31 Mayıs 2015 Pazar

Kadıköy'ün Miniği: Kibrit Kutusu




İsmiyle müsemma mekan Kibrit Kutusu, Kadıköy'ün mini mini, pek sevimli mekanlarından biri. 
İçeri girer girmez ne yana baksam diye afallamak, duvardaki rengarenk, envai çeşit kibrit kutularını görüp bu zamana kadar neden böyle bir koleksiyon yapmadığınıza hayıflanmak ve çalan müziklere eşlik etmemek kaçınılmaz.
Tabii oturduktan sonra beş-on dakika duvarlardaki posterleri, fotoğrafları, yazıları ve objeleri incelemek de. Mekan sahipleri adeta bir horror vacui* paniğine kapılıp tüm duvarları acımasızca rengarenk nesnelerle donatmışlar. Çok da iyi yapmışlar!




Mekanın menüsü de duvarları gibi dolu dolu. Buraya ilk gelişimde dikkatimi çeken çay çeşitleri, farklı ve aromalı çayları seven, denemek isteyenler için oldukça ideal. Soğuk algınlığına iyi gelen Barış Manço çayından sinir küplerini sakinleştiren doğal stres çayına, kalp ağrısına iyi gelen aşk çayından mutluluk veren Kibrit Kutusu çayına kadar klasik ve mekana has çayların fiyatları 2-7 TL arasında değişiyor. 

Mekanın diğer fiyatları da tıpkı çaylar gibi oldukça uygun. Salatalar 10-14, makarnalar 7-9, tatlılar 6-8 TL arasında değişirken soğuk ve sıcak içeceklerin fiyatları da ortalama 3-7 TL arası.


Mekandaki kibrit panolarından biri.














Bir hafta sonu sakin bir gün geçirmek, hafta içi iş ya da okul çıkışı bir şeyler içip atıştırmak için Kibrit Kutusu biçilmiş kaftan. Hala gidip görmeyen, bilmeyenler için aşağıya haritayı bırakıveriyorum.

Şimdiden keyifli vakitler!





*Horhor Vacui: Sanatta boşluk korkusu. Bir eserin tüm yüzeyinin boşluk kalmamacasına, farklı desenler ve işlemelerle bezenmesi kaygısı, korkusu.

Song of the Sea (2014)




Uzun zamandır bu kadar başarılı bir animasyon izlememiştim. Çizgiler, renkler ve hikaye öyle naif, öyle yumuşak ki Song of the Sea 'yi izlerken bir büyüye kapılıp gitmemek elde değil. 

Her bir duygunun aslında ne denli önemli olduğunu, acının da sevincin de insanı yaşatan ve ayakta tutan etkenler olduğunu anlatan film, bana göre biraz da herkesin kendi hikayesini yazabileceğini de gösteriyor.

İlham veren, amaçladığından farklı ama bir o kadar da mühim meselelere düşünmeyi sevk eden bu tip yapımlar benim favorilerim arasına hızla giriveriyor.

Tomm Moore'un muazzam illüstrasyonlarını gördükten sonra filmi izlemek isteyeceğinize eminim. O yüzden sizi filmi izlerken en sevdiğim sahneleri oluşturan harika çizgilerle baş başa bırakıyorum.
























19 Mayıs 2015 Salı

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi


Geçen pazar Beyazıt'ta kitap alışverişi ve Gülhane'de piknik yaptıktan sonra dönüş yolunda tramvaya doğru giderken parkın içindeki bu müze dikkatimizi çekti.

Üniversite hayatım boyunca tarihi yarımadada pek çok yapıyı ve müzeyi gezip de bu müzeyi atlamışım. Sanırım yapının parkın içinde yer alıyor oluşu beklentiyi biraz düşürüyor.Öyle ki diğer müzeler dolup taşarken burada bizden başka hepi topu 6-7 kişi vardı. 

Eğer bilime ve tarihe meraklıysanız mutlaka gidip görmenizi tavsiye ediyorum. 

Müze, çeşitli bilim ve teknoloji alanlarına göre ayrılmış bölümlerden oluşuyor. Astronomi, kimya, fizik, matematik, savaş teknolojisi, mimari, tıp bunlardan birkaçı. Eserler dallarına göre, uzun koridorların üzerinde, ayrı salonlar halinde, düzenli bir şekilde sergileniyor. 

Onların arasında benim dikkatimi çeken birkaç eserse şöyle:



Coronelli'nin Abdurrahman eş-Şufi'nin atlasından (10 yy.) faydalanarak hazırladığı gök-küre.
(17. yy)

Buhar kuvveti ile çalışan döner makinası (16. yy)

Avize saat

Astroloji haritası


Müslümanların kitaplarına dayanılarak yapılmış İspanyol mum saati (13. yy)

el-Muradi'nin "Otomatlar" kitabından yola çıkılarak yapılmış, suyun kuvvetini gösteren su otomatı (10. yy)


Müzeyi hafta içi ve hafta sonu, Salı günü hariç; 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Giriş ücreti 10 TL olan müzeyi, müze kartı sahipleri ücretsiz gezebilir.

Krokiyi de şöylece bırakıp kaçıyorum!

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi Nerede?





18 Mayıs 2015 Pazartesi

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkı'nda!


(Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda!
Mutluluğun doğayla epey ilgisi var, lütfen kabul edelim.)

Benim için bahar demek, yaz demek çimlere uzanıp kitap okumak, piknik yapmak demek. Hal böyle olunca havaların güzelleşmesini fırsat bilip soluğu Gülhane'de aldık. 

Belgrad, Moda, Emirgan ya da çimeni bol herhangi bir yer yerine Gülhane'yi seçme amacımız tabii ki kitap alışverişiydi. Beyazıt kitap alışverişi için bir cennet sayılmasa da -ilk basımlar, el yazmaları, okul kitapları vb. kitaplar dışında çoğu sahaf korsan ya da popüler, bestseller kitap satıyor- birkaç sahaf hala ikinci el, okunabilir, temiz ve gerçekten uygun fiyatlı kitap satıyor. Öyle ki bizim düzenli olarak alışveriş yaptığımız sahafa her gidişimizde ortaya böyle şahane bir manzara çıkıyor.




Bize de bu güzel havada ev yapımı yiyeceklerimiz, abur cuburlarımız ve kitaplarımızla huzur dolu bir günün tadını çıkarmak kalıyor. 



Dileyenler bizim yaptığımız gibi çıkmadan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'ne uğrayabilir. Pek umutlu olarak girmediğim müzeden beklentimin üstünde bir beğeniyle ayrıldım. Bunca yıl yanında yöresinde neredeyse gitmediğim müze ve tarihi yapı kalmayan Gülhane'de bu müzeyi de görmedim demeyeceğim en azından. 
Darısı bir gün açık olarak rastlarsam koşa koşa gireceğim Ahmet Hamdi Tanpınar Kütüphanesi'nin başına.