sayısı epey arttı. Ayrıca evlendikten sonra kütüphanemizde sadece benim kitaplarım olmadığı için okunacak kitap sayım ikiye katlandı. 

Okunacak kitapların sayısına yetişemeyecek olduğumun farkına varınca da kendi kendime kitaplı bir "challenge" yapmaya karar verdim. ("Challenge" diyorum çünkü kitap alışverişi yapmamak benim için gerçekten zorlayıcı, mücadele etmem gereken bir durum. 🙈) Bu meydan okumada amacım en az 6 ay boyunca kitap alışverişi yapmamak ve sadece kütüphanemizdeki kitapları okumak.
Bu süre boyunca sıkılmamak adına okuyacağım kitapları farklı şekillerde kategorize etmeye karar verdim. Her 5 kitapta bir okuyacağım kitapları farklı şekilde planlayacağım. Örneğin ilk 5 kitabı seçerken kütüphanemin son bölümüne gidip her 5 rafın ilk sırasındaki okumadığım kitapları topladım. (Buraya kadar deli olduğumu düşünmediyseniz okumaya devam edin.)


İşte o kitaplar!
1- Rastlantısal - Ali Smith
2- Tütüncü Çırağı - Robert Seethaler
3- Salkım Hanım'ın Taneleri - Yılmaz Karakoyunlu
4- Sol Ayağım - Christy Brown
5- Dokuz Buçukta Bilardo - Heinrich Böll 
Ben kitaplarımı yayınevine göre dizdiğimden 5 farklı yayınevinden, 5 farklı yazarın kitabını okumuş olacağım. Sonraki kitapları seçerken 5 kadın yazarın okumadığım kitapları olmalarına dikkat edeceğim.

Eğer becerebilirsem bu serüveni "Kütüphaneni Sev, Onu Koru" içerik serisiyle paylaşmaya çalışacağım. Instagram'da bu hashtag ile paylaşımlar yapabilirim. Hiç belli olmaz. 😬

Sizin de kütüphanenizde okumadığınız kitapların sayısı giderek artıyorsa bana katılabilir, okuduğunuz kitapları benimle paylaşabilirsiniz. 💛

Uzun zamandır sloganımı atıp gitmiyordum, çok canım çekti:



Okuyarak güzelleşelim!


Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚


15 Kasım 2018 Perşembe

Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim Aylarında Okuduğum Kitaplar - 2018


Selam! 👋

En son haziran ayında okuduğum kitapları paylaşmış olmama inanamıyorum. Normal şartlarda üşenip hiç paylaşmamayı tercih ederdim ama araya giren onca şeye rağmen istikrarla giden tek içerik serim bu olduğundan öyle ya da böyle bu yılı eksiksiz tamamlamak istedim. 

Aldığım mail ve mesajlardan hala beni merak eden, okuduklarımı takip eden kişiler olduğunu bilmenin verdiği bir sorumluluk da var elbette. Bu blog; fikirlerini paylaşmayı seven, tanıdığım ve tanımadığım güzel arkadaşlarım için var. (Yazar burada duygusallığın ucunu azıcık kaçırır.)

Lafı uzatmadan okuduğum kitaplara geçmek en iyisi olacak gibi görünüyor. Aksi halde bu içerik Paltodan Çıkanlar arasına girecek kıvama gelebilir❗

Temmuz Ayında Okuduğum Kitaplar

Buddenbrooklar - Bir Ailenin Çöküşü - Thomas Mann



En son bu kadar sağlam bir kurguya Savaş ve Barış'ta rastlamıştım. Kocaman bir hikaye olmasına rağmen öyle iyi bölümlendirilmiş, öyle güzel anlatılmış ki Buddenbrooklar'ın hayatına hızlıca adapte olabiliyorsunuz. Sonrasında ise gelsin dertler, tasalar... Şaka bir yana bir ailenin yıllara yayılmış öyküsü ancak bu kadar güzel ele alınırdı.

Soğukkanlılıkla - Truman Capote
Katillerin baştan belli olduğu bir cinayetin hikayesi Soğukkanlılıkla. Katile, maktullere, onları yakalayacak polise kadar pek çok farklı karakterin bakış açısına yer verilen bir kurguya sahip. Tiffany'de Kahvaltı'yı yazan bir yazarın bu kadar bambaşka türde bir kitabı yazması beni epey şaşırttı. 😊

Deniz Feneri - Virginia Woolf
Ben Virginia Woolf'u anlamıyorum arkadaşlar. Bu kitabını okuduktan sonra beyaz bayrağımı çıkarıp köşeme çekildim.
 Okuyorum, okuyorum, okuyorum neden bahsettiğini anlamıyorum. Daha doğrusu neden bahsettiğini anlayıp bu olayı nereye bağlayacağını anlamıyorum. Bir bakıyorum zaten bağlanmıyor. "Peki, neden bundan bahsetti?" diyorum. Bir bakıyorum kitap bitmiş. Ne kendimi ne de Virginia'yı suçluyorum. Biz birbirimize göre değiliz demek ki. 

Ağustos Ayında Okuduğum Kitaplar

Notre Dame'ın Kamburu - Victor Hugo



Notre Dame'ın Kamburu benim için dünya güzeli bir çingene kızının kilisenin zangocuna aşık olduğu bir çizgi filmdi. Bir de yine aynı hikayenin olduğu incecik, renkli çizimlerin olduğu bir çocuk kitabı. Ama hikayenin tam halini anlatan bu kocaman kitabı okuyunca yıllardır psikolojimiz bozulmasın diye bir tür önlem aldıklarına kanaat getirdim. Zira öyle iki ayrı hikayelermiş ki ben bir yerde bu iki farklı karakterin buluşmasını beklerken kitap bitiverdi. (Sonucu yazmayayım da sürpriz olsun okumayanlara.)





Cumartesi - Ian McEwan


Modern edebiyatın oldukça popüler yazarlarından Ian McEwan'ın hayata dair çeşitli anekdotları farklı olaylar üzerinden anlattığı Cumartesi, bir cumartesi günü yaşanan sıra dışı olayları alıyor. Ben yazarın bakış açısını ve dilini sevdim. Okumadıysanız "Bir şans verin." derim.







Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar

Güzelliğe Dair - Zadie Smith



Zadie Smith'in yazarlığını sevip sevmediğime hala karar vermiş değilim. Güzelliğe Dair de Can ile ilgilenmekten biraz uzun sürdüğü için iyice kafam karışmış durumda.

Ekim ayını elime yapışıp kalan ama bir türlü bitiremediği Ali Smith'in Rastlantısal'ı ile geçirdim. 2 Kasım'da ise nihayet bitiriverdim.

Bir sonraki "okuduğum kitaplar" içeriğinde sadece tek bir ayı anlatabilmek dilediğiyle! 🙈


Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Bazı Animasyonlar Çok Güzel: Köpek Adası (Isle of Dogs) - 2018

Selam! 👋


Aslında niyetim son zamanlarda izlediğim filmleri anlatmaktı ama o kadar çok film birikti ki hepsini anlatacak gücü kendimde bulamadım. Bu durum çok sevdiğim bir filmi sizinle paylaşmama engel olacak değildi tabii. 


Özetle; son zamanlarda izlediğim en iyi animasyonlardan biri ile karşınızdayım: Köpek Adası (Isle of Dogs)


Yönetmenliğini ve senaristliğini benim gibi hayalperestlerin hayran olduğu Wes Anderson'un yaptığı film renkleri, görsel ögeleri, hikayesi ile benim kalbimi fethetti. Özellikle renklerin, çizgilerin güzelliğine ba-yıl-dım!


Köpeklerin bir çöplüğe sürgün edildiği Japonya'da kaybolan köpeğini aramak için yollara düşen ve bu esnada sürgün edilmiş diğer köpeklerden yardım alan bir çocuğun hikayesi Köpek Adası. Mutlu sonla biten hikayeleri seviyor, distopyaları ütopyaya çeviren kahramanların hikayelerine bayılıyor, ince esprilerden hoşlanıyorsanız bu film tam size göre!


Şimdiden iyi seyirler! 📺

Sevgiler!

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚

10 Temmuz 2018 Salı

Haziran Ayında Okuduğum Kitaplar - 2018

Selam! 👋

Harika kitaplar ile tanıştığım, okumaya epey vakit ayırabildiğim, edebiyat ile ilişkimi yeniden güçlendirdiğimi düşündüğüm bir ayı geride bıraktım. Temmuz ayında da bu performansımı devam ettirmeyi umuyorum. 😇

Bu ay yine ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesine sardım. Bu nedenle elimde olmayan ama okumayı da çok istediğim kitapları da almayı beklemeden e-kitap olarak okuyup bitirdim. (Yani bu ay okuduğum tüm kitaplar 1001 kitap listesinden)Yukarıda da söylediğim gibi gerçekten harika kitaplar ile tanıştığımı düşünüyorum. O yüzden hemen listeye geçelim!

2018 Haziran Ayında Okuduğum Kitaplar

Bahçede Eğlence - Katherine Mansfield

Uzun süredir elimde olan ama okumaya bir türlü fırsat bulamadığım "Bahçede Eğlence", ünlü yazar Katherine Mansfield'in öykülerinden oluşuyor. Kısa, yalın, çok özgün olmasa da keyifle okunan kitap, kategorize etmeyi sevenler için bir yaz kitabı olarak tanımlanabilir. 
Doktor Moreau’nun Adası - H.G Wells

Hayvan deneylerine vurgu yapan "Doktor Moreau’nun Adası", hızlıca ilerleyen bir bilim kurgu romanı. Bir deniz kazası sonucu esrarlı bir adaya düşen ve burada mahsur kalan bir adamın hikayesini konu alan Doktor Moreau’nun Adası'nı kolayca okuyup bitirebileceğiniz, heyecanlı bir kitap olarak özetleyebilirim. 

Ben, Robot - Isaac Asimov

Ayın bir diğer bilim kurgu romanı "Ben, Robot" ile ilk Isaac Asimov kitabı mı da okumuş oldum. Robotlara çok farklı anlamlar yüklenebileceğini, robotların hayatımızda nasıl bir yer alabileceğini, bize nasıl etki edebileceklerini anlatan çok yaratıcı hikayeler okuyacağınızı garanti ediyorum! 🤖

Oblomov - Ivan Gonçarov

Kurgusu, akışı ile okuduğum en iyi kitaplar arasına giren "Oblomov", boşuna klasikler arasına girmemiş. Uyuşuk, yaşama tutunmak isteyen ama bir yandan da harekete geçemeyen, saf bir adamın hikayesinin anlatıldığı roman ile hayatıma "Oblomovluk" diye bir kavram girdi. Bu kavramı kitabı okuduğunuzda çok daha iyi anlayacak, zaman zaman bu adamın bitmeyen rehaveti yüzünden sinirlenip ona acımadan da yapamayacaksınız. Romanın almak isteyene güzel dersler verdiğini eklemeden geçemeyeceğim.


Martin Eden - Jack London

Oblomov'un ardından onun tam zıttı bir karakter ile tanıştım: Martin Eden. Yazmak, yazdıklarıyla para kazanmak uğruna pek çok şeyden vazgeçen, kimi zaman beş parasız kalan ama asla pes etmeyen bir yandan da aşık olduğu kadının peşinde savrulan bu adamın hayata bakışı sizin de bazı fikirlerinize etki edebilir. Kitabın sonunda yaşananlar ise Oblomovluk mu yoksa Martin Edenlik mi daha doğru şeklinde bir kıyaslama yapmanıza neden olabilir. Hoş ikisinin arasında bir yaşamı tercih edenler çoğunlukta olacaktır bence. 


Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood

Son günlerde dizisi nedeniyle epey popüler olan "Damızlık Kızın Öyküsü"nü ben de uzun zamandır okumak istiyordum. Konusunu anlatıp çok fazla tüyo vermek istemiyorum ama Atwood'un değinmek istediği konu çok hassas ve kurduğu distopya gerçekten tüyler ürpertici.

Amok Koşucusu - Stefan Zweig

Kısacık, bir günde okunup biten, sürükleyici bir hikaye "Amok Koşucusu". Bayıldığımı söyleyemem ama Zweig seven okurları da hayal kırıklığına uğratmayacaktır. 

Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

13 Haziran 2018 Çarşamba

Nisan - Mayıs Aylarında Okuduğum Kitaplar - 2018

Selam! 👋

Tıkanma ve Yavaş Adam'ı e-kitap olarak okudum. Bu nedenle görsellerini paylaşamadım. 
Her ne kadar blogu boşlasam da en azından ay ay okuduğum kitapları paylaşmaya, onlar hakkında birkaç cümle yazmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz iki ay okuma motivasyonum biraz düşüktü. Mayıs sonu gibi yeniden şevkle okumaya başlasam da bu iki ayda okuduğum kitaplar 2018 Mart ayında okuduğum kitapların sayısını geçemedi. Umuyorum ki bunlar 2018'in en az kitap okuduğum ayları olur. 

2018 Nisan Ayında Okuduğum Kitaplar




Tüm Ders Notları - Ferit Edgü

Hakkari'de Bir Mevsim'i okuduğumdan beri Ferit Edgü'ye karşı bitmeyen bir hayranlığım var. Tüm Ders Notları da yazarın günlük hayatında tuttuğu, deneme tadındaki notlarının yer aldığı bir kitap. 
Hayata, özellikle de yazmaya dair pek çok anekdotun bulunduğu bu eserde altını çizecek, bakış açınızı değiştirecek pek çok bölüm bulabilirsiniz. 





Kibritleri Çok Seven Küçük Kız - Gaetan Soucy

Goodreads'te bu kitap için "Kapağına bakınca sevimli bir kız çocuğuyla ilgili, sıcak bir hikaye okuyacağımı düşünürken hiç aklımın ucundan geçmeyecek, çok etkileyici bir hikayeyle karşılaştım. Etkilenilmemesi mümkün olmayan bir kitap bana göre." yazmışım. Konunun özgünlüğünü, sürprizini bozmamak için detay vermek istemiyorum ancak farklı bir kitap okumak istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim. 

Tıkanma - Chuck Palahniuk

En son 2015'in Ekim ayında Palahnuik okumuşum. (Bir Haz Markası) Bu kadar uzun zaman sonra oldukça sert durumların altını çizen bir kitabına kolayca adapte olduğuma göre kendisiyle epey samimi olduğumu düşünüyorum. Bir seks bağımlısının hayatını konu alan kitapta yine yaşamın en dip ve en gerçek noktalarına parmak basmış yazar. Mükemmel değil ama uyandırıcı. 

2018 Mayıs Ayında Okuduğum Kitaplar

Sarı Sıcak - Yaşar Kemal



Sarı Sıcak sayesinde Yaşar Kemal'in Anadolu taşan kaleminden çok güzel öyküler okudum. Romanın nasıl olması gerektiğini öğrendiğim yazarın öyküleri de de romanları kadar başarılıydı. Bakalım bir sonraki Yaşar Kemal kitabım ne olacak? 

Yavaş Adam - J.M Coetzee

Bir kaza sonucu sağ bacağını kaybeden bir adamın yaşadıklarını anlatan romanı severek okudum ancak tam manasıyla etkilenmemi engelleyen bir şeyler vardı. Sanıyorum oldukça gerçekçi olan konunun kimi yerlerde hayali bir hale bürünüp genel anlamıyla romanın gidişatında yarattığı farklılıklar nedeniyle bu hisse kapıldım. Bu durum başka kişilerin hoşuna gitmiş olabilir tabii. Tamamen anlık bir zevk meselesi de olabilir. 

Son iki ayda okuduğum kitaplar bu kadarcıktı. Haziran ayında hem modern hem de dünya klasiklerinden çok başarılı kitaplar paylaşacağım sizinle.

Takipte kalın!

Sevgiler!  

Bunları da Seversin!



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚

11 Haziran 2018 Pazartesi

Uçaklı GAP Turu Maceramız: 1. Gün Hatay

Hatay, Antakya'da bir Türk Katolik kilisesinin bahçesi. Doğa kendi kompozisyonunu yaratmış. Bize de çekmek düştü. 💛
Selam! 👋

Geçtiğimiz ay uzun zamandır hayalini kurduğumuz seyahati nihayet gerçekleştirdik! Blogu takip edenler hatırlayacaktır; aslında geçen sene bu tur için yer ayırtmış, turun son anda iptal olması nedeniyle de yine son anda Karadeniz turuna katılmıştık. İyi ki de böyle denk gelmiş. Belki geçen sene diğer tur şirketi ile Güneydoğu'yu gezsek bu kadar keyif almayacak, güzel havalara denk gelemeyecektik.

GAP turu; hamileleğim boyunca gerçekleştirdiğim en uzun ve yorucu seyahat olmasının yanı sıra Can doğmadan önce yaptığım son uzun gezi olmasıyla da benim için çok özel. İyi ki bebeğimiz doğmadan bu uzun ve özel geziyi de yapmışız. Zira bu kadar yoğun ve yorucu bir programın bebekle rahatça gerçekleştirilebileceğine ihtimal vermiyorum. 🙈

Seyhan Nehri üzerinde uzanan Taş Köprü.
Tüm bu küçük detaylardan sonra gelelim turun detaylarına. Yolculuğumuz sabahın erken saatlerinde Atatürk Havalimanı'nda başladı. Buradan Adana'ya geçip tur grubumuzla buluştuk. Adana bu turda aslında bir nevi bağlantı noktasıydı. Bu nedenle şehri diğer şehirleri gezdiğimiz gibi detaylıca gezme fırsatı yakalayamadık. Sadece yol üzerinde bulunan Sabancı Camisi'ni ve Seyhan Nehri üzerinde bulunan Taş Köprü'yü fotoğraflamak için kısa bir mola verdik. Sonrasında istikamet Hatay'dı!

Hatay Arkeoloji Müzesi


Meşhur Şuppiluliuma heykeli.
Hatay'da ilk durağımız ise Hatay Arkeoloji Müzesi oldu. Çok dolu dolu ve harika eserler barındıran bu müzede şehrin kültürel tarihini en güzel örnekleriyle görmek mümkün. Heykellerden mezar kalıntılarına, mozaiklerden küçük objelere kadar pek çok arkeolojik eseri bu müzede inceleyebilirsiniz. Burada küçük bir dipnot iletmek istiyorum. Müzede çalışan herkes, özellikle de güvenlik görevlileri ziyaretçilere inanılmaz yardımcı oluyor. Siz sormadığınız halde "Bu tarafı atladınız, burada çok güzel mozaikler var." şeklinde yönlendirmeler yapan görevlileri görünce nasıl sevindim anlatamam.

Nehir tanrısı Okeanos'un yer aldığı bir duvar mozaiği.
Hatay Arkeoloji Müzesi'nin mozaik bölümünden bir kare.

St. Pierre Kilisesi


Arkeoloji Müzesi'nden çıkıp yine Antakya'da yer alan ve Hristiyanlar'ın ilk kilisesi olarak bilenen St. Pierre Kilisesi'ni ziyaret ettik. Kilise adını M.S 29-40 yılları arasında Hristiyanlığı yaymak için şehre gelip bu bölgeye yerleşen St. Pierre'den alıyor. St. Pierre aynı zamanda İsa'nın 12 havarisinden de biri.

Kilise oldukça yüksekte bulunan kayaların oyulmasıyla meydana gelen bir mağara içine yapılıyor ve zaman içinde gerçekleştirilen eklemelerle günümüzdeki halini alıyor.

St. Pierre Kilisesi girişi.
Hem tarihi hem mimari hem de dini açıdan oldukça önemli bir yere sahip olan mekan, 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından Hristiyan kişilerin haç noktaları arasına katılıyor. 

St. Pierre Kilisesi altar bölümünde yer alan sunak masası.

Sunak masası üzerinde yer alan ve 60'lı yıllarda yapılan St. Pierre heykeli.
Dini mekan, Hatay gezilecek yerler arasında oldukça popüler bir yere sahip ve farklı inançlara sahip insanlar tarafından epey ilgi görüyor.

Antakya Türk Katolik Kilisesi




Antakya, Anadolu'da pek çok bölgede olduğu gibi farklı inanç ve kültürlere sahip insanların bir araya geldiği bir şehir. Bu nedenle dini mekanların sayısı da oldukça fazla ve çeşitli. St. Pierre Kilisesi'nin ardından küçük bir Türk Katolik Kilisesi'ni de gezdik. Yolda okuldan çıkmış küçük çocukların içten selamlaşmalarıyla mutlandığımızı da söylemeden geçemeyeceğim. 😊



600 yıl sonra yeniden Antakya'ya gelen Katolikler tarafından önce küçük bir manastır şeklinde kurulan kilise, 1852 yılında izin alınarak bugünkü haline geliyor. Bu kilise ile birlikte bir de Katolik okulu inşa ediliyor. Şehir merkezinde yer aldığı için çarşı gezisi sonrası ya da öncesinde rahatlıkla ziyaret edebilirsiniz. 

Hatay'da Ne Yenir?



Hatay mutfağı çok geniş ve zengin. Tek bir günde tüm lezzetleri tatmamız mümkün olmadığından en meşhur olan iki lezzete öncelik verdik. Tepsi kebabı ve künefe! Bu iki lezzet de hem İstanbul'a göre çok uygun hem de inanılmaz lezzetliydi.

Biz genel tavsiyelerin yerine magnet satın aldığımız bir esnafın tavsiyesi üzerine Asi Künefe'ye gittik. Tepsi kebabı sipariş üzerine sıcak sıcak hazırlanıyor. Bir porsiyon ile iki kişi rahatça doyar. Yukarıda gördüğünüz de bir porsiyonluk tepsi kebabı.

Künefe sıcak sıcak, altında küçük bir mum ile şerbeti cızırdayarak geldi. Koca bir dilim halinde, yanında sütle servis ediyorlar. Vaktimiz olsa ikinciyi de yerdik sanırım. 🙈

Buradan sonra çarşıda gezinip magnet, yöresel kurabiye kömbe ve defne sabunu alışverişi yaptık.


Akşam da otelde yine bölgenin meşhur lezzetleri olan humus, zahter salatası vb. mezeleri tattık. Üstüne bir künefe daha yedik ancak Asi'deki künefenin yanına yaklaşamadı. (Tabii ki İstanbul'daki künefelerden iyiydi.)

GAP turunun ilk günü böylece geçiverdi. Belirli aralıklarla diğer şehirleri de anlatan içerikler paylaşmaya devam edeceğim.

Takipte kalın!

Sevgiler!

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚

8 Haziran 2018 Cuma

Değişimler, Dönüşümler


Sabaha karşı rüyamda Ohrid Gölü'nün kıyısında balayında geçirdiğimiz romantik günleri düşünüp gözyaşı döküyordum. O günlerin geri gelmeyeceğini bilmenin, yepyeni sorumluluklarla kuşatılmış olmanın ağırlığıyla uyandım. 

Hamileliğimin 8. ayındayım. Bu süreç boyunca hem fiziksel hem de ruhsal anlamda çok dinç, çok güçlüydüm. Hatta kimi zaman hamileymişim gibi hissetmedim, yaptığım işlere engel olmak isteyenlere gülüp geçtim. Şanslıyım ki durum hala böyle. Ama ara sıra küçük kaygı krizleri yaşıyorum. Kendime, sevgilime ve aramızdaki o bağa olan inancım o kadar çok ki çok şükür hızlıca geçiyor içimi kaplayan sıkıntı. Sadece şu tuhaf, bilinmezliğin verdiği heyecanı, tuhaf hissi atamıyorum içimden. O duyguyu da bizim küçük beyle göz göze geldiğimde aşacağım herhalde. 

Şimdilik büyük bekleyiş devam ediyor. Bloga yazmıyorum diye sitem mailleri alıyorum. Buraları bırakmaya çok niyetim yok. Yine de düzenli yazma konusunda söz veremiyorum. Doğum iznim başlayalı 2 hafta oldu. Çalıştığım döneme göre elbette çok da fazla boş vaktim var. Doğuma kadar içimden geldikçe bir şeyler paylaşır, doğumdan sonra da Can'ın alışma sürecini atlatıp yine buralara dönerim diye düşünüyorum. Hala blog okuyan, paylaştıklarımı severek takip edenleri de kısaca bilgilendirdiğime, azıcık içimi döktüğüme göre bu yazı amacına ulaştı bence! 

Görüşmek üzere!

Sevgiler!

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

Instagram 📷


Goodreads 📚