kitap özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2016 Perşembe

Kitap İncelemesi: Aleksandr Puşkin - Byelkin'in Öyküleri


Selam!

Yepyeni öykülerle ve yepyeni bir kitap incelemesi içeriği ile karşınızdayım! 

İncecik bir kitap olmasına rağmen bitmeyen işlerim sebebiyle elimde azıcık sürünen Aleksandr Puşkin'in Byelkin'in Öyküleri'ni; mola verdiğim zamanlarda, yolda, yatmadan önce sızıp kalana kadar inatla okudum. Bitirir bitirmez da aklımda kalanları taze taze paylaşmak istedim. Bakalım neler hatırlıyorum?

Aleksandr Puşkin - Byelkin'in Öyküleri

Öncelikle bir anlaşalım; Puşkin zaten Rus edebiyatının en usta yazarlarından biri. Bunun yanı sıra hepimizin saygı duyduğu pek çok yazara da yol göstermiş. Bu açıdan üzerine çok konuşacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle "naçizane" fikirlerim arasında elbette ki "çok kötü" ifadeler olmayacak.

Puşkin'i ilk kez okumuyor olsam da daha önce okuduğum kitabı bir roman olduğu için aslında yeni bir deneyim oldu benim için. Kitap, yazarın çevresinden duyduğu gerçek öyküler oluştuğu için elbette ki baştan olumlu bir izlenim yarattı zihnimde. Zira, günlük hayatta gördüğü ya da duyduğu şeyleri yazan yazarlara ve gerçek hikayelere karşı bir zaafım var. Bkz: Sait Faik.

Öyküleri okurken bir yandan ailesini kaybettikten sonra mütevazi bir çiftlik hayatına geçiş yapan Puşkin'in hayatından küçük kesitler gördüm, bir yandan dönemin ilgi çekici ve merak uyandıran olaylarına şahit oldum. Zengin ve fakir genç kızlar, bir yerlere tutunmaya çalışan erkekler, hurafeler, entrikalar ve kumar masaları en temel konular arasında yer alıyor. "Şahane" ve "oldukça etkileyici" şeyler okuduğumu iddia edemeyecek olsam da her bir öyküden zevk aldım ve gerçekten bir şeylere tanık oluyormuş hissi yaşadım. Bu da benim için oldukça geçerli bir durum.

Unutmadan; kitabın "oyun içinde oyun" tavrı da çok hoş bence. Zira Puşkin girişte, kitaptaki tüm öyküleri Byelkin adlı birinin yazdığını not düşüyor. Bu da sıradan birinin gizli hikayelerini okuyormuş izlenimi yaratıyor. :)

İdefix'ten kontrol ettiğim kadarıyla kitabın şu an baskısı yok. Ya da umarım benim gözümden kaçmıştır. Ne olursa olsun Byelkin'in Öyküleri'ni gördüğünüzde hemen alıp benim gibi uzatmadan, birkaç saat içinde güzelce okuyuvermenizi tavsiye ederim.

Çok sevgiler!

3 Ekim 2016 Pazartesi

Jane Bowles - Açık Havada Bir Gün


Merhaba! 

Evlilik, balayı, bitmeyen tadilat ve taşınma süreci -ki hala devam ediyor bu süreç- evden çalışma ve yeniden işe dönüş derken kitap okumak hayal olmuştu. Ama sanırım yavaş yavaş oturuyor düzenim ve okuma alışkanlığımı da geri kazanıyorum. 

Okuma düzenimi geri kazanmak için de kendime bir güzellik yapıp daha önce hiç okumadığım bir yazarın öykülerini okumaya karar verdim. Aslında elimde Lolita var ve kitabın yarısını geçtim ancak tazelenmek için yeni bir kitaba ihtiyacım olduğunu düşündüm. 

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesi'nden biraz olsun ayrılmak da, öykü okumak da çok iyi geldi.

Kitap İncelemesi: Jane Bowles - Açık Havada Bir Gün

Jane Bowles çok fazla üretim yapmış bir yazar değil. Hatta İdefix'te sadece bu kitabını görebildim. Ancak dilimize çevrilen "Ağırbaşlı İki Hanımefendi adlı bir romanı da varmış. Bulabilirsem okumayı çok isterim. (Belki de zamanında basılmış ama şu an basımı olmayan, Türkçe'ye çevrilmiş başka kitapları da vardır) 

Kitaba gelecek olursak... Bowles'ın öyküleri kesinlikle sıradan değil. Genel konulardan çok uzak bir bakış açısıyla, belki de her yerde karşılaştığınız ama ruhlarını gizleyen karakterlerle doldurmuş her bir öyküsünü. Hal böyle olunca sıkılmaktan ziyade; "Acaba neler olacak?", "Acaba ne anlatmak istiyor?" derken buluyorsunuz kendinizi. Zaten incecik bir kitap hemen bitiveriyor. 

Yeni yazarlara ve öykülere şans tanımanın ne kadar mühim olduğunu gördüğümüze göre siz de kitaplığınızda bulunan ya da herhangi bir yerde görüp merak ettiğiniz bir öykü kitabını satın almaya ve okumaya korkmayın olur mu?

Bakalım benim bir sonraki kitabım ne olacak?

Not: Kitaplarda post-it ile işaretlediğim bölümleri artık ayrı birer içerik olarak paylaşacağım. Eğer çok fazla yoksa da atlayacağım. Böyle daha iyi olacak diye düşünüyorum. 

Çok sevgiler!

28 Temmuz 2016 Perşembe

Italo Calvino - Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu


Merhaba!

Bugün İtalyan edebiyatının ünlü yazarlarından Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabından bahsedeceğim. Kitabı dün bitirdim ve hala etkisindeyim. Öyle ki; şu an okuduğum kitaptaki -Karanlığın Yüreği- hikayenin öncesinde sanki Calvino'nun romanının izleri varmış gibi hissediyorum kimi zaman.

Öncelikle belirteyim, bu benim ilk Calvino kitabım. Calvino, Tezer Özlü nedeniyle okumayı çok istediğim bir yazardı ve ilk hangi kitabını okuyacağıma bir türlü karar veremiyordum. Sonra Ölmeden  Önce Okunması Gereken 1001 Kitap arasından kendime bir liste yaptım ve tesadüfen içerisine bir Calvino kitabını da ekledim. İyi ki eklemişim. 

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, ucu bucağı olmayan, içerisinde pek çok aforizmayı barındıran bir kitap. Satın aldığı romanı baskı hatası nedeniyle yarım bırakmak zorunda kalan ve doğru baskıyı satın almak için uğraşırken kendini 10 farklı romanın içinde bulan bir okurun hikayesini anlatıyor Calvino. Okurken kimi zaman heyecanlanacak, kimi zaman da geçmiş sayfalara dönme ihtiyacı duyacaksınız.

Uzun süre sonra bu kadar özgün ve farklı bir kitap okuduğum için çok mutluyum. Umarım Calvino'nun diğer kitaplarını da bu kadar çok severim. 

Kitap hakkında ipucu verip tadını kaçırmamak için sizi kitap alıntıları ile başbaşa bırakıyorum. :)

Italo Calvino - Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu Kitap Alıntıları

"Hayat bir koku alışverişinden başka bir şey değil."

"Dünya parçalanıyor ve beni de kendi çözülmesinin içine çekmeye çalışıyor." 

"İnsan adını değiştirmeyi başaramadığı gibi geçmişini de değiştiremez."

"Bütün öykülerin vardığı sonuç şudur: İnsan tek bir hayat yaşar, tek bir tane; dokunmuş olduğu ipliklerin seçilemediği keçeleşmiş battaniye misali, hayat tekdüzedir, kendiyle aynıdır."

"Olmamış olması gereken bir şeyin ön­cesindeki ana döneceğiz diye saatleri ve takvimleri geri döndür­me takıntısına kafa yormanın manası yok."

"Okumak yalnızlıktır."

"Bütün öykülerin ana fikrinin iki çehresi vardır: hayatın devamı; ölümün kaçınılmazlığı."


21 Temmuz 2016 Perşembe

Patrick Süskind - Güvercin



Merhaba!

Sizlere bir günde kolayca okuyup bitirebileceğiniz uzun öykü ya da kısa roman olarak nitelendiren bir kitaptan bahsedeceğim bugün. Koku romanıyla insan psikolojisinin en karanlık yanlarını bize gösteren Patrick Süskind, Güvercin'de de yine kendi halinde, yalnız yaşayan bir adamın iç dünyasına davet ediyor bizi. 

İçine kapanık, yalnız yaşayan, asosyal bir adamın, bir sabah kapısının önünde bir güvercin ile karşılaştıktan sonra başına gelenleri anlatan kitapta; tepkilerimizin, düşüncelerimizin ve iç güdülerimizin bizi "normal"den nasıl da kolayca sıyırabileceğini görüyoruz. Baş karakter Noel'in zaten "normal" olmadığını söyleyip kolaya kaçanlar da olacaktır ancak bana kalırsa hepimizin zayıf ve anlaşılmaz tepkileri, düşünceleri var.

Özetle, güvercin, ilginç bir kitap. Bu kesinlikle yadsınamaz. Okurken saçma bulduğunuz halde yine de merakla sayfaları çevirdiğiniz anlar yaşayacaksınız. Eminim.

Ama sonunda benim gibi küçük bir hayal kırıklığı mı yaşarsınız yoksa "Böyle bitmesi en doğrusu." mu dersiniz orasını bilmiyorum. Ama çok merak ediyorum. Kitabı okuyanlar varsa yorum bırakarak merakımı giderebilirler. :)

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere!

Sevgiler!

En Son Yayınladığım Kitap İncelemesi ve Kitap Alıntıları İçerikleri





20 Temmuz 2016 Çarşamba

Honoré de Balzac - Goriot Baba


Merhaba!

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap listesinde yer alan bir kitapla daha karşınızdayım! Bu listeden rastgele seçip hazırladığım ilk 16 kitaplık mini listeyi bitirmeme sadece 6 kitap kaldı. Aşağıda o listeyi paylaşıyor olacağım. Renkli yazılmış kitap isimlerinin üzerine tıkladığınızda kitap ile ilgili hazırladığım içeriklere ulaşabilirsiniz.

Gelelim Goriot Baba'ya.

Goriot Baba, ünlü Fransız yazar Balzac'ın en meşhur kitaplarından biri. Ama bundan da önemlisi yazarın bugüne kadar oluşturduğu eserlerinin tümünü kapsayan "İnsanlık Komedyası" projesinin en önemli ve merkezdeki kitabı. Aşk, sevgi, aile, dostluk gibi kavramların; para, şöhret ve pek çok dünyevi zevkler ile ne gibi değişimlere ve yozlaşmalara uğradığını anlatan bu seride, aynı zamanda dönemin Fransa'sını da rahatça gözlemleyebiliyorsunuz. 

Goriot Baba da tüm özellikleri kapsıyor ve bir babanın kızları için yaptığı fedakarlıkları, kimi zaman yoğun ve abartılı bir şekilde okuyucuyla paylaşıyor. Bu hikayede merkezdeki olaya ve ana fikre, büyük şehre tutunmaya ve kolay yoldan zengin olamaya çalışan bir gencin hikayesini de ekliyor Balzac. Diğer karakterleriyle de toplumdaki portreleri çıkarıp dönemi ustalıkla betimliyor. 

Dilerseniz aşağıdaki alıntıları da okuyup küçük bir fikir edinebilirsiniz. 

Honoré de Balzac - Goriot Baba Kitap Alıntıları

"Kurumuş yürekler mi daha ürkütücüdür, boşalmış kafatasları mı? Kim karar verebilir?"

"Makyaj nasıl kadınların boyalarıysa mutluluk da şiirleridir."

"Dünya bir çirkef, yükseklerde kalmaya çalışalım biz."

"Sahte aşkın günahını gerçek aşk ödüyordu."

"Güzel ruhlar bu dünyada uzun süre kalamaz."
...........................................................................................................................

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesinden Seçtiklerim

Hermann Hesse - Boncuk Oyunu
Italo Calvino - Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Ivo Andric - Drina Köprüsü
Joseph Conrad - Karanlığın Yüreği
Mario Puzo - Baba
Patrick Süskind - Güvercin
Rainer Maria Rilke - Malte Laurids Brigge'nin Notları


18 Temmuz 2016 Pazartesi

Primo Levi - Boğulanlar, Kurtulanlar


Merhaba!

Primo Levi'nin "Bunlar da İnsan mı?" adlı kitabını okurken kahrolmuş, onun üzerine bir de Fethiye Çetin'in "Anneannem" kitabını okuyup kabuslar görmeye başlamıştım. Geçmişte kalan ama bir benzerleri günümüzde hala devam eden soykırımlar, işkenceler, katliamlar ve psikolojik savaşlar, beni derinden etkiliyor ve her gece kendimi, sevdiklerimi onların yerinde ya da onlarla görüyordum. 

Öyle ki "Bunlar da İnsan mı?" kitabının bir devamı sayılabilecek deneme kitabı "Boğulanlar, Kurtulanlar"ı son 40 sayfasında bıraktım. Dinlenip biraz daha iyi hissettikten sonra okuyacak, o sırada da başka kitaplara bakacaktım. Sonra o korkunç olaylar oldu. 15 Temmuz gecesi herkesin zihninde aynı kalacak ama yüreklerimizde bambaşka izler taşıyarak sonsuza kadar yaşayacak. Unutulmayacak. 

Belki saçma gelecek -zaten öyle ama- özellikle de bireysel olarak böyle bir zamanıma denk geldiği için, sanki onu çağırmışcasına vicdan azabı çektim o gece. Üzerinden bir gün geçti. Artık daha sakin -sakin değil daha sakin- olduğum Pazar günü de "Boğulanlar, Kurtulanlar"ı elime alıp ne pahasına olursa olsun bitirdim. Bir hesaplaşma ve kötü günleri bitirme seansıydı sanki. 

Böylece anladım ki okuduklarımız, hayatlarımızla eş. Kabuslarımız, korkularımız uzak değil. Levi'nin de düşündüğü üzere bir 3. Dünya Savaşı biz zavallı Avrupalılar için hiç de uzak değil. Her yanımız sarılı, bekliyoruz.

Kitabı anlatacak, yorumlayacak çok halim yok. Ancak 2. Dünya Savaşı, Alman ve Nazi ideolojisi hakkında, Hitler'in kurduğu o vahşi ortamda yaşamış bir Yahudi'nin yorumlarını merak ediyorsanız bu deneme kitabını okuyun derim. Primo Levi, bu konuda bana kalırsa çok iyi bir kaynak.

Hepimize sevgi ve huzur dolu günler diliyorum. 

Lütfen kendinize çok dikkat edin.

Nefret etmeyin, vahşileşmeyin.

Primo Levi - Boğulanlar, Kurtulanlar Kitap Alıntıları

"Her insanda ölçüsünü kendisinin de bilmediği bir güç kaynağı vardır. Bu güç kaynağı; kuvvetli, zayıf ya da hiç derecesinde olabilir ve ancak aşırı zor koşullar kişiye onu değerlendirme olanağı verir."

"Acının çocuğu zevk değil, acının çocuğu acı." 



15 Temmuz 2016 Cuma

Fethiye Çetin - Anneannem


Merhaba!

Bugün size, sahafta tesadüfen karşılaştığım, sevgilimin tavsiyesiyle aynı gün okumaya başlayıp elimde başka bir kitap olmasına rağmen ertesi gün bitirdiğim, çok etkilendiğim bir kitaptan bahsedeceğim.

Fethiye Çetin aslında çok da yabancı bir isim değil bizler için. Kendisi Hrant Dink'in avukatı. Dink ile yolları ise anneannesi sayesinde kesişiyor.

Çetin'in anneannesi Heranuş, Ermeni bir aileden gelen bir çocukken kentlerin boşaltılması ve o malum yürüyüşün yapıldığı yıllarda bir Türk aile tarafından evlatlık olarak alınıyor. Ailesine hasret kalan zavallı Heranuş'un dili de dini de değişiyor. Yeni yaşamını da seviyor, alışıyor ama bir türlü geçmişini unutamıyor, ailesine olan hasreti bir türlü dinmiyor. 

Kitap, Fethiye Çetin'in anneannesinin hikayesini ve bu hikayeyi duyduktan sonra ailesini bulmak için yaptıklarını anlatıyor. Geçmişi ve bugünü anlatan anıları, pek çok yerde ağlayarak okudum. Okudukça içimi daha da acıttı yaşananlar. 

İnsanların dilleri, dinleri, ırkları, görünüşleri için yok yere mahvedilmesini bir türlü anlamıyorum. Özellikle de böyle çıplak ve şeffaf kitapları okudukça.

Hiçbir kötülüğün üstünün kapanmamasını, Heranuşlar'ın ve onun gibilerinin öykülerinin de herkes tarafından bilinmesini, bu vicdansızlıklardan ders alınmasını tüm kalbimle diliyorum.

...........................................................................................................................

Bu arada yeni yıldan bu yana okuduğum kitaplar 52'yi bulmuş. 

Siz Goodreads aracılığıyla kendinize bir hedef koydunuz mu?





12 Temmuz 2016 Salı

Primo Levi - Bunlar da mı İnsan?


Merhabalar!

2. Dünya Savaşı yıllarında, Nazi kamplarında yaşamış ve oradan kurtulduktan sonra yaşadıklarını insanlarla paylaşıp kendini gerçekleri ortaya dökmeye adamış Primo Levi'nin Bunlar da mı İnsan kitabı ile karşınızdayım.

Bunlar da mı İnsan'da Primo Levi, kendi ağzından, birebir yaşadıklarını anlatıyor. Bulunduğu Nazi kampındaki insan dışı muameleler kimi zaman insanın kanını donduracak cinsten. İnsanların yakıldığı fırınlar, toplu imhaların yapıldığı gaz odaları, ölüm yürüyüşleri, çalışamayacak duruma gelen insanların öylece gözden çıkarılmaları ve tabii insanlık dışı çalışma koşulları...  Bir hikayeden, kurgudan çok gerçekleri anlatması bana göre samimiyeti ve etkiyi ikiye katlamış. Üstelik Levi, yaşadıklarına rağmen tarafsız bir dil kullanmayı da başarmış. Öyle ki işkencelerden vahşileşen Yahudi dostlarını ve insanların da nasıl bambaşka kişiliklere büründüklerini, insanoğlunun zor durumlarda nasıl da vahşileşebileceğini tüm çıplaklığıyla anlatmış.

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama ben bu kitabı çok beğendim. İnsanlık tarihinin en vahşi ve korkunç suçlarının işlendiği bu döneme karşı nedenini bilmediğim bir ilgim var. Belki de ondan.

 Sanırım bunca vahşetin nasıl yapılabileceğini algılamak için bu konuyu daha çok okumak ve izlemek istiyorum. Hoş, sonuç hiçbir zaman olmayacak ve bunun mantıklı bir açıklaması olması da imkansız. Sadece "Neden?" diye sormaya devam edeceğiz. Ama iyi haber; yazarın şu an elimde bulunan Boğulanlar ve Kurtulanlar adlı deneme kitabında bu nedenler, sonuçlar, ikiyüzlülükler çok iyi bir şekilde ele alınıyor. En azından biraz daha bilinçlenmek isteyenler onu da okuyabilir.

Hatta birazcık beklerseniz birkaç güne onun da kısa özetini (bu özet de olmuyor aslında ama) sizlerle paylaşacağım.

Takipte kalın!

Primo Levi - Bunlar da mı İnsan? Kitap Alıntıları

"Tam bir mutluluğu gerçekleştirmenin imkan dışı olduğunu er geç herkes öğrenir."

"Umutsuz anlarda bile insanın kendine sığınacak bir köşe, çevresine ince de olsa bir savunma duvarı örmek yeteneği şaşılacak kadar büyük."

"Yaşamanın anlamı için duyulan inanç, insanın etindeki tüm sinirlere kök salmıştır, insan doğanın bir parçasıdır."

"Anlamsız insan yaşantısı yoktur ve her yaşantı incelenmeye değer."

"Tarihte olsun, bugünkü yaşamda olsun, vahşi bir yasa var tanınması gereken: "Varlıklıya verilir, yoksuldan alınır."

"İnsanoğlunu mahvetmek onu yaratmak kadar güç."





7 Temmuz 2016 Perşembe

Uyuyan Adam - Georges Perec


Merhaba!

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesi, hiç adını duymadığım kitaplar ve yazarların yanı sıra uzun zamandır okumak istediğim kitaplarla ve yazarlarla da buluşmamı sağladı. Georges Perec'in adını ilk kez "e" harfini hiç kullanmadığı Kayboluş kitabı sayesinde duymuştum. Ayrıntı Yayınevi'nin Cağaloğlu'ndaki şubesinde küçük bir sohbette bu kitabı öğrenmiş ve yazardan çok çevirmenine hayret etmiştim. Öyle ya, yazarın bu düşüncesini başka bir dile uygulamak iki katı zor olmalı.

Tüm bunlara rağmen Kayboluş'u halen okumadım. Perec serüvenime Uyuyan Adam ile başlamak varmış. Ama ben hiç şikayetçi değilim. Kitap, tam da benim sevdiğim türden, anlatı şeklinde gelişen, olaylardan çok durumları anlatan bir roman. 

Uyuyan Adam ismini alması ise karakterin tüm yaşadıklarını adeta bir "uyanık gezen, bakan kör"* edasıyla anlatması. Anlayacağınız kitabın isminde küçük bir ironi var. Tabii bu durumu "mecaz" olarak adlandıranlar da olabilir. Kararı okuduktan sonra verirsiniz. :)

Uyuyan Adam'ın en sevdiğim yanı hayata dair türlü çıkarımları olan bir kitap olmasıydı. Bir romanda ziyade küçük bir felsefe, aforizmalar kitabıydı adeta. Bu da okurken iyice yoğunlaşmanızı gerektiriyor. Ben aşağıda diğer içeriklerden biraz farklı olarak sadece çok sevdiğim iki alıntıyı paylaşacağım bu sefer. 

*Bu ifadeleri kitabın sonunda bulunan "Yayıncının Notu" bölümünden aşırdım. Öyle güzel bir tanımdı ki daha iyisini bulamazdım. 


Uyuyan Adam - Georges Perec Kitap Alıntıları

"Köpeklerin tanrısı, kedilerin tanrısı, yoksulların tanrısı olabilirsin. Elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olamayacaksın. Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın."

"Keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli; sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinme bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen parmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu."


2 Temmuz 2016 Cumartesi

Stanislaw Lem - Solaris


Merhaba!

Uzun bir aradan sonra bir bilim-kurgu romanı okumanın mutluluğunu yaşıyorum!

Eğer bir değeri ve niteliği varsa fantastik edebiyat ve bilim - kurgu kitapları okumak benim için çok keyifli bir hal alıyor. Ama 1544161 kez söylediğim gibi vampirli kitaplar okumayın çocuklar.

Öncelikle söylemem gerekir ki Stanislaw Lem ile Solaris sayesinde tanıştım. İlk kez kitabını okumamın yanı sıra, yazarın adını da ilk kez Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinde gördüm. İşte bu yüzden güvenilir kitap listelerini çok seviyorum!

Kitaba Goodreads'te 5 üzerinde 3 verdim. Ancak bu ortalama bir not olsa da bana göre hiç de fena değil. Sevdiğim kitapların hepsine 4 ya da 5 vermiyorum zaten. Bunu anlatmanın sebebine gelirsek; bazı kitapları sevsem de bir şeyleri eksik buluyorum. 

Solaris, hikayesi çok özgün ve başarılı bir kitap. Romanda, araştırma yapmak için Solaris adlı gezegene yolculuk yapan bir bilim adamının gezegende yaşadıkları kendi ağzından anlatılıyor. Gizemi çözülememiş, bir "canlı" olarak görülen okyanusun gezegene ve orada yaşayanlara etkileri bu bilim adamının ağzından çoğu zaman ruhsal çözümlemeler ile harmanlanıyor. Aslında temelde, insanın zaafları, başka dünyalara olan merakı ve pek çok psikanalitik durum yer yer üstü kapalı yer yerse oldukça açık şekilde anlatılıyor. Yani her şey buraya kadar çok iyi.

20. yüzyıl bilim kurgu edebiyatının başyapıtları arasına girmiş bu yapıtta benim kafamı karıştıran tek şey, bilimsel terimlerim fazlalığıydı. Bu durumun kitabın akışını bana göre oldukça karmaşık hale getirmesi, kitabı sevdiğim halde yine de istediğim tadı yakalamamı sağladı. Belki çok saçma ve kişisel bir yorum ancak burada kendi incelememi yaptığım için oldukça rahatım. Zira bu kitap üzerine bir inceleme yazsaydım tabii ki bu durumu es geçer ve onun gerçekten insan zihninin ve ruhunun derinlerini anlatma çabasını takdir ederdim.

O halde daha fazla yorum yapmayayım da kitap alıntıları konuşsun.

Stanislaw Lem - Solaris Kitap Alıntıları

"Bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabii, ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır."

"Yalnızca İnsan'ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize."

"Tek bir dünya, kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu. Kendi dünyamızın ülküsel bir imgesi peşine koşup duruyoruz hep."

"Acılarımızın kaynağı kendimiziz."

"Güzelse eğer, anıların güzel olduğu için."

"Ölüp de gömülememek hiç mi hiç olağan dışı değil günümüzde."






30 Haziran 2016 Perşembe

Franz Kafka - Amerika


Merhaba!

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinden seçtiğim kitapları okumaya devam ediyorum. Şu ana kadar okuduğum kitapların hepsini çok sevdiğim için bu listede ilerlemek hiç de sıkıcı olmuyor. Aksine bir düzen içerisinde okumak nedense benim daha çok hoşuma gidiyor.

Pek sevgili Kafka'nın Amerika adlı romanı da bu listede sevdiğim kitaplar arasındaki yerini aldı. Ancak ne yazık ki kitabı okurken altını çizecek ya da sindirmeye çalışacak pek bir bölüm yoktu benim için. Belki de Kendimi Karl'ın hareketli yaşantısına ve başına gelen olaylara öyle bir kaptırdım ki bazı cümleleri atladım. Bilemiyorum. :)

Kitabı birkaç kelimeyle özetlemem gerekirse; "Can sıkıcı" ,"acımasız" ve "talihsiz" diyebilirim. Neden mi? Zira, karakterin başından öyle sinir bozucu olaylar geçiyor ve Kafka bunu öyle güzel ve gerçek biçimde, tüm yalınlığıyla anlatıyor ki okurken Karl için üzülüyor, ona deliler gibi acıyor ve talihsizliğine lanet ediyorsunuz. Kitaptaki sinir bozucu, işe yaramaz karakterlerden nefret ediyorsunuz.

Tüm bunların sonucunda, yine ve yeniden anladım ki; bir duyguyu ve yaşananların oluşturduğu etkiyi anlatmak için süslü sözcüklere gerek yok. Onu en yalın, tarafsız ve açık şekilde anlattığınızda, yorum yapmadığınızda zaten okuyucu bunu kendi zihninde şekillendiriyor ve anlatmak istediğinizi iliklerine kadar hissediyor. Bu da yazan çizen arkadaşlara benden küçük bir not olsun. :)

Sevgiler!





24 Haziran 2016 Cuma

Stendhal - Kızıl ile Kara (Kırmızı ve Siyah)


Merhaba!

Uzun zamandır okumak istediğim ancak yeni fırsat bulup da okuyabildiğim bir kitap ile karşınızdayım! 

Okuyacağım kitapları, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap listesi üzerinden seçmeye başladığım, üstüne üstlük elimde olmasa bile e-kitap ile idare edebildiğim (edebildiğim diyorum zira bir zamanlar e-kitaba epey karşıydım) bir dönemdeyim. Bir listeden ilerlemem ve aradığım her kitaba kolayca ulaşmam okuma hızımı; çalışmadığım, öğrenci olduğum serbest dönemlerimdeki haline geri döndürdü. Bir de böyle akıcı, yalın ve merak uyandırıcı güzel kitaplar okuyunca şevkim daha da arttı.

Kızıl ve Kara'yı (Kızıl ve Kara mı yoksa Kırmızı ve Siyah mı demeliyim bilmiyorum ama okuduğum çeviride ismi Kızıl ve Kara olduğu için bu isimle devam edeceğim.) ne zaman görsem; "Çok ciddi ve sıkıcı ama bir o kadar da mühim bir kitap herhalde." diye düşünürdüm. Üzerine yazılmış bir yorum ya da eleştiri de okumamıştım. Ancak kitaba başlar başlamaz, hatta önsözde yazılanları okur okumaz anladım ki yanılmışım. 

Keresteci, fakir bir babanın oğlu olan Julien'in bir papazdan aldığı dersler sonucu geliştirdiği yetenekleri sayesinde (siz bolca şans da ekleyin üzerine) zengin, soylu ve yüksek sosyeteden insanların hayatına girişini anlatan kitapta; para ve iktidar hırsından romantizme, dönemin Fransası'ndaki din işlerinden devrim ve liberalizm düşüncelerine kadar pek çok konu ele alınıyor. Ancak bu konular öyle akıcı ve yalın bir şekilde anlatılıyor ki ne sıkılıyor ne de anlamakta zorluk çekiyorsunuz. (Yani önemli ama kesinlikle sıkıcı olmayan bir kitap) Zaten Stendhal gerçeği en yalın, abartısız ve saf haliyle anlatmayı ilke edinmiş bir yazar. Bu da benim gibi açık ve anlaşılır şeyler okumayı sevenlerin çok hoşuna gidecektir.

Peki, kitabın hiç mi kötü yanı yoktu? Bana kalırsa bazı bölümler biraz daha kısa olabilirdi. Bir de son 250 sayfaya geldiğimde olayların ne olacağını kestiremeyip biraz bunaldım, bitsin istedim. Ama son 100 sayfada biraz daha hareketlilik gelince tekrar merakla okumaya devam ettim. Bazı bölümleri olmasaydı ben daha şevkle ve severek okurdum kitabın tamamını. (Stendhal'in kemikleri sızlıyordu.)

Bir de beni biraz şaşırtan bir durum var ki söylemeden edemeyeceğim. Kitap bittiğinde tüm karakterlerin analizini yapıp nasıl kişiler olduğunu anlatabilecekken Julien için ne düşündüğümü bir türlü kestiremedim. Belki de yazarın da amacı bu ne iyi ne kötü aslında hepimiz gibi zaafları ve hataları olan bir karakter yaratmaktı. Bu nedenle de Julien o sınırları keskin bir şekilde çizilmiş ve yazarın biraz da hor gördüğü, klasik, yapay roman karakterleri arasından sıyrılıyordu.

Unutmadan söylemekte fayda var. "Neden Kızıl ve Kara?" diye merak edenler için açıklayayım: Julien bir Napolyan hayranı. Bir yandan onun gibi bir asker olmak istiyor ancak bir yandan da yetiştirildiği dini okullar ve yüksek bir gelir elde etme umuduyla din görevlisi olmak için çabalıyor. Tüm serüven aslında bu emellerin ve ikilemlerin etrafında döndüğü için de kitap ismini askerliği simgeleyen kızıl ve rahipliği, din görevlilerini simgeleyen siyahtan alıyor. 

Kişinin hayatında; yetenekleri, hataları, karşısına çıkan insanlar, şans ve tesadüfler nasıl bir rol oynayabilir en açık halde görmek için Kızıl ve Kara'yı okuyabilirsiniz. 

Şimdi sizi kitapta benim en çok sevdiğim cümleler ile baş başa bırakıyorum. 

Keyifli okumalar. :)

Stendhal - Kızıl ile Kara (Kırmızı ve Siyah) Kitap Alıntıları

"Kalbe dokunmasını biliyorlar, ama kırarak."

"Mutluluk aramak, herkesin içinde kendiliğinden bulunan bir duygu değil midir?"

"Bir adamın değeri olduğunu mu sanıyorsunuz? Onun her istediğine engel olmaya, her giriştiği işte zorluk çıkarmaya bakın. Onun gerçekten değeri varsa engelleri de, zorlukları da alt etmeyi bilir."

"Bu görgü, nezaket denen şey, insana kabaca davranışların verebileceği öfkenin uyuşmasından başka bir şey değil."

"Söz, insana düşündüğünü saklayabilsin diye eriştirilmiştir."

"Gerçek, ağırbaşlıdır."

"Bir yol, iki yanındaki çitlerde diken var diye hemen güzelliğini yitirir mi?"

"Her zaman ayrıcalıklarını arttırmak isteyen bir kral bulunur."

"Her gerçek tutku, yalnız kendini düşünür."


16 Haziran 2016 Perşembe

Andre Gide - Kalpazanlar



Her ne kadar zamansızlık yüzünden azıcık geç bitirsem de sanılmasın ki ben bu kitabı sevmedim! Kalpazanlar, birden fazla karakterin hikayesini konu alan kalabalık kurgusu, bol mesajlı, bol alt metinli hikayesiyle kendini çok sevdirdi.

Fransız yazar Andre Gide, kitapta eşcinsel duygulardan yalnızlığa, kötülükten ince düşüncelere kadar pek çok konuya değinmiş. Okurken öyle çok alıntıyı işaretledim ki hepsini aşağıda paylaşamasam da en sevdiklerimi bırakıp kaçıyorum.

Andre Gide - Kalpazanlar Kitap Alıntıları

"İnsan ancak bu kadar beceriksiz olur içindeki anlatmakta. Ama belki de duyguları içten olunca beceriksizleşiyor."

"Bunu sen yapamazsan kim yapacak? Hemen yapmazsan ne zaman yapılacak?"

"Hayatın güç yanı, aynı şeyi uzun zaman, sürekli olarak ciddiye almak."

"Yürek, işe karıştı mı beyni uyuşturuveriyor, felce uğratıyor."

"Eşlerde, birinin en küçük bir yaratılış çıkıntısının ötekinde ne katlanılmaz bir kızgınlığa yol açtığını sık sık fark ettim. Çünkü, 'ortak hayat' bu çıkıntıyı hep aynı noktaya sürter, sürtünme karşılıklı olunca da evlilik hayatı bir cehennem olup çıkar."

"Hiçbir şey, herkes için doğru değildir, doğru olduğuna inanana göre doğrudur."





10 Haziran 2016 Cuma

Vladimir Nabokov - Pnin



Yeni ve farklı karakterler ile tanıştığım kitapları çok seviyorum! Pnin de benim için o kitaplar arasındaki yerini aldı. 

20. yüzyılın en başarılı yazarlarından Nabokov'un daha önce Rua Dam Vale isimli romanını okumuş, çok sevmiştim. Pnin, ikinci Nabokov kitabım oldu. Okuduğum pek çok yorumda "Gülmem gerekiyormuş ama gülmedim." , "Eğlenceli değil aksine sıkıcı bir kitap." gibi pek çok yorum okudum. İşin özü ben de kitabın başında çok umutlu değildim. Biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Hatta, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap arasına nasıl girmiş diye de düşündüm. Ama sonra, Pnin'in özgün karakterini, farklı ve çözülmesi zor yapısını okudukça merakım arttı. Özellikle anlatıcı için "Kim yahu bu?" deyip durdum. 

Karikatür sayfalarındaki konuşma balonlarını atom bombası sanan, Amerikan popülerliğinden ve espri anlayışından hoşlanmayan, sırf daha az iş yapıyor diye bundan haz alıp, her gün kötü bir restoranda yemek yiyen Pnin'i çok sevdim! 

Not: Duyduğuma göre Rus asıllı Amerikalı Nabokov'un kendi kişiliğinden de küçük izler varmış Pnin'de. Zaten karakter, Rusya'dan göçmüş ve Amerika'da Rusça öğretmenliği yapıyor. 

Vladimir Nabokov - Pnin Kitap Alıntıları

"Dünyada insanların gerçekten sahip oldukları tek şey hüzün değil mi?"

"Deha, uyumsuzluktur."

"İnsanlık tarihi, acının tarihidir!"

"Pnin, diktatör bir tanrıya inanmazdı. Belli belirsiz, hortlakların demokrasisine inanırdı. Belki de ölülerin ruhları kurullar oluşturuyor, bunlar da oturumlarına hiç ara vermeksizin dirilerin yazgılarıyla ilgileniyordu."

"İnsanoğlu, çevresindekilerden uzak olduğu sürece hayatını sürdürür."

"Bir insanın şanssızlığının bir köpeğin mutluluğunu engellemesi için hiçbir neden yoktu."



9 Haziran 2016 Perşembe

Yevgeni Zamyatin - Biz


Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap listesinde yer alan kitapları okumaya başladığımı söylemiştim. Biz de o listede yer alan ve pek çok yazara ilham vermiş bir bilim kurgu, anti-ütopya romanı. "Biz" olma yolunda, kişinin kendi benliğini, doğayla ve duygular ile olan ilişkisini nasıl yok edebileceğini gözler önüne seriyor. 

İsmi olmayan, sadece rakamlar ile tanımlanan, hayatları ve yapacakları sıkıcı ve sağlıksız bir matematiğe oturtulmuş insanları konu alan romanda, özgürlüğün ne kadar değerli ve özel olduğu bu ortamın kuralcı yapısı ile başarılı bir şekilde anlatılıyor. 

George Orwell'in 1984'ü gibi kötü ve karanlık bir distopyayı anlatan kitap hakkında biraz daha fikir edinmek için işaretlediğim kitap alıntıları nelermiş bir göz atabilirsiniz. :)

Yevgeni Zamyatin - Biz Kitap Alıntıları


"Seni korkutuyor çünkü senden güçlü. Nefret ediyorsun çünkü korkuyorsun. Seviyorsun çünkü iplerini eline alamıyorsun. İnsan sadece köle edemediğini sever."

"Alçakgönüllülük erdem, gurursa kusurdur. Biz Tanrı'dan, Ben Şeytan'dan gelir."

"Herkes içinde yalnız kalbiyle birlikte söküldüğünde dinecek büyüklükte bir acı mı taşır?"

"Gülerek, cinayet bile öldürülebiliyordu."






19 Aralık 2015 Cumartesi

Viktor Pelevin - Mavi Fener



Geçen hafta Kadıköy Kafkas Pasajı'ndaki mezattan tamamen tesadüf eseri satın aldığım Viktor Pelevin'in Mavi Fener'i uzun zamandır okuduğum öykü kitapları arasında en iyilerden biri olmayı başardı.

Bu zamana kadar adını duymamakla çok şey kaybettiğimi düşündüğüm Rus yazar, zaten yazma konusunda öyle başarılı ki eleştirmenler kendisini Gogol, Nabokov ve Bulgakov ile kıyaslayacak kadar değerli bulmuşlar. Böyle bir kıyaslamaya girmekte ne kadar haklılar bilmiyorum ama Pelevin'in kendine özgü, yarı fantastik yarı da oldukça gerçekçi tarzda yazdığı öyküler beni çok etkiledi.

"Bir suçlu aramak anlamsız. Her idam kendi celladını bulur ve her birimiz bir cinayet yığının suç ortağıyız."

Mavi Fener'de okuduğum öykülerde; hayata ölümü bekleyen tavukların gözünden baktım, sıradan bir insanın rüyalarının içine girdim, bir hayvana aşkla bağlanmanın, bambaşka bir hayata sahipken kendini çok farklı bir konumda ve cinsiyette bulmanın nasıl bir şey olacağı konusunda azıcık da olsa fikir sahibi oldum. Uzun süre sonra farklı bakış açılarının aslında ne kadar çok şey değiştirdiğinin farkına vardım.

"Her günde, onu geçmişe ve geleceğe bağlayan bir an vardır. Ne hüzünlü bir yerdir bu dünya..."

Sakin başlayan, ucunun nereye gideceği belli olmayan ve sonunda çok sert, çok başka bir şekilde biten öyküler, bir şeyi yüzlerce farklı şekilde anlatabileceğimi yeniden görmemi sağladı. Öyle ki yer yer sağ gösterip sol vurmalarından afalladım. Her bir öyküye "Bu sefer hiç şaşırmayacağım. Bu öyküyü baştan çözeceğim." hevesiyle başladım. Kimi zaman başardım, kimi zaman yine şaşırdım. Birkaç öyküyü öyle sevdim ki, burada uzun uzun anlatmak istedim. Ama okuyacaklar için çok fazla tüyo vermemek, sürprizleri yok etmek istemiyorum.

"Eğer gerçekten seviyorsan, sevgi hissettiğinde sunduğun şeyin ne olduğunu düşünerek bulabilirsin senin için en iyi olan şeyi. Sana el sallayan kişiyi düşünürken ne hissettin?"
"Üzüntü."
"Bu demek oluyor ki, sendeki en iyi şey üzüntü ve sevdiğin şeyleri böyle karşılayacaksın."

Mavi Fener'deki öyküleri üç kelime ile tanımlamam gerekse; yalın, özgün ve anlamlı kelimelerini seçerdim. Ama dayanamaz; olağanüstü, hayalperest ve gerçek kelimelerini de eklerdim.