31 Ekim 2015 Cumartesi

Sanki Evim Gibi: Salt Galata Kütüphanesi

Öğrenciyken araştırma yapmak, bir şeyler yazıp okumak için sık sık gittiğim mekanlardan biri de Galata'daki Salt'ın kütüphanesiydi. Geçenlerde tek başıma bir gün geçirmek için çıktığımda ayaklarım beni buraya sürükledi. Masalar biraz değişmiş, koltukların rahatlığı aynı ve her zamanki gibi dopdoluydu. Sizi bilmem ama hafif loş bir ortamda, sadece çalışan, okuyan ve yazan insanlarla, sessizce bir arada olmak bana çok huzur veriyor ve çalışma motivasyonumu arttırıyor.

Salt'ta bunun yanı sıra öğrencilerin motivasyonunu arttıracak başka şeyler de var. Ücretsiz fotokopi ve internet, rahat koltuklar ve masalar, bir kitaba ulaşmak için suratsız çalışanlardan medet ummak yerine doğrudan açık kitaplıklardan dilediğin kitabı seçebilmek sanırım kütüphanede vakit geçirip çalışan herkes özellikle de öğrenciler için ekstra kredidir.


İki katlı kütüphanenin her iki katında kitaplar ve çalışma alanları bulunuyor. Aradığınız kitapları bulmak için kütüphanenin bilgisayarlarından yararlanabilirsiniz. Özellikle hafta sonu gideceksiniz erkenden gitmenizi tavsiye ederim. Mekana göre geniş bir yer kaplayan çalışma alanlarının tümü anında doluyor. Maalesef keşfedilmiş bir alan. :)



Uzun süre çalışmak isteyenler yiyecek ve içecek stoğu yapıp gidebilirler. Ama dilerseniz yine binanın içindeki kafede de bir şeyler içip atıştırabilirsiniz. Öğrenci için fiyatlar biraz fazla olduğu için yine de çantanıza bir şey atmanızda fayda var.

Çıkışta Salt'taki güncel sergileri de ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Daha fazla bilgi almak için hooop: http://saltonline.org/tr/tag/5/salt-galata





Sen Bunları da Seversin:


25 Ekim 2015 Pazar

Yabancı Kitapları Güvenilir Yayınevleri ve Çevirmenlerden Okumak İçin 5 Sebep

Yabancı yazarların kitaplarını satın alırken -özellikle de klasikleri- en çok dikkat ettiğim şeylerden biri de çevirmeni ve yayınevidir. İyi yayınevi ve çeviri çoğunlukla kendini fiyatından ele verse de kimi zaman durum çok farklı olabilir. Bu nedenle yayınevinin yanı sıra çevirmeni de iyice araştırmak gerekir. Eğer böyle yapmazsanız aşağıdaki trajikomik olaylarla karşılaşabilirsiniz. Benden söylemesi.

1- Laz şivesiyle konuşan İngiliz köylüsü.


Hangi kitaptı hatırlamıyorum ama bir sahafın tavsiyesiyle, pek de içime sinmeyerek aldığım bir yayınevinin çevirdiği romanda İngiliz köylüsünün şivesi ayrılsın diye bariz bir Laz şivesiyle konuşuyordu. "Adam nasıl çevirsin o şiveyi, aksanı?" demeyin. Sevin Okyay bu işi pek güzel kotarır mesela.

2- Nasıl meydana geldiğini çözemediğiniz olaylar, olaylar.



Kötü çeviri kitaplarda dikkat çeken bariz aksaklıklardan birisi de dağınık ve karmaşık akıştır. Cümleler art arda geldiğinde bir olayı meydana getirir ama o olayın etkisi yoktur sanki, yavandır.

3- İlerlemeyen, gitmeyen, bitmeyen sayfalar.


Tolstoy için dahi "O adamın kitapları çok sıkıcı." diyen ve ağızlarına terlikle vurmak istediğim kişilerin hepsi kötü çeviri okuyup böyle ahkam kesiyor. Kötü çevrilen kitap yazarın maharetini gösteremediği için tabii ki sıkıcı ve kötü oluyor.

4- Dünyaca ünlü yazarları nasıl bilirsiniz?

Ünlü yazarların dilini ve tarzını en iyi şekilde anlamak için en doğru yol onu kendi dilinde okumaktır elbette. Böyle bir şansı olmayan biz zavallılar içinse en iyi yol kendimizi güvenilir bir çevirmenin kollarına bırakmaktır. O, kitabı öyle iyi çevirir ki biz sanki kendi dilinden okuyormuşcasına yazarı benimser, bir başka kitabında onun izlerini ve tavrını hemen tanıyacak hale geliriz.

5- Zamanın kıymetini bil.



Her şey bir yana kötü çeviri, okurun boşa kürek çekmesidir. Bir tat almaz, doğru bilgiye ve tada ulaşamaz. Hatta sonra aynı kitabı daha iyi anlamak ve görmek için iyi bir çeviriden yeniden okumak zorunda kalır.

Belki ilgini çeker:


24 Ekim 2015 Cumartesi

Ye, İç, Boya: Deli No. 14 - Kadıköy

Blogu açtığımda en çok istediğim şeylerden biri de gezdiğim yerleri ve gittiğim mekanları anlatan içerikler hazırlamaktı. Ağırlıklı olarak edebiyatla ve kitaplarla ilgili paylaşımlar yapsam da bu tür içerikleri okumayı, fikir edinip yeni yeni yerler keşfetmeyi çok seven biri olarak ben de paylaşımlar yapmayı çok seviyorum.

Daha önce yaptığım paylaşımlarda bildiğim ve sürekli gittiğim mekanlardan bahsetmiştim. Bu içerikte sizlere anlatacağım mekana, çok sevdiğim ve pek çok ortak yanımız olan bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine gittim.


Deli No. 14, Kadıköy'de, Rexx Sineması'nın hemen karşı sokağında yer alan, küçük ve çok sevimli bir mekan. Çalışanlarının enerjisi, mekanın samimi havası, çalan müzikler, yalın ama ince düşünülmüş dekorasyonu ile ben Deli'yi çok sevdim.

Küçücük mekan, çeşitli kahveler, salatalar, yemekler ve tatlılardan oluşan kocaman menüsü ile günün her saati dilerseniz yemek yemek ya da bir şeyler içmek için oldukça ideal. Ben denemedim ama kahvaltıları da çok lezzetli görünüyordu.

Yemeklerinin yanı sıra minik kartlarına ortalıkta bulduğunuz renkli kalemlerle boyama yapma durumu ise beni çocuklar gibi mutlu etti. Bir yandan sohbet ederken bir yandan da boyama yapmak çok eğlenceliydi.

Mekanın merdivenlerdeki boyalı kartları görünce bu aktivetenin sadece benim değil gelen herkesin çok hoşuna gittiğini söylemesem olmaz. :)



Mekanın fiyatları ise ortalamanın üzerine çıkmıyor. Biz bir çay, bir Americano ve kavanozda cheescake'e toplam 20 lira gibi bir ücret ödedik. Kahvesine ve çayına bir söz söyleyemeyeceğim ama lezzetli cheescake'in porsiyonu azıcık daha büyük olsaydı benden mutlusu olmayacaktı.





Belki ilgini çeker:





21 Ekim 2015 Çarşamba

Kadıköy'de Kitap Alışverişi: Kafkas Pasajı


Ucuz kitap alışverişi nasıl yapılır, ucuz kitap nereden alınır temalı yazıların ilkine nihayet başlıyorum. Bu içerik, Kadıköy'de uygun fiyata kitap almak için sadece Akmar'a giden ve korsan kitap alıp çıkan akıllı bıdıklara gelsin. Öyleyse başlıyorum.

Kafkas Pasajı, Kadıköy Bahariye Caddesi'nde, Moda Sahnesi ile aynı binada yer alan -adından da anlaşılacağı üzere- bir sahaf pasajı.


İki katlı pasajın içerisinde toplamda 10-12 adet sahaf var. (Bu sayı daha düşük de olabilir. Çok emin değilim.) Fakat ben alışkanlık üzerine her gittiğimde sadece Onur Sahaf ile İkinci Şans Sahaf'a (Bu sahaf azıcık daha pahalı) uğrayıp çıkıyorum. Çoğu zaman bir kitap olsa dahi elim boş dönmüyorum. Özellikle Onur Sahaf'ın güzelim kitapları 5 liraya sattığı kitaplara mutlaka göz atıyorum. Son bir iki aydır İkinci Şans Sahaf da aynı şekilde dükkanının önüne 5 liralık bir stand açtı. Orada da arayıp taradıktan sonra istediğiniz birkaç kitabı bulmanız mümkün.



5 liraya satılan kitapları gördükten sonra diğerlerini incelemek çok çekici gelmese de 7-15 lira arası orijinal, çok zarar görmemiş, iyi yayınevlerinin bastığı kitaplar bulabilirsiniz. Bu fiyatın üstündeki kitaplar ise haliyle daha kalın, ciltli basım ve biraz daha "önemli" kitaplar.


Sahaf pazar günleri bu şekilde yarı kapalı oluyor. Bahsettiğim sahaflar ise pazar günleri de açık. Hafta içi gitmediğim için hiç bilmiyorum belki de kapalı olan sahaflarda da çok güzel kitaplar çıkabilir.

Gelelim güzel habere! Her pazar olmasa da kimi pazarlar pasajda birkaç sahafın ortak düzenlediği kitap mezatı yapılıyor. Güzelim kitaplar bir, iki, üç lira gibi komik fiyatlarla açık arttırmaya çıkıyor. Ben bu mezatlardan birine katılabildim. Aşağıda gördüğünüz kitapları da toplamda 20 liradan az bir fiyata aldım.

Yolunuz Kadıköy'e düştüğünde Kafkas Pasajı'nı ziyaret etmeyi hatta müsait olduğunuz bir pazar günü kitap mezatına katılmanızı tavsiye ederim. 









Yolda Kitap Okumayı Sevenlere İşe Yarar 5 Öneri

Okuldan, işten ya da tatilden dönerken yolda kitap okumayı seven pek çok kişi var. Her şey güzel hoş görünse de türlü aksaklıklar ve rahatsızlıklar yolda kitap okumayı kabus haline getirebilir. Yılların tecrübesiyle yolda kitap okurken hayatınızı kurtaracak basit ama etkili 5 öneriyi sizlerle paylaşıyorum.

1- Kitaplarına sahip çık!

Eğer iyi bir okursan yolda kitap okumak için yanına sadece kitap alıp çıkmanın yeterli olmayacağını biliyorsun demektir. Öncelikle kitaplarının yollarda harap olmasını istemiyorsan işe küçük bir "kitap çantası" edinmekle başla. Bunun için şu sık sık kullandığımız bez çantalar dahi fazlasıyla işini görecektir. Böylelikle büyük çantalar kullanmadığında dahi kitaplarını yanına alabilirsin!

2- Altını çizme!

Eğer okurken not almayı seviyorsan küçük bir not defteri ve kalemi de bu çantadan eksik etme. Ama gün içinde başka şekillerde not alan bir tip değilsen renkli, ayraç post-itler fazlasıyla işini görecektir. Böylece benim yaptığım gibi okuduğun kitabın satırlarını çizmeden, hoşuna giden ve seni etkileyen bölümleri işaretleyebilirsin.

3- Kulaklığım olmadan asla!

Ailenin ya da dostlarınla dahi yolculuk yapsan yol boyunca dikkatini dağıtacak, okumanı güçleştirecek pek çok ses olacaktır. Bunun için yolda okurken kulaklığın en iyi dostun olacak. Ben yolda hatta evde dahi okurken klasik müzik dinliyorum. Gürültülü ve sözlü müzikler okuma sırasında dikkatimi dağıtıyor. Sen de benim gibiysen sakin ve dinlendirici klasik müzik eserlerinden bir çalma listesi hazırlayabilirsiniz. Dilersen sevdiğiniz ve okurken sizi motive edecek şarkıları da tercih edebilirsiniz.

4-Hep otur otur nereye kadar?


Özellikle toplu taşıma araçlarında yaşlıya, hamileye, hastaya yer vermekten helak olan arkadaşlar size sesleniyorum! Koca yolu sadece ayakta dikilerek geçiriyorsanız cidden saçmalıyorsunuz. Otobüsün/metrobüsün/trenin en tutunabilir ya da yaslanılabilir yerini kapıp -e artık orada da rahatsız edip yer istemezler diye düşünüyorum- kendinizi sağlama aldıktan sonra çantanızı biraz önünüze çekin. Ardından kollarınızı çantanıza yaslayarak kitabınızın kol kaslarınıza müdahale etmesine engel olun. Çantanız çok ağırsa bunu yapmanızı tavsiye etmiyorum tabii. Yere koyuverin gitsin. Merak etmeyin bereketi kaçmıyor, ben çok denedim.


5- Yollarda biten kitaplar kalp biz!

İş güç derken evde kitap okuyacak vakti 1 saati dahi bulamayan "meşgul insanlar" grubuna giriyorsan yolda kitap okumanın senin için büyük nimet olduğunu unutma. Yol boyunca kaç sayfa okuduğunu bir kenara not et ve her gün bu sayıyı biraz daha arttırarak kendini motive et. Bu sayıyı biraz daha hızlı okuyarak arttırmak çok mümkün olmadığı için okumak için kendine daha fazla alan yaratabilirsin. (Bir yerlerde sıra beklerken, yemek esnasında sana eşlik edecek kimse olmadığında vb. durumlarda da oku.) Sonrasında yollarda biten kitaplarının sayısını görünce çok şaşıracaksın.


Not: Tek yardımcı olamadıklarım yolda bir şeyler okurken midesi bulananlar olacak sanırım. Ne yapalım, kısmet.



12 Ekim 2015 Pazartesi

Jim Kay'in Sihirli İllüstranyonları ile Yepyeni Harry Potter Kitapları


20. yüzyılın başından itibaren en önemli çocuk kitaplarını yayınlayan ünlü yayınevi Scholastic Publishing, önümüzdeki 7 yıl boyunca en çok okunan fantastik serilerden biri olan Harry Potter'ın özel çizimli kitaplarını yayınlayacak. Jim Kay'in renkli ve karakteristik illüstranyonları ile hayat bulacak Harry Potter karakterleri ve simgeleri, satışa sunulan ilk kitap ile şimdiden hemen her yerde karşımıza çıkmaya başladı.

İşte Jim Kay'ın kitapta kullanılan sihirli illüstranyonları...

1. Merdiven altındaki dolaptan büyücülerin sihirli dünyasına...

2. Her şey bir mektup ile başladı.



3.Anahtarların bekçisi, koca gövdeli ve koca yürekli adam: R. Hagrid


4. Büyülü dünyaya ilk adım: Hagrid ile.

5. "Hagrid,bir yanlışlık olmalı. Peron dokuz üç çeyrek yazıyor. Böyle bir şey yok, değil mi ?"

6.  "Slytherin olmasın, Slytherin olmasın." "Eh, öyle istiyorsun madem: Gryffindor!"

7. Yılandan korkmaz örümcekten korktuğu kadar: Ron Weasley


8. İki böcek bir ayaklı kütüphane: Hermonie Granger

9. Bunun babası da böyleydi: Sarı yılan Draco Malfoy


10. Dumbledore ölmedi kalbimizde yaşıyor.

11. İyi misin kötü müsün anlamadık. Sen en iyisi iksir yap: S. Snape

Görsel kaynak: The Guardian

5 Ekim 2015 Pazartesi

Çok Satan Kitaplar Yerine Klasik Kitaplar Okumak İçin 5 Haklı Sebep


Dostlarıma, yakın çevremdeki insanlara ve neredeyse önüme gelen herkese yakındığım konulardan birini masaya yatırıyorum bugün. Çok satan ve çabuk tüketilen kitaplar hakkındaki yakınmalarımı, burun kıvırmalarımı, huysuz bakışlarımı açıklayacak bu içeriği, bir şeyleri kanıtlamaktan çok, belki de çoğu kişiye göre ön yargılarımın nedenini açıklamak için yazıyorum. Ama iddialı ve net nedenler sunacakmışım gibi bir başlık atmaktan da geri durmuyorum. O da benim iş güzarlığım, kendimi beğenmişliğim olsun.

Çok Satan Kitaplar Yerine Klasik Kitaplar Okumak İçin 5 Haklı Sebep

1- Asıl klişe okuduğun kitapta tatlım!

Pek çok kişi klasik kitaplarda geçen hikayelerin klişe, sıkıcı ve çoğu zaman birbirine benzer olduğunu düşünür. Güya bu sivri zekalı tespitleri onları çok satan kitap ve kitapçıkların kucağına itmiştir. Oysa ki birazcık aklı olan bir kişi, klasiklerin yazıldığı tarihte klişe olacak bir ortamın olmadığını, o dönemlerde bu hikayelerin ilk kez yazıldığını ve zamanla pek çok amatör yazarın taklidiyle "klişe" sıfatını aldığını tahayyül edebilir.



2- Kurgu önemli arkadaşlar.

Klasik, modern klasik ve edebi kitapların kurgusu öyle kusursuz ve akıcıdır ki bu başarı film uyarlamalarında hiçbir şekilde tam olarak verilemez. Oysa ki bestsellerların filmleri hele de iyi bir yönetmenin dokunuşuyla genelde kitabından daha iyidir. Okumak yerine belki de izlemek gerekir.


3- Mesele hüznü ucuz bir acındırmaya dönüştürmemek.

Dostoyevski, Tolstoy, Dickens gibi usta yazarların hayata bakış açısı, kitaplarında bizlere sundukları mottolar ve dipnotlar uygulandığı takdirde başarıya, iyi insan olmaya, hayatı anlamaya yardımcı olacaktır.  Oysa ki Ahmet Batman gibi çok satan yazarların, “Sen benim en güzel filmimsin.” vb. sözleri, kişiyi ancak derin bir kış uykusuna ve gereksiz bir romantizme sürükler.

4- Hepimiz Gogol’un paltosuna mahkumuz.

Hikaye ya da roman yazmak isteyen, edebiyatı seven  pek çok kişi var. Pek çoğu bahsi geçen  kitapları okuyarak edebi bakış açılarını geliştirdiklerini, iyi bir okur olduklarını ve yazmak için ilham aldıklarını düşünüyorlar. Oysa ki klasikleri okumadan, edebiyatın doğduğu eserleri hatmetmeden iyi bir yazar olmak imkansız. Şu üç madde belki benim fikrim ama bu madde kesinlikle tartışılamaz.

5- Tarihi ilk ağızdan dinleme keyfi.

Hugo’dan Fransız İhtilali’nin Fransız halkına etkilerini dinlemek, Tolstoy ile 18. Rusyası’nın kentlerindeki ve köylerindeki yaşama tanıklık etmek gibisi var mı? Tarih kitaplarında dahi bulamayacağınız betimlemeler, ilk ağızdan tespitler hangi 20. yüzyıl kitabında var ki? Tabii ki yok.



4 Ekim 2015 Pazar

Kitap Önerisi: Sonbaharın Ruhunu Yansıtan 11 Kitap

En sevdiğim mevsim sonbahar geldi çattı! Kırmızı yapraklar, kışın soğuğunu hissettirmeye başlayan ama o kadar acımasız olmayan rüzgarlar, yağmurlu ve kapalı günler beni motive eden, mutlu eden küçük ayrıntılar arasında. Bu havalarda yapılacak en güzel şeyin battaniyenin altında kitap okumak olduğu konusunda çoğumuz hemfikiriz. Peki sonbaharın asil ve hafif kasvetli ruhuna uygun, bu mevsimde okumaya yakışacak kitaplar hakkında bir fikriniz var mı? Yoksa ben hemen başlıyorum.

Sonbaharın Ruhunu Yansıtan 11 Kitap

1 ) Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan (YKY)

Beni derin ve karmaşık bir hüzünle saran Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan’ın en sevdiğim kitabı. Yalnızlığın farklı birbakış açısıyla yorumlandığı bu kitap sonbaharla çok güzel özdeşleşiyor.

2) Yaşamın Ucuna Yolculuk - Tezer Özlü (YKY)

Gamlı prensesim Tezer Özlü bir mevsim olsaydı sonbahar olurdu. Bu güzel mevsimin en güzel yaprakları ise Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta dökülüp etrafı bin bir renge boyamış.

3) Bahara Kadar Bekle, Bandini – John Fante (Parantez)

Yoksulluk, gerçek ve sakınılmadan yapılan betimlemeler ve anlatımlardan oluşan kitap, bana nedense en güzel sonbaharda okunur gibi geldi.

4) Madam Bovary – Gustave Flaubert  (İş Bankası Hasan Ali Yücel Klasikleri)

Basit bir aşk hikayesinden çok insan psikolojisinin iniş çıkışlarını gözler önüne seren Madam Bovary’i hala okumadıysanız bu sonbahar mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

5) Parasız Yatılı – Füruzan (YKY)

Sonbaharın hüznüne en çok Füruzancığımın öyküleri yakışır. Füruzan’ın en güzel öyküleri de bana kalırsa bu kitaptadır. Ben Can’dan olan basımını okumuştum ama halihazırda Füruzan’ın tüm kitaplarını YKY’de bulabilirsiniz.

6) Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi – Brendan – John Freely (YKY)

İstanbul’un en sevdiğim semtleri Galata, Pera ve Beyoğlu, sonbaharda başka güzeldir. Bu sonbahar, Brendan ve John Freely’nin kitabını elinize alıp semtleri keşfe çıkabilir, sizi şaşırtıp mutlu edecek pek çok ayrıntıyı keşfedebilirsiniz.

7) Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı – Bilge Karasu (Metis)

Bu kitabın adıyla aşk yaşıyorum. Niye bilmiyorum. Ama “uzun sürmüş bir günün akşamı” ile başlayan pek çok cümlem var. Bilge Karasu’nun muhteşem öyküleri, sonbahara çok yakışır, sarıp sarmalar.

8) Jane Eyre – Charlotte Bronte (Can Yayınları)

Güzel kurgulanmış, akıcı bir dille kaleme alınmış biraz kalın bir kitap, hele de okudukça zaman yolculuğunda gezinmenizi sağlıyorsa kahvenize ve battaniyenize harika bir dost olabilir.

9) Açlık – Knut Hamsun ( Varlık)

Sonbaharın kasvetine yakaşacak bir kitap daha. Yazmak uğruna verdiği mücadelede üşüyen, aç kalan bir adamın hikayesi Açlık.

10) Uluma ve Öteki Şiirler – Allen Ginsberg (Altıkırkbeş)

Zaman zaman elime alıp bu dünyayı sorgulamama neden olan Uluma ve Öteki Şiirler, sevgili Rory Gilmore’un da okuma listesinde yer alan, benim çok çok sevdiğim bir şiir kitabı. Kutsallığı, yüceliği ve hayatı bir sonbahar akşamüstü Ginsberg ile sorgulayabilirsiniz.

11) Bunny Munro’nun Ölümü – Nick Cave (Siren)

Ünlü müzisyen Nick Cave’in kitabı Munro’nun Ölümü, gerçeği tüm çıplaklığı, ucuzluğu ve kirliliğiyle gözler önüne seriyor.