alman edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alman edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2017 Cuma

Kitap İncelemesi: Michael Ende - Dilek Şurubu


Künye:
Kitap Adı:  Dilek Şurubu
Yazarı: Michael Ende
Yayınevi: Kabalcı Yayınları
Türü: Roman 
Ne Zaman Okudum?: 05 Ocak

Selam! 👋

2017'de okuduğum ilk kitap ile karşınızdayım!

Bu yıl, okuyacağım kitapları onlu paketler halinde başucuma yerleştirip, bittikçe yerlerine yenisini eklemeyi planlıyorum. Bittikçe yenilecek bu 10 kitabı da her yenilediğimde sizinle paylaşıyor olacağım. 

Dilek Şurubu, 2017'de okumayı planladığım ilk 10 kitap arasındaydı. Momo ile pek sevdiğim, hayal dünyası oldukça geniş Michael Ende'nin Dilek Şurubu bakalım beni ne kadar etkilemiş?

Köülüğün simgesi İblis Şarlatan ve Zalime Vampirsoy'u denetlemek, yaptıkları kötülükleri engellemek için gönderilen Kedi Fellahoğlu Fellah ve karga Yakup Sarsak'ın iyilik için mücadeleleri anlatılıyor kitapta.

Dilek Şurubu, yılbaşı gecesi, saat tam on ikiyi vurduğunda İblis Şarlatan ve Zalime Vampirsoy'un dünyayı en kötü hale getirmek için dileyecekleri dilekleri yerine getirecek mi yoksa miskin bir kedi ve yaşlı bir karga buna engel mi olacak? 

İyiliğin her zaman kazandığını bir kez daha kanıtlayan Dilek Şurubu, pek çok yaştan okurun severek okuyacağı bir roman. 📑

Artıları ve Eksileriyle Dilek Şurubu

+ Karakterlerin isimlerinden hayali olaylara kadar oldukça yaratıcı ve özgün bir dünya kurmuş Ende. 

-Kitap ilginç bir şekilde başlıyor ancak bir yerlerde sonuca ulaşmak için azıcık sıkılıyorsunuz. "Keşke bu kadar uzatmasa." diyorsunuz. Halbuki incecik bir kitap Dilek Şurubu.

+Küçük bir çocuk da benim gibi bir yetişkin de severek okuyacaktır bu romanı.

Sevgiler! 💙

 ............................................................................................................................

Beni aşağıdaki adreslerden de takip edebilirsiniz! 👇

Tumblr 📌

İnstagram 📷

Goodreads 📚

21 Temmuz 2016 Perşembe

Patrick Süskind - Güvercin



Merhaba!

Sizlere bir günde kolayca okuyup bitirebileceğiniz uzun öykü ya da kısa roman olarak nitelendiren bir kitaptan bahsedeceğim bugün. Koku romanıyla insan psikolojisinin en karanlık yanlarını bize gösteren Patrick Süskind, Güvercin'de de yine kendi halinde, yalnız yaşayan bir adamın iç dünyasına davet ediyor bizi. 

İçine kapanık, yalnız yaşayan, asosyal bir adamın, bir sabah kapısının önünde bir güvercin ile karşılaştıktan sonra başına gelenleri anlatan kitapta; tepkilerimizin, düşüncelerimizin ve iç güdülerimizin bizi "normal"den nasıl da kolayca sıyırabileceğini görüyoruz. Baş karakter Noel'in zaten "normal" olmadığını söyleyip kolaya kaçanlar da olacaktır ancak bana kalırsa hepimizin zayıf ve anlaşılmaz tepkileri, düşünceleri var.

Özetle, güvercin, ilginç bir kitap. Bu kesinlikle yadsınamaz. Okurken saçma bulduğunuz halde yine de merakla sayfaları çevirdiğiniz anlar yaşayacaksınız. Eminim.

Ama sonunda benim gibi küçük bir hayal kırıklığı mı yaşarsınız yoksa "Böyle bitmesi en doğrusu." mu dersiniz orasını bilmiyorum. Ama çok merak ediyorum. Kitabı okuyanlar varsa yorum bırakarak merakımı giderebilirler. :)

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere!

Sevgiler!

En Son Yayınladığım Kitap İncelemesi ve Kitap Alıntıları İçerikleri





30 Haziran 2016 Perşembe

Franz Kafka - Amerika


Merhaba!

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinden seçtiğim kitapları okumaya devam ediyorum. Şu ana kadar okuduğum kitapların hepsini çok sevdiğim için bu listede ilerlemek hiç de sıkıcı olmuyor. Aksine bir düzen içerisinde okumak nedense benim daha çok hoşuma gidiyor.

Pek sevgili Kafka'nın Amerika adlı romanı da bu listede sevdiğim kitaplar arasındaki yerini aldı. Ancak ne yazık ki kitabı okurken altını çizecek ya da sindirmeye çalışacak pek bir bölüm yoktu benim için. Belki de Kendimi Karl'ın hareketli yaşantısına ve başına gelen olaylara öyle bir kaptırdım ki bazı cümleleri atladım. Bilemiyorum. :)

Kitabı birkaç kelimeyle özetlemem gerekirse; "Can sıkıcı" ,"acımasız" ve "talihsiz" diyebilirim. Neden mi? Zira, karakterin başından öyle sinir bozucu olaylar geçiyor ve Kafka bunu öyle güzel ve gerçek biçimde, tüm yalınlığıyla anlatıyor ki okurken Karl için üzülüyor, ona deliler gibi acıyor ve talihsizliğine lanet ediyorsunuz. Kitaptaki sinir bozucu, işe yaramaz karakterlerden nefret ediyorsunuz.

Tüm bunların sonucunda, yine ve yeniden anladım ki; bir duyguyu ve yaşananların oluşturduğu etkiyi anlatmak için süslü sözcüklere gerek yok. Onu en yalın, tarafsız ve açık şekilde anlattığınızda, yorum yapmadığınızda zaten okuyucu bunu kendi zihninde şekillendiriyor ve anlatmak istediğinizi iliklerine kadar hissediyor. Bu da yazan çizen arkadaşlara benden küçük bir not olsun. :)

Sevgiler!