26 Haziran 2017 Pazartesi

Uyku

"Genellikle benliğimiz asgariye indirilmiş durumda yaşarız;
 melekelerimizin çoğu, ne yapılacağını bilen ve 
onlara ihtiyacı olmayan alışkanlığa güvendiklerinden, uykudadırlar."
Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - Proust

Kendimi bildim bileli farkındayım ki "yaşadığımız" çok az an var. Rüzgara kapılıp giden yel değirmenleri gibiyiz. Dönüp duruyoruz, dönüp duruyoruz ve rüzgar bir an diniverirse düşünmek, fark etmek için küçük bir mola veriyoruz. 

Bir adamı / kadını, ailemizi, arkadaşlarımızı, çiçeği böceği seviyoruz. Zamanla sevmek, tıpkı çoğu zaman düşünmeden gerçekleştirdiğimiz konuşma eylemi gibi bir alışkanlık, rutin haline geliyor. Sonra bir an, gerçekten sevdiğimiz şeye dikkatlice baktığımızda, belki de bir tesadüf anında hiç görmediğimiz bir şeyi görmüşcesine duraksıyoruz. "Ne çok seviyorum!" , "Ne kadar güzel!" , "Nasıl bu kadar çok sevebilirim?" gibi pek çok cümleyi geçiyoruz içimizden. Bir anlığına, Proust'un da altını çizdiği uyku halinden uyanıyoruz. 

Bu sadece karşımızdaki bir canlı için hissettiğimiz bir duygunun yeniden dirilmesini kapsamıyor. Zihnimizin algıladığı her şey için geçerli. Kimi zaman ellerime bakıyorum, onları hiç tanımıyor gibi hissediyorum. Parmak uçlarımı inceleyip bir anlığına yaşadığımın farkına varıyorum. Sanki bir an önce nefes alan ben değilmişim gibi geliyor. Oturduğum banktan, yarı belime kadar sarktığım pencere pervazlarından, köprü demirlerinden görmeye alıştığım manzaralarda kimi zaman Galata Kulesi'nin kimi zaman çirkin otobanın bir parçası bana o anın kıymetini fısıldıyor. Tabii eğer yaşamak gerçekten kıymetli bir şeyse. 

Proust'a göre benliğimizin uykusunun cibinliği olan alışkanlıkları, rutini bozan bir olay, bir an açıveriyor. Cibinlikten sızan bir koku, bir ses artık her neyse bizi uyandırıveriyor. (Proust bu cibinlik benzetmemi duysa hoşlanır mıydı bilmiyorum ama ben zaten onun bu cümlesinden yola çıkıyorum sadece. Onun düşüncesini kesinkes paylaşmıyorum.) Bana kalırsa cibinliği açıveren sebeplerse bu kadar net değil. 

Bir süredir durup düşündüğümde aklıma gelen ve çözemeyeceğimi bildiğim halde irdelemekten hoşlandığım şeylerden biri de bu aslında. Gerçekten yaşadığımızı hissettiğimiz anları nasıl çoğaltabiliriz? Hislerimizi, düşüncelerimizi derin uykulardan nasıl kurtarırız?

Bildiğim tek şey, hayatı çok hızlı yaşamamaya çalışmak. Kendimize düşünecek anlar bırakmak. Bu soruların yanıtlarını bulmak ve daha çok "yaşamak" için atmamız gereken ilk adım iç sesimizi dinlemek. Kendimizi, benliğimizi tanımadan hiçbir yolculuğu tam manasıyla tamamlayabileceğimize inanmıyorum.

Ve evet, kimi zaman bir şeyler okurken düşüncelerime minicik bir yakınlığı bulanan bir cümlenin peşine takılıp yazıp duruyorum.


4 Haziran 2017 Pazar

Mayıs Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017


2017 mayıs ayı, benim için güzel öykülerle buluştuğum, tabir-i caizse az ama öz şeyler okuduğum bir ay oldu. Henüz bitiremediğim için listeye ekleyemediğim Hep Eve ve Cengiz Aytmatov'un öykülerinden oluşan bir kitaba da yine mayıs ayında başladım. 

Bitirdiklerim hakkında kısa kitap incelemelerini aşağıda bulabilirsiniz. Bakalım bu ay neler okumuşum?

Günlerin Getirdiği / Sözden Söze - Nurullah Ataç

İlk kez Nurullah Ataç okuyorum. Adını lise derslerindeki günlükleriyle duyduğum, epey ünlü ve donanımlı olan yazarın bu kitabı, denemelerden oluşuyor. Normal şartlarda denemek okumak benim için oldukça keyiflidir. Yeni şeyler öğrenmek, pek çok farklı konu hakkında fikir sahibi olmak, yazarın tavsiye ettiği, bahsettiği kitapları not alıp araştırmak deneme okumanın en zevkli yanları bana göre. Ancak Nurullah Ataç'ın bu denemeleri maalesef bana pek de bir şey katacak, zevk verecek konulara sahip değildi. Zorla bitirdim diyebilirim. 

Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishigiro

Okurken "Nasıl olur, nasıl olur?" diye kendimi paraladığım, kurgu olsa da gerçekmişcesine, sanki bir kanıt ararmışcasına kaybolduğum bir kitap oldu Beni Asla Bırakma. Kazuo Ishigiro'nun okuğum ilk kitabı Uzak Tepeler'de, savaş sonrası Japonya'da yaşayan farklı karakterlerin hayat hikayesini anlatıyordu yazar. Bu kitabın ismine baktığımda benzer bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Çok yanılmışım. Hailsham adlı bir okulda eğitim gören ve başka insanların hayatları için kendine çok iyi bakmak zorunda olan çocukların, gençlerin tuhaf, ortak kaderlerini konu alan kitap hakkında çok fazla detay verip de sürprizi kaçırmak istemiyorum. Ama Goodreads'te gördüğüm kötü yorumlara anlam veremediğimi eklemek istiyorum bitirmeden. Ya ben kitaptan, kurgudan anlamıyorum ya da onlar çok zevksiz. :)



İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden - Grace Paley

"İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden" birbirinden özgün öykülerden oluşuyor. Öykü okumayı sevenlerin çok beğeneceğini, bu kitapta yeni bir soluk bulacaklarını düşünüyorum. Özellikle yaratıcı öykü isimleri benim favorim oldu. Bunun yanı sıra kendi hayatından gözlemlediklerinden yola çıkarak farklı karakterlerin ev sahipliği yaptığı öyküler üreten Grace Paley'nin okuduğum ilk kitabı olmasına karşın hiç yabancılık çekmedim, yadırgamadım dilini. Yüz Kitap'a ne kadar teşekkür etsek az. :)

Muhtelif Evhamlar Kitabı - Ömür İklim Demir

Birbiri ardına sıralanan öyküler arasındaki bağı hissetmek, aynı karakterlerle farkı öykülerde yeniden karşılaşmak bir okur olarak en sevdiğim şeylerden biri. Muhtelif Evhamlar Kitabı, kimi zaman karakterleri kimi zaman da sadece hissettirdikleriyle birbirine bağlanmış 10 güzel öyküden oluşuyor. Tabir-i caizse hiçbiri dünyayı kurtarmıyor, kurtarmak da istemiyor zaten ama yaşarken körleştiğimiz, anlatmakta, dile getirmekte zorlandığımız pek çok ana geri götürüyor bizi. 
Not: Öyküleri okurken bir yandan da kendi öykülerimi yazdım zihnimde, yeni öyküler okumak için hevesim bilendikçe bilendi. Umarım her okuyan benimle aynı şeyleri hisseder.

Geçen Aylarda Neler Okumuşum?



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

11 Mayıs 2017 Perşembe

Günübirlik Tur : Maşukiye, Abant, Sapanca



30 Nisan'da Anı Tur'un düzenlediği Maşukiye, Abant, Sapanca günübirlik turuna katıldık. Anı Tur ile daha önce; Kapadokya, Galatya (Amasya, Çorum, Tokat), Kuşadası - Pamukkale - İzmir turlarına katılmıştık. "Dünyanın en iyi tur şirketi" olduğundan değil elbette. Ancak turlara göre farklılık gösterse de genel olarak ortalama ve ortalamanın üstünde bir hizmete karşılık iyi fiyatlar sunduğu için bu kez de şansımızı günübirlik turda denedik.


Sabah 6'da yola çıkıp saat 9 gibi Maşukiye'ye yakın bir kahvaltıcıya gittik. Kahvaltı sonrası mekanın bahçesinde dolaşıp biraz fotoğraf çektik. Ardından Maşukiye Şelale bölgesine geçtik. Şelalenin içindeki ormanlık alanda biraz gezindik.



Bu esnada bir parantez açmak istiyorum. Şelale, ağaçlar, doğa çok güzel ancak azıcık güzel bir yer görüp işi ticarete dökmek isteyen halkımız burayı çirkin mekanlar ile dağınık, karmaşık bir hale sokmuş. Şelalelin karşısına geçip bir çay içmek istediğinizde çok da gönlünüze göre bir yer bulmanız zor.


Maşukiye'nin ardından yaklaşık 2 saat süren bir yolculuk sonrası Abant'a vardık. Abant'ın doğası, göl manzarası ve hava harika. Piknik alanları havanın tadını çıkarmak isteyen insanlarla doluydu. Göl kenarında yürüyüş yapmak, manzaranın tadını çıkarmak çok zevkliydi. Gezdiğimiz üç bölge arasında favorim kesinlikle Abant oldu. Fotoğraflardan da kolayca anlayabilirsiniz. 🙈





Gezinin son durağı Sapanca'da sadece sahil bölgesini görme imkanı bulduk. Nisan ayı olmasına rağmen yazlıkçılar gelmişti bile. Küçük, sevimli, göl kenarına kurulmuş bir ilçe Sapanca. Burada çok fazla vakit geçirmeden, göl kenarında bir şeyler atıştırıp birkaç saat dinlenip İstanbul'un yolunu tuttuk. 

Biz genel olarak tur ekibinden ayrı kendi kendimize gezip dolaştık ve güzel havanın, doğanın tadını çıkarmaya çalıştık. Kalabalığı ve tur rehberinin acemiliklerini saymaysak bizim için keyifli bir kaçamak oldu. 

Yeni yerler görmek ve keşfetmek üzere...

Sevgiler!

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚







1 Mayıs 2017 Pazartesi

Nisan Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017


Karamazov Kardeşler - Dostoyevski

İnsan zihnini, saf iyiliği ve kötülüğü, deliliğin farklı mertebelerini en açık şekilde gösteren Karamazov Kardeşler, küçük (!) bir insanı anlama kılavuzu adeta. Mükemmel kurgusu ile en basit görünen sıradan insanların dahi ne kadar farklı düşünceler, arzular içerisinde olabileceğini gösteren roman, farkı bakış açıları edinmek, çeşitli manevi kavramları yeniden sorgulamak için mutlaka okunmalı!

Hacı Baba'nın Maceraları - James Morier

İnsanoğlunun en çok zevk aldığı şeylerden biri kendisini bir başkasının ağzından dinlemek, onun gözünden görmek bana kalırsa. Orta Doğu'da geçen Hacı Baba'nın Maceraları'nı okurken bize yakın kültürleri, inançları bir İngiliz'in gözünden görme şansını bulmak çok keyifliydi. 
Söylemem gerekir ki James Morier'in olağanüstü gözlem yeteneğini kelimelere aktarış biçimi, iyi ve kötüyü bir terazide trajikomik olaylar ile dengelemesi ve en önemlisi de tarafsız bakış açısı ile kitabın inandırıcılığı muazzam bir noktaya ulaşıyor. Bu sebeple hikaye, kahramanın başından geçen maceralar da bir su gibi akıp gidiveriyor ve kendinizi Tuz Çölü'nde, İran şahın eteklerinin dibinde ya da Zeynep'in yanı başında hissedebiliyorsunuz. 
1824'te bir İngiliz tarafından yazılmış bu kitap, bir "yabancı" tarafından kaleme ele alınmış ama gerçeklik hissi çok yüksek bir eser.



Lağımlaranası ya da Beyoğlu - Bilge Karasu

Bilge Karasu'yu çok seviyorum. Özellikle de Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı romanı ve Usta Beni Öldürsen E hikayesi benim için çok özeldir. Ancak altını çizip düşüncelere daldığım cümlelerine rağmen Lağımlaranası ya da Beyoğlu'nda bir kopukluk, bir yetimlik vardı sanki. Belki de nedeni bu yazıların bir derleme olmasıydı. Nedenini bilemediğim okurken beni uzaklaştıran tuhaf bir his yaşadım. Ama bu diğer kitaplarını okumama, mümkünse hatmetmeme elbette ki engel olmayacak!

Kabuk - Zeynep Kaçar

Zeynep Kaçar Kabuk'ta bir ailenin hikayesini; dağınık, tıpkı hikayeleri gibi karmaşık bir kurguyla anlatmış. Her bir bölümde ailenin farklı kuşaklardaki kadınlarının yaşadıklarını, kendi gözlerinden anlatıldığı roman, bana göre biraz fazla melankolik bir ruha sahip olsa da yine de genel itibariyle yazarın anlatımı, dili çok hoşuma gitti. Kitap, kabuklarını bırakıp ruhlarını ortaya döküveren, bir yanları hep eksik kalmış kadınları konu aldığından bu ismi alıyor bana kalırsa.


Geçen Aylarda Neler Okumuşum?



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

29 Nisan 2017 Cumartesi

Bu Ay Neler İzledim? - Nisan 2017



Koca Dünya
Yönetmen: Reha Erdem
Oyuncular: Ecem Uzun, Berke Karaer
Süre: 1 Saat 41 Dakika
Tür: Dram
Reha Erdem'in son filmi Koca Dünya'yı birkaç kelime ile tanımlamam gerekse farklı, naif ve etkileyici aklıma gelen ilk sözcükler olurdu. Ayrı düşen iki kardeşin yeniden bir araya gelip herkesten kaçarak doğanın kucağına sığınmasını konu alan filmde; ölüm, delilik, özgürlük gibi farklı durumlar çeşitli simgeler ile izleyiciye aktarılıyor. Aklın odalarının doğanın kucağında, bol oksijen ile dolması kişiye neler katar, yaşanan onca travmanın üzerine doğa insana nasıl etki eder filmde bulabilirsiniz. Afişiyle bile çok şey anlatan bu filmi izleyip düşüncelere dalabilirsiniz.

                     


Tersine Dünya
Yazan: Orhan Kemal
Oyunlaştıran: Mustafa Gültekin
Yöneten: Elif Erdal
Oyuncular: Özlem Güveli Türker,Ozan Uçar, Hülya Çelik Kalebayır, Fikret Urucu
Süre: 2 Perde - 2 Saat 30 Dakika
Orhan Kemal'in Tersine Dünya romanını henüz okumadım ama yıllar önce 1993 yapımı Tersine Dünya filmini izleyip çok beğenmiştim. Kadınların erkeklerle yer değiştirdiği, cinsel kimlikleri yerle bir edip bu kimliklere yakıştırılan tüm yaftaları da ters yüz eden hikaye feminist damarlarımı kabartmıştı. Bu nedenle romandan uyarlanmış tiyatro oyununu görünce çok heyecanlandım. Ama oyuncuların orta seviyedeki performansı, müzikli şamatalı akışa rağmen genellikle durağan havası ile Tersine Dünya oyununu pek sevemedim.





Ben, Earl ve Ölen Kız
Orijinal İsmi: Me, Earl and Dying Girl
Yönetmen: Alfonso Gomez-Rejon
Oyuncular: Thomas Mann, Olivia Cooke, RJ Cyler
Süre: 1 Saat 45 Dakika
Tür: Komedi, Dram
Sıcak, eğlenceli ve mümkünse saf romantizmden uzak, hoş bir film seyretmek istiyorsanız Me, Earl and Dying Girl filmini şiddetle önerebilirim. Kan kanserine yakalanan genç bir kız ve çocuklarından beri kült filmleri yeniden yorumlayıp çeken iki genç adamın hayatlarının kesiştiği filmde ana tema ise dostluk. Ana fikirdeyse hayatımızdaki insanları kaybettikten sonra da tanıyabileceğimizin altı çiziliyor.




Cehennem
Yazan: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Metin Belgin
Oyuncular: Metin Belgin, Simay Tuna, Ahmet Somers, Bahadır Buyruk, Aslı Sarınç
Süre: 1 Perde - 1 Saat 10 Dakika
Cehennem için uzun süredir izlediğim en farklı, en sarsıcı oyun demem sanırım yanlış olmaz. İnternet'in yarattığı sanal alemlerin ileride nasıl boyutlara gelebileceğini ve bu alemde yasakların, yanlışların kontrolünün nasıl engelleyemeyeceğini konu alan oyunun atmosferi bir anda sizi içine çekiveriyor. Diyalogların ve kurgunun muazzamlığı, şaşırtıcı akışı ile Cehennem'i çok fazla anlatmak istemiyorum aslında. Gidip görmeniz, izlemeniz gerek. 


Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

18 Nisan 2017 Salı

Okunacak Kitaplar - 2017 / 2



Ocak ayında "2017'nin İlk 10 Kitabı" isimli bir içerik yayınlamıştım. O kitaplardan geriye sadece Nurullah Ataç'ın Günlerin Getirdiği kitabı kaldı. Diğer hepsini okuyup bitirdim. Hal böyle olunca 10 yeni kitap daha seçmenin vakti geldi. Bakalım önümüzdeki günlerde okunacak kitaplar arasında neler var? 📚



Hoş yeni alışkanlığım sebebiyle araya farklı kitaplar katıp okuyacak olsam da şimdilik mutlaka okunacak resmi (!) kitap listesi budur. 🔖

1. Frank Helbert - Dune

2. Alfred Bester - Kaplan! Kaplan!

3. Zeynep Kaçar - Kabuk

4. Muzaffer Özgüleş - Mimar Sinan Macerası

5. James Morier - Hacı Baba'nın Maceraları

6. William Saroyan - Ben Annemi Seviyorum

7. Gılgamış Destanı

8. Grace Paley - İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden

9. Marcel Proust - Çiçek Açmış Genç Kızların İzinde

10. Henrietta Rose - Innes - Hep Eve


Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

7 Nisan 2017 Cuma

Metafor: Gezgin Okur ve Karamazov Kardeşler


Alberto Manguel'in Gezgin, Kule ve Kitapkurdu kitabında okur, farklı metaforlar üzerinden anlatılır. Benimse okura en çok yakıştırdığım metafor, gezgindir. Zira pek çok kitap; bir dünya, bir derya, bir ülke kadar hareketli ve dolu doludur. Her kitap ise bilinen ya da bilinmeyen bir yere, kimi zaman hoş kimi zaman ise can sıkıcı bir yolculuğa çıkarır okuyucuyu.

Öyküler ve romanlar iki ayrı tür olsa da, uzunlukları, detayları bambaşka tutulsa da aynı yoğunlukta bir yolculuğa çıkmanızı sağlayabilir. Çok uzun öykü ve romanların tek farkı, yolcuğun süresidir. Bu süre uzadığında gezgin okur, kimi zaman tatlı bir yorgunluğa kapılır, dönüşü hüzünle bekler. Kimi zamansa eve dönme isteği daha ağır basar. Gördüğü yerler, tanıdığı insanlar ona yetmiştir.

Dostoyevski ile Rusya'ya Yolculuk

Dostoyevski'nin birbirinden çok farklı üç kardeşin hayatlarını, pek çok karakter ve olay ile birlikte ele aldığı Karamazov Kardeşler, gezgin okur için uzun, meşakkatli, yer yer oldukça heyecanlı, yer yer de oldukça düşündürücü, sakin bir yolculuk imkanı sunuyor.

Dostoyevski'nin anlatıcısı ile pek çok mekana girip çıkmak, kimi zaman adlarını hatırlamakta güçlük çekeceğiniz kişiler tanımak, kendi düşüncelerinizi bu kişiler ile çarpıştırmak bu yolcukta okuru epey canlı tutuyor. Olayların karmaşık yapılarını muazzam bir kurguyla bir bütün haline getiriveren, sadece kardeşlerin değil yan karakterlerin de hikayelerini bir yapboz parçası gibi söküp birleştiriveren rehber, anlatımındaki maharet ile sanki yüzlerce sayfalık şeyler anlatmıyor, çok zamanımızı da almıyor gibi bir izlenim uyandırıyor.

Yolculuğun sonuna doğru ise bir sonraki yolculuğa nasıl adapte olacağını düşünüyorsun kara kara.

Ben henüz Karamazov Kardeşler'i bitiremedim ama bugün, yarın vedalaşıyor olacağım Dostoyevski ile. Bir metafor olarak gezgin, doğrudan baktığında bir okur olarak bu uzun yolculuğu çok sevdim. Kitaptaki uzun anlatımlar yer yer beni yorsa da kötü bir veda yaşamayacağımı biliyorum onunla.

Öyleyse Karamazov Kardeşler'de olduğu gibi çok şey öğrenip çok şey hissettiğim nice yolculuklara!

.....................................................
Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

3 Nisan 2017 Pazartesi

Hafta Sonu Ne İzledim? - 1 /2.4.17


I, Daniel Blake
Orijinal İsmi: I, Daniel Blake
Yönetmen: Ken Loach
Oyuncular: Dave Johns, Hayley Squires, Sharon Percy
Süre: 1 Saat 40 Dakika
Tür: Dram

Marangozluk yaparak hayatını kazanan Daniel Blake'in hayatı işte geçirdiği kalp krizi sonucu değişir. Rahatsızlığı yüzünden çalışmaya devam edemeyecek hale gelen, ancak devlete bunu bir türlü anlatamayan yaşlı adamın yolu, bekar bir anne ve iki çocuğu ile kesişince işler daha farklı bir hal alır. Yalnızlığı bir nebze olsa da azalan Daniel Blake'in sorunları genç anneninkilerle çarpışır. Ben, Daniel Blake; çaresizlik, özelikle de devlet ve bürokrasiler önündeki çaresizlik ile ilgili, sıcak ve samimi bir film. Bu tür yapımları çok seviyor ve takdir ediyorum. 






Sokak Kedisi Bob
Orijinal İsmi: A Street Cat Named Bob
Yönetmen: Roger Spottiswoode
Oyuncular: Luke Treadaway, Bob the Cat, Ruta Gedmintas
Süre: 1 Saat 43 Dakika
Tür: Biyografi, Komedi, Dram

Sokak Kedisi Bob, uzun zamandır izlediğim en sevimli ve etkileyici filmlerden biri olabilir. Uyuşturucu bağımlısı genç bir adamın, bir kedinin hayatına girişiyle olumlu yönde değişen hayatını konu alan filmde, en çok Bob'a odaklanıp bu sevimli yaratığa hayran kalacaksınız.
Gerçek hayatta yaşanmış ve otobiyografik bir kitaptan uyarlanmış filmin sonunda hikayenin ana kahramanı ve kitabın yazarını görebilirsiniz.
Ben okumam sanırım ama ilgilenenler için kitabın linkini şuraya bırakıyorum.



Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

30 Mart 2017 Perşembe

Şubat - Mart Aylarında Okuduğum Kitaplar - 2017



Şubat Ayında Okuduğum Kitaplar

*Parfümün Dansı - Tom Robbins

Ölümsüzlük, daha iyi, daha uzun bir yaşam nelere bedel? Ya da neleri bırakıp da bunlara ulaşabiliriz? Aslında her şeyin içimizde, zihnimizde olduğunu, "iyi" hissetmek, yaşamak uğruna verilen ödünlerin boşluğunu, kalbinin sesini dinlemenin "hafifliği"ni, kendi kendinin bilgesi olmanın mühim yanını gördüm bu kitapta. Birkaç küçük taşı yerine oturttum, başka kitaplar, insanlar, düşünceler ile tamamlayacağım duvarımı. Haydi hayırlısı...

*Mitoloji ve İkonografi - Bedrettin Cömert

Kitabı ikinci okuyuşum. Mitoloji ve ikonografi sınavımı geçmek için değil de hikaye okur gibi okudum bu sefer ve bir kez daha anladım ki gerçek bir kılavuz ortaya çıkarmış Bedrettin Cömert.

Not: Okulda ders kitabı olarak okuduğunuz bazı kitapları, okul bitince yeniden okuyun.

*Gezgin, Kule, Kitap Kurdu: Metafor Olarak Okur - Alberto Manguel

Hep kitaplar, yazarlar, akımlar tartışılıyorken ortaya böyle anlamlı bir kitap çıkması bence çok anlamlı. Gezgin, kule ve kitap kurdu metaforları ile okuyucu hallerini anlatan Manguel, faydalı ve zihin açan bir kitap çıkarmış ortaya.

*80 Günde Dünya Gezisi - Jules Verne

Okuduğum en maceraperest romanlardan biri olmaya aday 80 Günde Dünya Gezisi, dahi Jules Verne'in en popüler kitapları arasında. Severek, keyifle okunacak, çok akıcı bir kitap.

*Öğle Yemekleri - Evelio Rosero

Ne yalan söyleyeyim kitabı ilk gördüğümde aklımda hiç de kilisede verilen öğle yemekleri gelmemişti. Sıcak, samimi bir kitap beklerken bir kilisede çalışan, kambur bir genç adamın, tekdüze, sıkıcı hayatının, çevresindeki insanların konu alındığı, epey farklı bir roman ile karşılaştım.

Mükemmel olmaya zorlanırken bu yükün altında ezilen insanların hikayesi olabilir Öğle Yemekleri.

Mart Ayında Okuduğum Kitaplar

 *Sınırdaki Ev - William Hope Hodgson

Üzerine yapılan olumlu övgü ve eleştiriler ile büyük umutlar ile başladığım Sınırdaki Ev; şaşırtıp kafamı karıştırsa da havada kalmış, sadece gerilim yaratmak için anlatılmış bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Fantastik, gerkçekdışı romanlarda sevme eşiğim nedense hep yüksek oluyor.

*Swann'ların Tarafı - Marcel Proust

Duyguların en ince notasını bulmuş gibi Proust. Derin bir hüzün ile hayatın gerçeklerini bir araya katıp şaşırtıyor çoğunlukla. Sakin ve tekdüze bir okuma deneyimi sunuyor okuyucuya.

Meraklandırmaktan, peşinde sürüklemekten çok yarenlik etmenizi istiyor sanki. Hem ruhsal, hem fiziki tasvirleri ile "oradaymış" hissi uyandırıyor.

*Üç Başlı Ejderha - Leyla Erbil

Leyla Erbil, çok başka bir yazar.

İki uzun öyküyü sığdırdığı bu kitabında Maraş katliamında evladını kaybeden bir annenin acısını, tarihi yarımadada dikili duran Yılanlı Sütun'un tarihiyle, manasıyla katık edip kafaları allak bullak ediyor. Sonra bir denemeden yola çıkarak yazdığı diğer öyküsünde delilik sınırında yaşayan bir şairi ve çevresindekileri bambaşka bir hikaye ile ele alıyor.

Üç virgül hüznü, şehrin dört yanına savrulmuş devşirme sütunlar, tarihi eserler, taşlar, tanımadığım kişilerin çığlıklarını hatırlatacak bu kitaptan sonra. En azından unutana kadar.

*İstanbul'un Kuytu Köşeleri -Aydın Boysan

İstanbul'un kuytu köşelerinde kalmış birkaç semti, mahalleyi öğreneceğim diye hevesle okumaya başlamışken kitabı, kendimi bambaşka bir alemde buldum.

Aydın Boysan'ın görmüş geçirmişliği, İstanbul kitabını bir hayat kitabına çevirivermiş. Çocukluğundan gençliğine, orta yaşından ihtiyarlığına kadar hayatının farklı evrelerinde; yaşadığı, büyüdüğü, gezdiği, eğlendiği farklı mekanları, dönemin de şartlarını ve hallerini anlatarak ele almış Boysan.

Okurken doğup büyüdüğünüz mahalleleri, çocukluğunuzu hatırlatacak bir kitap İstanbul'un Kuytu Köşeleri. Onunla aynı şehirde, semtte doğmamış, İstanbul'da yaşamamış olsanız bile... 

Not: Açıklamalardan bazıları, Goodreads'te yaptığım kısa ve küçük değerlendirmelerdir. 


...

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚



29 Mart 2017 Çarşamba

Sabah Rutini(!)


İş yerim ve evim arasındaki upuzun yolda sürünüp durmanın en iyi yanı kitap okumaya ekstra zaman kazanabilmem. Kimi zaman yol boyunca, kimi zaman da daha az süreliğine kitabı elime alıp kendimi mekandan soyutluyorum. Eğer bir gün aniden freelancer olmaya karar verirsem -ki bu çok da uzun sürmeyecek sanırım- en çok bu anları özleyeceğim.

Özellikle sabahları, daha zihnim açılmamış, yataktan kalkalı yarım saat kadar olmuşken -evet 10-15 dakikada hazırlanıyorum- kendimi dünyanın en ciddi ya da en ütopik olaylarının içinde bulmak, bir anda 3 kupa kahve içmiş etkisi uyandırabiliyor. Tabii kimi zaman masal ya da öykülerin rehavetine kapılıp küçük esnemeler ile bölünen okumalar da yapmıyor değilim. Bu da işin sevimli tarafı.

Bu sabah düşündüm de bu nasıl oluyor? Yorgunluktan kaynaklı ruh gibi hissettiğim, kimsenin sesine bile tahammül edemediğim, yanımdan geçenlere, minicik değenlere pek de hoş olmayan bakışlar attığım sabah işe gidiş ve akşam iş çıkışı saatlerinde nasıl oluyor da her konuda okuma yapabiliyorum? Sanırım bunu bir çıkış ve kaçış olarak görüyorum. Yukarıda da söylediğim gibi sanırım zihin "soyutlanmak" istediğinde o an en uygun bulduğu şeye sarılıyor.

Hatta normal zamanda kolayca odaklanamayacağı konulara dahi bu tip zaman dilimlerinde daha kolay odaklanabiliyor. Algım doğru mu yanlış mı çalışıyor siz karar verin.

Reklamlar: Eğer siz de yolda kitap okumayı seviyorsanız şu içeriğe bir göz atın derim: Yolda Kitap Okumayı Sevenlere İşe Yarar 5 Öneri








22 Mart 2017 Çarşamba

İki Kitap, Bir Yeni Alışkanlık

...

Bazı kitapları okumayı erteleyip duruyorum. Bu durumun çok farklı nedenleri olabiliyor. Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i ise ısrarla okumamamın sebebi ise bir ara herkesin konuştuğu, çok sevdiği, yere göğe sığdıramadığı bir kitap olmasıydı. Tüm bu yorumlar, iyi düşünceler, kusursuz bulmalar arasında kendi sessizliğimi yakalayıp gerçekten tarafsız olmam epey zordu. Beklentim yüksek olduğu için okuma esnasında daha iyisini arayacaktım. Bu da ne olursa olsun bir tatminsizlik yaratacaktı.
Bir de ne yalan söyleyeyim herkesin yere göğe sığdıramadığı, ayak altına düşecek kadar popülerleşen şeylerden hazzetmiyorum. (edemiyorum.)

Ama bu aralar peydah olan yeni bir adetim var. Eğer ki elime kitabı alacak kadar üşengeç ve mızmızsam, yeni bir şeyler okumak istiyorsam, bulut uygulamasına yüklediğimiz e-kitap arşivini açıyorum ve rastgele, önüme gelen kitabı okumaya başlıyorum. Bu durum ne kadar sürer bilmiyorum ama durduk yere hiç aklımda olmayan bir kitabı okumak oldukça eğlenceli.

Son okuduğum Üç Başlı Ejdarha'yı da Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i de bu vesileyle okumuş oldum. İkisi de güzel bir tesadüf oldu benim için.



Bir Sütundan En Derin Acılara: Üç Başlı Ejderha

Leyla Erbil, başlı başına aykırı bir yazar. Dili, anlatımı her şey bir yana kendi noktalama işaretleri bile bu aykırılığın en iyi kanıtı. Üç Başlı Ejderha'da da öyle hüzünlü ve derin bir hikaye anlatıyor ki her bir cümlesini üç virgül ile bitiriyor bu hüznü anlatmak için. Katledilen evlatların, yok olup giden insanların yokluklarında acı çeken insanları bir annenin diliyle haykırıyor. Bu acıyı, tarihi yarımadadaki bir sütuna yüklüyor, onun etrafında dolanıyor, geçmişini anlatıyor, parmaklıklarından dibine doğru sarkıyor.

İki uzun hikaye ve geriye kalan anlamamanın verdiği şapşal bir his. Her ne kadar böyle yazıp duruyorsam da anlamam gereken daha çok şey olduğunu düşünüyorum bu tip kitaplarda. Yazarın dahi bilmediği sır perdeleri ve alt metinler çıkarmak için uğraşıp durmak sizin de ilgi alanınıza giriyor mu çok sık olmasa da?

Sıradan, Basit İnsanlara Hoş Bir Güzelleme: Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Günlük hayatın sıradan ve çok da mühim olmayan detaylarının oluşturduğu hikayeler anlatmayı da okumayı da çok seviyorum. Başka bir bakış açısıyla anlatılınca; köfte kızartmak, bir balık teknesinin boyanışını izlemek, balkondaki fesleğenin yapraklarını hafifçe okşamak gibi olağan durumlar, içimde bir yere incecik dokunuveriyor. Öyle ki bu nedenle Sait Faik'i, Salinger'ı çok seviyorum.


Barış Bıçakçı da günlük hayatın sıradanlıkları içerisinde, çok da tuhaf olmayan bir hayat yaşayan ama kendi hikayelerini yazan kahramanları anlatıyor Bizim Büyük Çaresizliğimiz'de. Nereden bakarsanız bakın her yerde rastlayabileceğiniz üç kahramanın yollarını kesiştiriyor; aşkı, dostluğu, hayatı sorguluyor onların üzerinden.
Güzelce, sakince düşündürüyor, hissettiriyor.

Kışın, baharın, rüzgarın, güneşin eşyaya, odaya vuruşunu tasvirleyip o anı yakıştırıyor olaylara. Yakıştırmak ne kadar doğru anlattı bilmiyorum ama bu da benim yine çok sevdiğim bir durum.

Siz en iyisi kitapta en çok ilgimi çeken bu alıntıyı okuyun...

"Gücümüzü, güzelliğimizi, canlılığımızı küçük yaşantıları sabırla tekrar etmekten alıyoruz."

...


Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

15 Mart 2017 Çarşamba

Mekandan Ana Uzanan Hatıralar



"Eskiden bildiğimiz yerler, kendilerini kolaylık olsun diye yerleştirdiğimiz mekânlar âlemine ait değildirler sadece. O zamanlar ki hayatımızı oluşturan, birbirine bitişik izlenimlerin ince bir dilimidirler; belirli bir görüntünün hatırası, belirli bir ânın özleminden ibarettir ve evler, yollar, caddeler de, heyhat, seneler gibi uçup giderler."
diye bitti Swann'ların Tarafı. Aklıma hemen annemle el ele yürüdüğüm pasaj içleri, Arnavut kaldırımları, okul yolu geldi. Her gün mutlaka bir kalem, bir kitap ile ödüllendirdiği okul çıkışlarımdan sonra, onları aldığı kırtasiyenin önünden geçişimiz, buram buram ekmek kokan; galetalar, anasonlu kurabiyeler, çeşit çeşit ekmekler ile doldurulmuş camekanlarıyla aklımda kalan fırına girişimiz, evimize, babaanneme gidişlerimiz...

Ermeni, Rum, Türk, Kürt insanların bir arada yaşadığı mahalleleri, sokakları ve caddeleri hatim edercesine ezberlemişim bu küçük hatıralar sayesinde. Günlük hayatın tekdüze alışkanlıkları ve ihtiyaçlarının karşılanmasından çok daha fazlasıymış her şey.

Ucuz parfüm kokusuyla sarılmış bir tuhafiyede o dantelleri, oyaları için renkli ya da bembeyaz iplikler alırken hemen girişte durup bir sokağa, bir karşımdaki yüzlerce düğme çekmecesine baktığım -irili, ufaklı, desenli, desensiz, kazakları, hırkaları süsleyecek düğmeler- ya da balık, peynir, çamur kokan pazarda yerdeki ıslak ve ezilmiş sebzeler üzerinden sekerek geçtiğim minicik zaman dilimleri belki de bugün beni ben yapan pek çok şeyin temeli.

Eski kokular, eski sokaklar, çocuklarıma gösteremeyeceğim yıkılan, bozulan evler yani özetle tüm hatıralarımı zihnimden bir sinema perdesine aktarmak isterdim.

Zaman, şimdi onlarca işi sıkıştırmaya çalıştığımız dapdar zaman, o günlerde öyle geniş, ferahtı ki. Belki de bu yüzden bu kadar değerli şimdi.

Kötü anıları çarçabuk silen bu korkak, ödlek, hassas zihnimde, iyi anıları biriktirmeye devam ediyorum. Ama Aydın Boysan'ın bugün okuduğum sözlerinde* olduğu gibi yarın olacakları ya da daha dünü hatırlamaktan çok, çocukluğumda yaşadığım, nasıl hatırladığımı bilemediğim anları korumak istiyorum ölene dek.

*"Dün akşam ne olduğunu unutuşum, bana vız gelir ama, dilerim ki o eski anılar, yaşadıkça zihnimden silinmesin." İstanbul'un Kuytu Köşeleri - Aydın Boysan

12 Mart 2017 Pazar

Anlatmak ve Anlaşmak Üzerine


Kendimi bildim bileli kelimelerin dünyayı değiştireceğine inandım, durdum. Geçmiş zamanın rehavetine bıraksam da kendimi yanlış anlamayın. Hala çaktırmadan inanmaya devam ediyorum.
Bunun için tanıdığım, tanımadığım herkese ve her şeye bir şeyler yazıyorum. Bölük pörçük, doğru düzgün bir bağ kuramadan yapıyorum bunu çoğunlukla. Çok fazla açılıp apak kalırsam ellerini uzatıp içimi çıkaracaklar gibi geliyor birazcık. Birazcık ama. Çok olsa bu kadar yazıp, çizip, okuyup, okuduğumu da anlatmazdım. 

İnanıyormuş gibi yapanlar...
İnandığım çok az şey var. İnanmak istediğim çok şey. Bunları güzelce harmanlayıp birilerine anlatınca öyküler değil masallar yazacağım çocuklara. Ço-cuk-lara. Onlar da inanmayacak ama heyecanlanıp büyümemek için isyan edecekler. 

Alice'in rüyası, Matilda'nın silah olarak kitapları seçtiği ve mutlu sonla biten savaşı, Tom Sawyer'ın çıplak ayakları rehberim olacak. Zihnimde uçuşan hayal parıltıcıkları birleşip nihai bir rahatlama, iç huzur saçacak benliğime. 20 küsur senedir içinde hayal biriktirmek zor. Bunu gerçek hikayelere döküp anlatmaya çalışmak daha da zor. İyi bir dinleyiciyim ama iyi bir öykü anlatıcısı değilim sanırım.

Ne anlatıyordum?

Anlatmak, hayatın görünmez pelerininden çıkmasını sağlamak, onunla göz göze gelip mücadele etmek için birbirimizi dinlememiz gerek. Kimileri her zaman daha iyi anlatır. Bunu kabullenip anlaşmak gerek.

En büyük sorun iyi anlatıcıların kendini geç keşfetmesi belki de. "Konuşmayı ya da yazmayı seviyorsan, ne sevmesi yahu basbayağı biliyorsan bu işleri, neden susasın ki?" diye sorsam da, sorsanız da bir şey değişmez tabii. Zira bir sırası var her şeyin. 

Kalemine mürekkep yetmeyecek denli hırsla ve hızla yazsan da tüm yazdıklarını toparlamak kolay olmuyor işte.

Özetle, derin bir nefes alıp anlatmanın ve anlaşmanın bir yolunu bulmak zorundayız(m). 

Çünkü en çok istediğim şey benim safça düşündüğüm tüm o saçmalıkların saçmalık olmadığına inanmak. Bunun için birileriyle anlaşmak.

Anlatmak, anlaşmak.

Anlatmak, anlaşmak. 

Olacak gibi...

Yine Yeniden Swann'ların Tarafı, Masum, Küçük Kitap Alışverişi


Birkaç yıl önce, Keruac'ın Proust sevgisini de görüp heveslenerek Kayıp Zamanın İzinde serisini okumaya karar verdim. Serinin ilk kitabı Swann'ların Tarafı'nı, aklımın bir karış havada ve kim bilir nerelerde olduğu bir dönemime denk getirip okumuş olmalıyım ki diğer kitaplara geçecek motivasyonum olmadı.

Ama aklımın bir köşesinde de hep bu seriyi okumak vardı ve Proust'un bana katacağı şeyler için meraklanıp duruyordum. Nihayet o gün geldi. Proust'un baharı, yazı tasvir ettiği, güneş ışıklarını farklı açılardan odalara, pencerelere süzüverdiği bu kitabı; havaların iyileşmeye, güzelleşmeye yüz tuttuğu bir dönemde okumanın keyfi bambaşka oldu. Kitabın son sayfalarına geldiğim şu günlerde ise kararan, yağmuru çağıran hava ile karşılaşınca sanki Swann'nın mutsuz aşkına hüzünlendi Gaia.* 

Tüm bu romantikliklerimi ve varı yoğu kendi düşüncelerimin akışına yormalarımı bir kenara bırakırsak Swann'ların tarafının pek çok kişi tarafından sevileceğini düşünüyorum. En azından, zihnin en ince düşüncelerini hiç de zorlanmadan kaleme dökmüş, akıl ve kalp oyunlarını iyice anlayıp bize tüm riyakarlıkları ve düzenbazlıklarıyla anlatmış Proust'un önünde bir kez olsun saygıyla eğilmek gerekiyor. 

Aşkı, onun çıkarcı, masum, ikiyüzlü hallerinin tümünü enfes bir şekilde, sayfalarca, akıcı bir şekilde anlatmak, aşkın sadece romantik bir duygu olmadığını kolayca anlatmak öyle kolay bir iş değil. Sadece bu mu? Çocukluktan gençliğe adım atan bir delikanlının hayallerini ve bağlılığını, olgun insanların kıskançlık, ego gibi duygularla neler yapabileceğini de açıkça görmek, bu davranışlara gülümsemek de ayrı bir keyif. 

Serinin diğer kitaplarında her şeyin bambaşka bir boyutta ve daha iyi olacağını düşünüyorum. 

*Gaia: Yunan mitolojisinde doğa ana, yeryüzü tanrıçası.



Gerilmekten Bir Hal Olduk: Masum

Şubat ayında epey film izledik. Ay sonundan itibarense BluTV'nin İnternet dizisi Masum'a bağlandık. Uzun süredir oturup da dizi izlemeyeni, dizi izlemeyi vakit kaybı olarak gören bir çift olarak ağzımızın payını aldık. Her bir bölümü film tadında olan dizi bitmesin diye izlemeyelim dedik ama kaşla göz arasında final bölümünü de izledik. 

Dünyanın en yaratıcı finaline sahip olmasa da yaşattığı gerilim ve kafa karışıklıklarıyla Masum, uzun zamandır çekilmiş en iyi Türk dizileri arasında bence. (Diğerlerini pek bilmediğimden çok iddialı konuşmak istemesem de.)

Tek kötü yanı diziyi sadece BluTV üzerinden seyredebiliyor olmanız. Ama Torrent sitelerine bir bakmakta fayda var. Bir şekilde indirilip paylaşılmış olabilir. 



Gecikmeli de Olsa: Küçük Bir Bir Kitap Alışverişi 

Şubat ayı sonunda D&R'dan küçük bir kitap alışverişi yaptım. Aslında elimde okuyacak çok fazla kitap vardı ama o gün azıcık canım sıkkındı. Kargo bedava kampanyasını görünce bir süredir aklımda olan üç kitabı alıverdim. (Sonra da neden D&R'dan alışveriş yapmadığımı bir kez daha hatırladım. 3 kitabı sağ olsunlar 2,5 hafta sonra gönderdiler. )

İşte aldığım kitaplar:

1-Gılgamış Destanı
İnsanlık tarihine, ilk yazınlara ışık tutan, onları görmemizi sağlayan ve bugüne ulaşabilmiş her eser çok önemli. Listemde dikkatimi çekip duruyordu. "Vakti geldi." dedim ve ekledim sepete.

2-İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden
Yüz Kitap'ın tüm kitaplarını okumak, okumak, okumak istiyorum! Fikirlerine önem verdiğim birkaç kişi sayesinde haberdar olduğum şimdilik çok fazla kitap basmasalar da, epey meraklandıran işler başaran bu yayınevinden çıkan İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden'in yazarı Susan Sontag'dan "Grace Paley, beni güldüren, ağlatan öyküler yazıyor. Paley, kimseye benzemeyen komik, enerjik, sade ve hüzünlü bir sese sahip bir yazar." yorumunu almış. E okumak için çok yeterli ve geçerli bir sebep.

3-Kabuk
Bazı kitaplarla sürekli karşı karşıya geliyor. Çok seveceğimi hissedip okumak için doğru anı, doğru karşılaşmayı bekliyorum. O gün canın sıkkınken bana iyi gelebilecek kitaplardaydı aklım sadece. Ve elim, Goodreads'te okumak istediğim kitaplar arasına eklediğim Kabuk'a gitti almak için. Okuyunca çok severim umarım.

Şimdilik haberler bu kadar. 

Bir sonraki içerikte bakalım neler anlatacağım size... 

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

24 Şubat 2017 Cuma

Rutin

Belli bir rutine uymak, kurallara bağlı kalmak beni hem yoruyor hem de sıkıyor. Bir süredir okuduğum kitapları anlattığım içeriklerle belli bir rutine girdiğim, sıkıcılaştığım kanısındayım. 

Bu yüzden doğrudan, tek bir konuya odaklanan içerikler yayınlamayacağım artık. İçimden geleni, defterlerime yazdıklarımı, notlarımı, ıvır zıvırı paylaşacağım sizinle. Elimden geldiğince.

Rutinleşmeden, kimi zaman anı anına, belli bir düzen olmaksızın yazmak, paylaşmak belki daha değerli ve özel gelir size de. Ama en önemlisi geriye dönüp baktığımda benim de okurken hissettiklerimi ve düşüncelerimi hatırlayacağım şeyler yazmak çok daha mantıklı belki de. Bunu da yapamazsam bir süre bırakıp susacağım zaten.

Öyle bir an geliyor ki yaşamanın ya da yaşayamamanın anlamsızlığıyla doluyoruz. Yazdığımız, okuduğumuz, izlediğimiz, çizdiğimiz, paylaştığımız şeylerde en azından bu anlamsızlığı yok etmek için serbestçe kulaç atmak çok daha hayırlı ve özel olabilir.

Neticede anılar biriktirmek, dertleşmek, anlamak ve anlatmak için yapıyoruz tüm bunları. 

Susmak da bir tercih tabii. Ama onu hala becerebiliyor değilim maalesef. 

Sahi, maalesef mi? 



2 Şubat 2017 Perşembe

Favori Kitap Alıntıları - Ocak 2017


Selam! 👋

Daha önce kitap incelemesi içeriklerinde yer verdiğim ya da tek bir içerikle, kitaba özel olarak paylaştığım kitap alıntılarını her ay sonunda, en sevdiklerim arasından seçim yaparak, topluca paylaşmaya karar verdim. 

Böylece her ay okuduğum kitaplarda işaretlediğim, çok sevdiğim kitap alıntılarını görebileceksiniz. 😊

Bakalım bu ay hangi kitaplardaki, hangi cümlelere sıkıca sarılmışım?

"Neden kötüler dünyada bu kadar güçlü oluyor da, iyiler hep kaybediyor?"
Michael Ende - Dilek Şurubu
  
"Cennet'in de, Cehennem'in de kendisinden yüz çevirmesini zerre kadar umursamadı."
Gore Vidal - Kent ve Tuz

"Belki de,” dedim, “emzikten kesildikten sonra alıştı dünya kendi tırnaklarını yemeye."
Can Yücel - Zurnada Peşrev (Sevgi Duvarı)

"Kuzu gibi olun diyorlar
Büyüyüp ortaya çıkınca
Koyun gibi gütmek için sizi."

Can Yücel - Beşik Dürtmesi (Sevgi Duvarı)

"Tarih, tıpkı yeni ayakkabılarıyla bir su birikintisinden öbürüne sıçrayan bir çocuk gibi, bir katliamdan öbürüne atlamıştır."
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - Yuval Noah Harari

"Ordular, polis kuvvetleri, mahkemeler ve hapishaneler kesintisiz olarak insanların hayali düzene uygun olarak davranmasını sağlamak için çalışırlar."
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - Yuval Noah Harari

"İşittikleriniz ve duyduklarınız, nerede durduğunuza bağlı olduğu kadar, nasıl bir insan olduğunuza da bağlıdır."
C. S. Lewis - Narnia Günlükleri / Büyücünün Yeğeni

Bir sonraki içeriğimde Parfümün Dansı kitabından bahsedeceğim.

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

1 Şubat 2017 Çarşamba

Ocak Ayında Okuduğum Kitaplar - 2017


Selam! 👋

En son ne zaman ay içinde okuduğum kitapları topluca anlattığım bir içerik yazdım hatırlamıyorum. Geçtiğimiz ilkbahar ya da sonbahar olabilir. 🙈

Yeni yılda bloga daha çok vakit ayırma planlarım harika gitmese de en azından okuduğum her kitabı (bazı e-kitaplar hariç) size anlattım, araya bir-iki farklı içerik sıkıştırdım. Umuyorum daha çok şey paylaşırız ilerleyen günlerde. 🙏

Bu yıl Goodreads üzerinden 100 kitaplık bir hedef oluşturdum. 2016'da da hedefim 100 kitaptı ancak sadece 80 kitap okuyabildim. 2017'de hedefimi geçip daha da çok kitap okuyabilmeyi diliyorum. 

Gelelim ocak ayında okuduğum kitaplara...

1. Dilek Şurubu

2. Kent ve Tuz

3. Kayboluş

4. Sevgi Duvarı (E-kitap)

5. Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi (E-kitap)

6. Kuş Beyin! / Seçme Şiirler (E-kitap)

7. Narnia Günlükleri - Büyücünün Yeğeni (E-kitap)

8. Narnia Günlükleri - Aslan, Cadı, Dolap (E-kitap)

Özetle bu ay;

3 roman, 2 şiir kitabı,  1 araştırma ve tarih kitabı, 2 fantastik roman okumuşum.

Hem yılın başında seçtiğim ve sizinle de paylaştığım 2017'nin ilk on kitabı arasında yer alan hem de meraklanıp okumak istediğim birkaç e-kitaptan oluşan bu kitaplar arasında sizin de merak ettiğiniz ya da severek okuduğunuz kitaplar var mı? 👀

Hamiş: Kitaplar hakkında düşüncelerimi öğrenmek için ilgili kitabın ismine tıklayarak kitap incelemesi içeriğini okuyabilirsiniz.

Hamiş 2: Narnia Günlükleri'ni sanırım seriyi tamamladıktan sonra topluca yazacağım. Ne zaman tamamlarım bilmiyorum tabii. 🙈

Bir sonraki içeriğimde ocak ayında en sevdiğim kitap alıntılarını paylaşıyor olacağım.

Takipte kalın!

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

26 Ocak 2017 Perşembe

Kitap İncelemesi: Yuval Noah Harari - Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens



Künye:
Kitap Adı:  Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens 
Yazarı: Yuval Noah Harari
Yayınevi: Kolektif Kitap
Türü: Araştırma - Tarih 
Ne Zaman Okudum?: 23 Ocak

Selam! 👋

2016'nın en çok konuşulan, Goodreads'te sürekli olarak karşıma çıkan Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens'i nihayet okudum, bitirdim. Azıcık sarsıldım, azıcık psikolojim alt üst oldu tabii ama değdi. 

Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara kitabında ilk insanlardan günümüze kadar, insanlık tarihinin serüvenini anlatıyor. İzlediğimiz belgesellerde bize yabancı gelen, üstü kapalı olarak anlatılan ilk dönemler. tarım devrimi ve bilimsel devrim gibi süreçleri açık, hiç bakmadığımız yönlerden, "idealize" edilmeden anlatılmış. İnsanın yüzlerce yıldır direnen, ayakta kalmayı başarıp imparatorluklar kuran, yepyeni buluşlar yapan, şahane bir yaratık olduğunu düşünenler, kitabı okuyunca biraz hayal kırıklığı yaşayabilirler.

Tabir-i caizse dünden bugüne, insanların yaptıkları, yapamadıkları, katledip yok ettikleri pek çok şeyi daha açık ve net olarak görmemizi sağlayan kitap; din, yasa, siyasi haklar gibi dayanağımız olan her şeyin aslında hayal gücümüzden başka hiçbir şey olmadığını açıkça söyleyip düşündürüyor, zihin açıyor.

Kitabın sonlarına doğru büyük göçler, uğraşlar, toplu yaşama uğraşları, satın alma, satma, daha iyi olma çabalarının "mutluluk" denen şey için ne kadar etkili olduğunu sorgulatıyor Yuval Noah Harari.

Ben kitap bittiğinde biraz daha iyi ve "anlamış" hissediyordum. Okuyan pek çok kişinin de benimle aynı duyguları paylaşacağına inanıyorum.

Not: Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens'i e-kitap olarak okudum. 

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

19 Ocak 2017 Perşembe

Kitap İncelemesi: Georges Perec - Kayboluş


Künye:
Kitap Adı:  Kayboluş
Yazarı: Georges Perec
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Türü: Roman 
Ne Zaman Okudum?: 15 Ocak

Selam! 👋

İsmiyle müsemma içinde kaybolduğum, aklımın karıştıran, "Neler oluyor?" , "Nasıl yani?", "Tamam, doğru anlamışım." gibi iç konuşmalarımla ilerleyen, kurgusu ve temeli epey sağlam Kayboluş romanından bahsedeceğim biraz.

"Godot'yu Beklerken" ve "Uyuyan Adam" kitaplarından tanıdığım kadarıyla da zaten Perec'in sıradan bir yazar olmadığını biliyordum. Ancak Kayboluş'u okuduktan sonra bu fikrim tamamen netleşti. Neden mi? Kitap hakkındaki fikirlerimi anlattıkça göreceksiniz.

Öncelikle kitabı okumadan önce duyduğumda da beni şaşırtan ve kitabın "kayboluş" serüvenini vurgulayan en önemli detayı paylaşmak isterim: Perec, bu romanda alfabenin 6. harfi "e"yi hiç kullanmamış. (  Özellikle 6. harf dememin sebebini ise kitabı okuyanlar görecek. 🙊)  İlk duyduğumda "Nasıl olur?" demiş, sonra da "Hadi Perec kullanmamış, çevirmende mi kullanmamış?" diye şaşırmıştım. Ama ne yazar, ne de çevirmen kitapta "e" harfine yer vermemiş. (Çevirmene kocaman alkışlar.)

Anton Ssliharf'in uykusuzluğu, hayal dünyası, günlükleri ve öyküleriyle başlayan, ben tam da kayboluşunu iç dünyasında yaşayacak sanırken birden sahiden ortadan kaybolan ve onu aramaya çıkan yakın dostlarının hikayeleriyle iyice dallanıp budaklanan roman, kimi yerlerde uçsuz bucaksız bir vahada kalmış hissi bıraktı bende. 

Artıları ve Eksileriyle Kayboluş

+ Muazzam bir olay örgüsü, akışı var romanın. Karmaşıklık içinde bir düzen, hem kafanızı karıştırıyor hem de ardından olay hakkında aydınlamanızı sağlıyor.

-Bunun elbette ki Perec ve romanıyla doğrudan ilişkisi yok ama Cemal Yardımcı'nın eklediği bölümleri hiç sevemedim. Bambaşka bir roman daha katmaya çalışmış. Olmamış.

+Romandaki "e" harfinin eksikliğini hiç duyurmamış Perec. Ama hep de eksik bir şeylerin peşinden koşturup karakterlerini noksanlıklara vurgu yapmış. Ben bu durumu çok sevdim. 

Hamiş: Oradan buradan okuduğum şeyler, Perec'in annesinin eksikliğini bu kitaba aktardığını yazıyordu. Eğer öyleyse daha da içlenebilirim.

-Karmaşık ve şaşırtıcı bir hikaye ancak bazı bölümlerde "Bu kadarı da olmasa mıydı?" deyiverdim. 

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚