26 Şubat 2016 Cuma

Cihangir'in Küçümeni: Çaylak Kafe



Beyoğlu ve Cihangir denince aklıma gelen ve sürekli gittiğim belli başlı mekanlar var. Bir şeyler içip tatlı yiyeceğim, sessiz sakin sohbet edebileceğim, etrafımın hipsterlar ya da sonradan Cihangirliler ile dolmadığı ender mekanlardan biri Çaylak! Burayı bir- iki sene önce keşfettim, çok sevdim. İşletmecileri ya da gördüğüm yüzüyle çalışanları sürekli değişmese daha bir evimiz gibi olacak ama böyle de idare ediyoruz.




Çaylak'ın en sevdiğim yanı samimi ortamı. Bence bunda civarındaki kafelere oranla uygun fiyatlarının, küçük ve sevimli dekorasyonun etkisi çok büyük. Kahvaltıdan öğle yemeğine pek çok seçenekleri var.  Ortalama 15-35 lira arası iki kişi bir şeyler içip tatlı yiyebilirsiniz. 

Adlarıyla müsemma çayları oldukça iyi. Kahveleri ise normale göre azıcık sert ama bu kötü anlamına gelmiyor tabii. :)





Özetle; sevdiceğinizle huzurlu birkaç saat geçirmek, en yakın arkadaşlarınızla gıybetlerinizi rahatça masaya yatırmak için sıcak bir mekan arıyorsanız Çaylak'a bir uğrayın derim. Aşağıya adres ve Zomota linkini de bırakıyor olacağım. 







Sevgiler!

Cihangir Çaylak Kafe Adres:
Kuloğlu Mahallesi, Ağahamamı Sokak, No 24/A, Beyoğlu, İstanbul





23 Şubat 2016 Salı

Kitap İncelemesi: F. H. Burnett - Gizli Bahçe


Çocuk kitaplarını çok seviyorum. Sanırım yalın, saf ve sevimli hikayeleri, mutlu sonları beni motive ediyor. Uzaklarda bir yerlerde var olan belki de hiç olmayan yerler, karakterler küçük bir yolculuğa çıkmışım hissi veriyor. Hoş, genel olarak kitap okurken de bunları yaşıyorum ancak bu kadar şeker tadında ve hafif hissettirmiyor. Tüm bunların yanı sıra çocukluğumda okuduğum klasikler ve çocuk romanları, masallar, öykülerin yer etmişliği de bu kitapları okurken o günlere dönmemi sağlıyor. Daha ne olsun!

Frances Hodgson Burnett'in Gizli Bahçe kitabı da aynı yazarın çocukken okuduğum Küçük Prenses'ini okuduğum yıllara götürdü beni. İki kitap arasındaki karakterlerin, dilin benzerliği nedeniyle hikayeye kolayca ısındım. Hindistan'da doğan ve kimsesiz kalıp İngiltere'deki eniştesinin yanına gelen Mary'nin doğayla ve sevgiyle tanışıp adeta yeniden doğuşu, güzelleşmesi benim de içimi açtı. Karakterler arasında ise bitkilerle ve hayvanlarla bir olan, doğayı en iyi arkadaşı bellemiş, sevimli Dickon kalbimi çalıverdi. Eğer kitabı daha önceden okusaydım Yaşasaydı Aşık Olurdum Diyebileceğim 5 Kitap Karakteri içeriğime mutlaka onu da eklerdim. :)

Son olarak; sadece çocukların değil, büyüklerin de çocuk kitapları okuduğu bir dünya diliyorum! (Klişe olmayı çok seviyordu.) 


Okuduğum kitapları takip etmek ve değerlendirmelerimi görmek için beni Goodreads hesabımdan da takip edebilirsiniz!


Not: Okuyarak güzelleşelim!







21 Şubat 2016 Pazar

Kitap İncelemesi: Ferit Edgü - Leş (Toplu Öyküler)


Merhaba!

Uzun bir süredir kitap incelemesi içeriği paylaşmadığımı fark ettim. Zamansızlık ve azıcık da tembellik işin içine girince blogu da ihmal ediyorum. Ancak elimde çok değerli bir öykü kitabı olunca, üstelik bu öykü kitabı canım Ferit Edgü'nün basılmış tüm öykü kitaplarından oluşuyorsa tembellik etmenin hiç de doğru olmayacağını düşündüm. Bu içerikte sizlere Ferit Edgü'nün Leş isimli toplu öyküler kitabını anlatacağım. Baştan söyleyeyim, çok adil, çok tarafsız olamayacağım. :)


Tarafsız olamamamın sebebi Hakkari'de Bir Mevsim ile başlayan Ferit Edgü hayranlığım. Leş'e kadar başka bir kitabını okumadığım halde bu kitabın üzerimde öyle baskın bir etkisi oldu ki yazara büyük bir sempati duyuyorum. 

"50 Kuşağı" adı verilen ve 50'li yılların başında Türk öykücülüğüne yepyeni formlar getirmeye heveslenmiş yazarlar arasında yer alan Edgü'nün değişimini ve öykülerinin seyrini izlemek için çok uygun bir kitap Leş. 1953-2002 yılları arasında yazılmış ve yayınlanmış öykü kitapları, yazarın isteğine göre yeniden eskiye doğru kronolojik olarak sıralanmış. Ben eskiye döndükçe daha çok sevdim öyküleri. Favori öykülerim Çığlık kitabındakiler oldu. Doğu Öyküleri de bir o kadar etkiledi.

Kitapta dikkatimi çeken bir diğer şey de kısa öykülerdi. Kısacık ama çok şey anlatan bu öyküler, Edgü'nün eskiden yeniye farklı anlatım şekilleri denemesinin bir sonucuydu sanırım. 



Özetle; kendinize bir öykü ziyafeti çekmek istiyorsanız Leş'i mutlaka okuyun!

Leş'te Yer Alan Öykü Kitapları
Do Sesi
İşte Deniz, Maria
Doğu Öyküleri
Çığlık
Bir Gemide
Av
Devam
Bozgun
Kaçkınlar

Kitaptan Alıntılar

"Güç olan ölüm değil.“ dedi. "Ölüme yaklaşırken anlamak. Düşün, bir kör olarak yaşıyorum ve gözlerim ölmeden açılıyor. Korkunç bir şey bu."

"Sözcükleri bilmek, güçlerine inanmak ve onları yerli yerinde kullanmak gerek."

"Her zaman aramak gerek. Her zaman. Bulduğunda bile. 

Yeniden aramaya koyulmak gerek. Başka nasıl yol alınabilir?"

"Her ölüm bir hiç uğrunadır. Bana sorarsan."

"Doğu'da herkes görevini yapmakla yükümlüdür. Soru sormadan. Bakıp görmeden. Özellikle sormadan ve görmeden".

Beni Goodreads'ten de takip edebilirsiniz!

Not: Okuyarak güzelleşelim!










2 Şubat 2016 Salı

Ocak Ayında Okuduğum Kitaplar


Yılın ilk ayı hedeflerimin azıcık altında kitap okusam da genel olarak sevdiğim, bana güzel şeyler anlatan kitaplar okuduğum için ne olursa olsun mutluyum. 2016'ın ilk ayında okuduğum 11 kitabı, -İşte Öyle Hikayeler'i fotoğraflamayı unutmuşum- neden bilmiyorum en son okuduğum kitaptan başlayarak anlatasım var. Gelecek ay nasıl olur bilmiyorum. :)

Not: Bu arada Goodreads hesabımdan beni takip ederek okuduğum kitapları ve yaptığım değerlendirmeleri görebilirsiniz. 

*Gülten Akın - Kırmızı Karanfil (YKY) 
Güzel kadın Gülten Akın'ın 1956-1971 yılları arasında yazdığı şiirlerin yer aldığı Kırmızı Karanfil, ince bir hüznün buram buram tüttüğü bir kitap. Ceylan Ertem'in sesinden dinlemeyi çok sevdiğim meşhur Deli Kızın Türküsü şiirinin de yer aldığı kitaptaki en sevdiğim şiirleri ve dizeleri ayrı bir içerikte sizinle paylaşacağım.
"Benim bir nokta kırılmışlığım, gözlerimin ardında büyür." - Gülten Akın / Rüzgar Saati
*Yalçın Tosun - Dokunma Dersleri (YKY)
Goodreads yorumumu da yazdım; Yalçın Tosun'un bu güzel öykü kitabı, aşkla, tutkuyla, cinsellikle ve masumiyetle altı çizilmiş dokunma dersleri veriyor. Öykülere doyamayan ben nasıl mest oldum siz düşünün. 
"Öyle utangaç bir çocuktum ki, dünyadan özür diler gibi gülüyordum." - Yalçın Tosun / Dokunma Dersleri
*İşte Öyle Hikayeler - Rudyard Kipling (İş Bankası)
Çocuklar için yazılmış İşte Öyle Hikayeler, Kipling'in hayal gücüyle yanıtladığı masalımsı, gerçeküstü öykülerden oluşuyor. Benim çok sevemediğim kitabı, bir çocuk okusa ne düşünürdü çok merak ediyorum ama. :)



*Bilge Kayabalığı - M.E Saltıkov Şçedrin (Helikopter)
Hayal kırıklığına uğradığım bir kitap oldu Bile Kayabalığı. Bana hediye olarak gelen kitap Rus yazar Şçedrin'in masallarından oluşuyor. Masallar, kimi zaman hayvanlar üzerinden topluma ve kişilere gönderme yapıp ders çıkarmamız için yazılmış. Ancak art arda sıralanan hikayelerin toplamda bir bütün olması ve dil ile kurgu bütünlüğü öyle zayıftı ki kendimi kaptıramadım hiç. Yine de içinde çok sevdiğim iki öykü oldu.
"Eğer insanlar hoşnutluk içinde yaşıyorlarsa onlara neden polis gereksin ki?" Şçedrin - Bilge Kayabalığı
*Oliver Twist - Charles Dickens (Engin)
Çocukluğumda sürekli Tom Sawyer ile karıştırdığım Oliver Twist'in hikayesini öğrenmeyi uzun zamandır istiyordum. Zavallı çocukcağızın maceralı hayat hikayesini okurken heyacanlandım, hüzünlendim, sinirlendim. Pek çok duyguyu aynı anda yaşadım. Sanırım klasiklerin tılsımı bu. Ben bu tip bir hikayeyi yeni ve çağdaş bir yazardan okusam çok sinir bozucu ve yapmacık gelirdi. Ama Dickens yazınca öyle olmuyor tabii.


*Budala - Dostoyevski (İletişim)
Gelelim fasulyenin faydalarına. Dostoyevski'nin yazdığı her şeyi okumak istiyorum. Öncelikle bunu belirteyim. Kurgusu, akışı, aralara kendi hayatından, özel fikirlerinden bir şeyler serpiştirmesi onun yazdıklarını güzelleştiren başlıca ögeler bana göre. Bir günü, kısa bir olayı sayfalarca anlatsa da sıkmayan, konu ve olay hakkında merakımı daima ayakta tutan bir yazar. Her yazdığı şeyde aynı şeyleri hissediyorum. Düşünün; bu kitabı Holbein'in İsa'nın çarmıhtan indiği sahneyi betimlediği bir resimden esinlenerek yazmış. İsa'nın mükemmel ve kusursuz insanlığını ve peygamberliğini 19. yüzyıl Rusya'sında bambaşka insanların içerisine atıvermiş. Ortaya da ironilerle dolu, düşündürücü bir roman çıkmış.
"Göreceksin: kadınlar zayıftır, anneler güçlüdür." - Julie Otsuka / Tavan Arasındaki Buda
*Tavan Arasındaki Buda - Julie Otsuka (Domingo)
Japonya'dan Amerika'ya büyük umutlarla gelen gencecik kadınların zengin ve yakışıklı kocalar yerine çökmüş, işçi ya da çiftçilik yaparak geçimlerini sağlayan, kaba adamlarla evlenmek zorunda kalmalarını konu alan kitapta öyle çok şey dokundu ki içime. Ancak anlatım tarzı çok genel olduğundan bir türlü yoğunlaşamadım. Farklı hikayelerin hepsini birden vermek istediği için yazar derin bir etki bırakamıyor bana göre. 


“Acaba, kalp kırılırken nasıl bir ses çıkıyor?” Yuri Oleşa - Kıskançlık 
*Kıskançlık - Yuri Oleşa (Kırmızı Kedi)
Sovyet düzenin metaforunun yansıtıldığı bir kitap olarak öne çıkan Kıskançlık'ta, kurgu ve insan psikolojisinin ele alınış biçimi daha çok ilgimi çekti. Yer yer kafamı karıştıran bölümler, olayları kopuklaştıran anlatımlar beni biraz yordu. ( Bir de Rus isimleriyle ciddi sorunlarım var.) Nabakov ve Bulgakov gibi yazarlarla karşılaştırılan bir yazar olduğu için Oleşa'nın kitabını çok sevmememin nedenini kendi kıt anlayışıma verip içimi rahatlatıyorum.

*Başka Dillerin Şarkısı - Karin Karakaşlı (Doğan Kitap)
Kitabın bazı yerlerini çok benimsedim, bazı yerlerinde "İyi de ne gerek vardı?" dedim. Bana hüzün daha ince, nazenin, aşırıya kaçmadan, kabak tadı vermeden anlatılmalı. Yine de bir sürü satırı işaretledim, en çok da şu soruyu sevdim: 
"Ne kadar uzun olabilir iki elin mesafesi?"

*Kağıt Ev - Dominguez (Jaguar)
Fazla söze gerek yok çocuklar. Kitapları seven herkes biraz olsun kendinden bir şey bulacak, mutlaka etkilenecektir.
"İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla." - Dominguez / Kağıt Ev
*Hah - Birgül Oğuz (Metis)
Bir hevesle ve merakla beklediğim kitabı okuduğumda beklentimi karşılayamadım nedense. Aslında böyle büyük beklentilere girdiğim için kendime kızıyorum bazen. Sevsem de kötü bulmasam da yine de kitabı zihnimde gerilere atmama sebep oluyor beklentiler. Muazzamı yakalayamayınca hayal kırıklığı yaşıyorum. Hah da öyle oldu benim için. 
“Pis faşistlerin göbekleri çatlamıştı işçi alanı içmekten ama ‘gün doğmuş hep uyanmıştık’.” - Birgül Oğuz / Hah


Not: Okuyarak güzelleşelim!