7 Temmuz 2016 Perşembe

Uyuyan Adam - Georges Perec


Merhaba!

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesi, hiç adını duymadığım kitaplar ve yazarların yanı sıra uzun zamandır okumak istediğim kitaplarla ve yazarlarla da buluşmamı sağladı. Georges Perec'in adını ilk kez "e" harfini hiç kullanmadığı Kayboluş kitabı sayesinde duymuştum. Ayrıntı Yayınevi'nin Cağaloğlu'ndaki şubesinde küçük bir sohbette bu kitabı öğrenmiş ve yazardan çok çevirmenine hayret etmiştim. Öyle ya, yazarın bu düşüncesini başka bir dile uygulamak iki katı zor olmalı.

Tüm bunlara rağmen Kayboluş'u halen okumadım. Perec serüvenime Uyuyan Adam ile başlamak varmış. Ama ben hiç şikayetçi değilim. Kitap, tam da benim sevdiğim türden, anlatı şeklinde gelişen, olaylardan çok durumları anlatan bir roman. 

Uyuyan Adam ismini alması ise karakterin tüm yaşadıklarını adeta bir "uyanık gezen, bakan kör"* edasıyla anlatması. Anlayacağınız kitabın isminde küçük bir ironi var. Tabii bu durumu "mecaz" olarak adlandıranlar da olabilir. Kararı okuduktan sonra verirsiniz. :)

Uyuyan Adam'ın en sevdiğim yanı hayata dair türlü çıkarımları olan bir kitap olmasıydı. Bir romanda ziyade küçük bir felsefe, aforizmalar kitabıydı adeta. Bu da okurken iyice yoğunlaşmanızı gerektiriyor. Ben aşağıda diğer içeriklerden biraz farklı olarak sadece çok sevdiğim iki alıntıyı paylaşacağım bu sefer. 

*Bu ifadeleri kitabın sonunda bulunan "Yayıncının Notu" bölümünden aşırdım. Öyle güzel bir tanımdı ki daha iyisini bulamazdım. 


Uyuyan Adam - Georges Perec Kitap Alıntıları

"Köpeklerin tanrısı, kedilerin tanrısı, yoksulların tanrısı olabilirsin. Elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olamayacaksın. Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın."

"Keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli; sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinme bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen parmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu."


2 Temmuz 2016 Cumartesi

Kuzguncuk'ta Bir Gün


Merhaba!

Bir-iki hafta önce, herkesin hayranlıkla bahsettiği, gezi ve mekan bloglarının pek sevilen semti Kuzguncuk'a gittik. Küçük, sevimli, şehir hayatından çok uzaktaymış hissi veren bu sevimli semti sevmesine sevdik ancak öyle büyük beklentilerle gitmişiz ki azıcık hayal kırıklığına da uğradık.

Bizim Evimiz Olsana




Semtin en güzel yanı, zaten herkesin çok sevdiği evleriydi bence. Çok katlı müstakil evler ya da apartmanlar; renkleri, mimarileri, pencere önü çiçekleriyle öyle güzeller ki! Her köşe başında; "Burası keşke bizim evimiz olsa." ,"Bizim de böyle bir evimiz olur mu ki?" deyip durdum. İçlerinde yaşayanlar evler hakkında ne düşünür bilmiyorum ama dışarıdan bakanlar için bir masaldan ya da hikayeden çıkmış gibi duruyor bu sevimli yapılar.


Her Köşede Bir Miskin Kedi

Semtin her köşesinde tombul ve miskin bir kediye rastlamak mümkün. Renkli duvar diplerinde, merdiven kenarlarında, dükkan önlerinde uyuyan sevimli kedilerin hepsini fotoğraflamak mümkün olmasa da en azından ikisiyle tanışmanıza vesile olacağım. :)



Bu sevimli köpekciği de unutmayayım. :)


Kuzguncuk Mekanları: Kafe La Mekan Menüsüyle Sınıfta Kaldı!




Kuzguncuk hakkında küçük bir araştırma yaparken mekanlar arasında bolca övgü alan Kafe La Mekan'ı gözüme kestirdim. Zaten öyle küçük bir yer ki bloglarda ya da Zomato'da karşınıza çıkan tüm mekanlar, yürürken peş peşe karşınıza çıkıyor. Bu mekan da tam göbekte, Metet'in karşısında, köşede kalıyor.


Dekorasyonuna ve sıcaklığına tam not vermemek elde değil. Ama menüsü sıradan bir kafe olmaktan ileri gidememiş. Oysa böyle güzel bir yerde daha yaratıcı tatlılar ve yiyecekler olabilirdi. Yine de limonatası ve şerbetleri pek lezzetli. Giderseniz bir tadına bakın derim.




Bunun yanı sıra Kuzguncuk Balıkçısı, hemen iskelede, denize nazır Çınaraltı Çay Bahçesi, Metet gibi mekanlar da semtin meşhur yerlerinden. Ben en çok çikolatacısını merak ediyordum ancak kapalı olduğu için gidemedim. 


Canım Meyve Ağaçları!


Kuzguncuk'un en sevdiğimiz yanlarından biri de yol üstünde karşımıza çıkan erik, elma, incir ve ceviz ağaçlarıydı. Özellikle bir noktada durup dalından erik yemenin keyfini çıkardık. Şansımıza elmalar hala azıcık ekşi ve küçüktü. :)




Kuzguncuk'a Nasıl Gidilir?

1. Metrobüs ile Boğaz Köprüsü'nde inip biraz yürüdükten sonra Üsküdar yönüne giden herhangi bir otobüse binebilirsiniz. Zaten bir-iki durak sonra iniyorsunuz. Dilerseniz yürüyebilirsiniz de.

2. Beşiktaş, Eminönü ve Kabataş'tan vapura, Kadıköy'den ise otobüsle Üsküdar'a geçip buradan yaklaşık 10 dakika yürüyerek Kuzguncuk'a ulaşabilirsiniz.

Kuzguncuk için söyleceklerim bunlar, boş bir gününüzde gidip güzel vakit geçireceğiniz, fotoğraf çekeceğiniz sevimli bir yer arıyorsanız mutlaka uğrayın derim. Ama bizim gibi çok büyük beklentilerde bulunmayın olur mu?

Not: Bir de baharda, havaların çok sıcak olmadığı bir zamanda, ferah ferah gezeceğim Kuzguncuk'u. Daha memnun ayrılacağıma eminim. Zira sıcaklayınca neşem kaçıyor.:)

Sevgiler!








Stanislaw Lem - Solaris


Merhaba!

Uzun bir aradan sonra bir bilim-kurgu romanı okumanın mutluluğunu yaşıyorum!

Eğer bir değeri ve niteliği varsa fantastik edebiyat ve bilim - kurgu kitapları okumak benim için çok keyifli bir hal alıyor. Ama 1544161 kez söylediğim gibi vampirli kitaplar okumayın çocuklar.

Öncelikle söylemem gerekir ki Stanislaw Lem ile Solaris sayesinde tanıştım. İlk kez kitabını okumamın yanı sıra, yazarın adını da ilk kez Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinde gördüm. İşte bu yüzden güvenilir kitap listelerini çok seviyorum!

Kitaba Goodreads'te 5 üzerinde 3 verdim. Ancak bu ortalama bir not olsa da bana göre hiç de fena değil. Sevdiğim kitapların hepsine 4 ya da 5 vermiyorum zaten. Bunu anlatmanın sebebine gelirsek; bazı kitapları sevsem de bir şeyleri eksik buluyorum. 

Solaris, hikayesi çok özgün ve başarılı bir kitap. Romanda, araştırma yapmak için Solaris adlı gezegene yolculuk yapan bir bilim adamının gezegende yaşadıkları kendi ağzından anlatılıyor. Gizemi çözülememiş, bir "canlı" olarak görülen okyanusun gezegene ve orada yaşayanlara etkileri bu bilim adamının ağzından çoğu zaman ruhsal çözümlemeler ile harmanlanıyor. Aslında temelde, insanın zaafları, başka dünyalara olan merakı ve pek çok psikanalitik durum yer yer üstü kapalı yer yerse oldukça açık şekilde anlatılıyor. Yani her şey buraya kadar çok iyi.

20. yüzyıl bilim kurgu edebiyatının başyapıtları arasına girmiş bu yapıtta benim kafamı karıştıran tek şey, bilimsel terimlerim fazlalığıydı. Bu durumun kitabın akışını bana göre oldukça karmaşık hale getirmesi, kitabı sevdiğim halde yine de istediğim tadı yakalamamı sağladı. Belki çok saçma ve kişisel bir yorum ancak burada kendi incelememi yaptığım için oldukça rahatım. Zira bu kitap üzerine bir inceleme yazsaydım tabii ki bu durumu es geçer ve onun gerçekten insan zihninin ve ruhunun derinlerini anlatma çabasını takdir ederdim.

O halde daha fazla yorum yapmayayım da kitap alıntıları konuşsun.

Stanislaw Lem - Solaris Kitap Alıntıları

"Bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabii, ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır."

"Yalnızca İnsan'ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize."

"Tek bir dünya, kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu. Kendi dünyamızın ülküsel bir imgesi peşine koşup duruyoruz hep."

"Acılarımızın kaynağı kendimiziz."

"Güzelse eğer, anıların güzel olduğu için."

"Ölüp de gömülememek hiç mi hiç olağan dışı değil günümüzde."






30 Haziran 2016 Perşembe

Franz Kafka - Amerika


Merhaba!

Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinden seçtiğim kitapları okumaya devam ediyorum. Şu ana kadar okuduğum kitapların hepsini çok sevdiğim için bu listede ilerlemek hiç de sıkıcı olmuyor. Aksine bir düzen içerisinde okumak nedense benim daha çok hoşuma gidiyor.

Pek sevgili Kafka'nın Amerika adlı romanı da bu listede sevdiğim kitaplar arasındaki yerini aldı. Ancak ne yazık ki kitabı okurken altını çizecek ya da sindirmeye çalışacak pek bir bölüm yoktu benim için. Belki de Kendimi Karl'ın hareketli yaşantısına ve başına gelen olaylara öyle bir kaptırdım ki bazı cümleleri atladım. Bilemiyorum. :)

Kitabı birkaç kelimeyle özetlemem gerekirse; "Can sıkıcı" ,"acımasız" ve "talihsiz" diyebilirim. Neden mi? Zira, karakterin başından öyle sinir bozucu olaylar geçiyor ve Kafka bunu öyle güzel ve gerçek biçimde, tüm yalınlığıyla anlatıyor ki okurken Karl için üzülüyor, ona deliler gibi acıyor ve talihsizliğine lanet ediyorsunuz. Kitaptaki sinir bozucu, işe yaramaz karakterlerden nefret ediyorsunuz.

Tüm bunların sonucunda, yine ve yeniden anladım ki; bir duyguyu ve yaşananların oluşturduğu etkiyi anlatmak için süslü sözcüklere gerek yok. Onu en yalın, tarafsız ve açık şekilde anlattığınızda, yorum yapmadığınızda zaten okuyucu bunu kendi zihninde şekillendiriyor ve anlatmak istediğinizi iliklerine kadar hissediyor. Bu da yazan çizen arkadaşlara benden küçük bir not olsun. :)

Sevgiler!





24 Haziran 2016 Cuma

Stendhal - Kızıl ile Kara (Kırmızı ve Siyah)


Merhaba!

Uzun zamandır okumak istediğim ancak yeni fırsat bulup da okuyabildiğim bir kitap ile karşınızdayım! 

Okuyacağım kitapları, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap listesi üzerinden seçmeye başladığım, üstüne üstlük elimde olmasa bile e-kitap ile idare edebildiğim (edebildiğim diyorum zira bir zamanlar e-kitaba epey karşıydım) bir dönemdeyim. Bir listeden ilerlemem ve aradığım her kitaba kolayca ulaşmam okuma hızımı; çalışmadığım, öğrenci olduğum serbest dönemlerimdeki haline geri döndürdü. Bir de böyle akıcı, yalın ve merak uyandırıcı güzel kitaplar okuyunca şevkim daha da arttı.

Kızıl ve Kara'yı (Kızıl ve Kara mı yoksa Kırmızı ve Siyah mı demeliyim bilmiyorum ama okuduğum çeviride ismi Kızıl ve Kara olduğu için bu isimle devam edeceğim.) ne zaman görsem; "Çok ciddi ve sıkıcı ama bir o kadar da mühim bir kitap herhalde." diye düşünürdüm. Üzerine yazılmış bir yorum ya da eleştiri de okumamıştım. Ancak kitaba başlar başlamaz, hatta önsözde yazılanları okur okumaz anladım ki yanılmışım. 

Keresteci, fakir bir babanın oğlu olan Julien'in bir papazdan aldığı dersler sonucu geliştirdiği yetenekleri sayesinde (siz bolca şans da ekleyin üzerine) zengin, soylu ve yüksek sosyeteden insanların hayatına girişini anlatan kitapta; para ve iktidar hırsından romantizme, dönemin Fransası'ndaki din işlerinden devrim ve liberalizm düşüncelerine kadar pek çok konu ele alınıyor. Ancak bu konular öyle akıcı ve yalın bir şekilde anlatılıyor ki ne sıkılıyor ne de anlamakta zorluk çekiyorsunuz. (Yani önemli ama kesinlikle sıkıcı olmayan bir kitap) Zaten Stendhal gerçeği en yalın, abartısız ve saf haliyle anlatmayı ilke edinmiş bir yazar. Bu da benim gibi açık ve anlaşılır şeyler okumayı sevenlerin çok hoşuna gidecektir.

Peki, kitabın hiç mi kötü yanı yoktu? Bana kalırsa bazı bölümler biraz daha kısa olabilirdi. Bir de son 250 sayfaya geldiğimde olayların ne olacağını kestiremeyip biraz bunaldım, bitsin istedim. Ama son 100 sayfada biraz daha hareketlilik gelince tekrar merakla okumaya devam ettim. Bazı bölümleri olmasaydı ben daha şevkle ve severek okurdum kitabın tamamını. (Stendhal'in kemikleri sızlıyordu.)

Bir de beni biraz şaşırtan bir durum var ki söylemeden edemeyeceğim. Kitap bittiğinde tüm karakterlerin analizini yapıp nasıl kişiler olduğunu anlatabilecekken Julien için ne düşündüğümü bir türlü kestiremedim. Belki de yazarın da amacı bu ne iyi ne kötü aslında hepimiz gibi zaafları ve hataları olan bir karakter yaratmaktı. Bu nedenle de Julien o sınırları keskin bir şekilde çizilmiş ve yazarın biraz da hor gördüğü, klasik, yapay roman karakterleri arasından sıyrılıyordu.

Unutmadan söylemekte fayda var. "Neden Kızıl ve Kara?" diye merak edenler için açıklayayım: Julien bir Napolyan hayranı. Bir yandan onun gibi bir asker olmak istiyor ancak bir yandan da yetiştirildiği dini okullar ve yüksek bir gelir elde etme umuduyla din görevlisi olmak için çabalıyor. Tüm serüven aslında bu emellerin ve ikilemlerin etrafında döndüğü için de kitap ismini askerliği simgeleyen kızıl ve rahipliği, din görevlilerini simgeleyen siyahtan alıyor. 

Kişinin hayatında; yetenekleri, hataları, karşısına çıkan insanlar, şans ve tesadüfler nasıl bir rol oynayabilir en açık halde görmek için Kızıl ve Kara'yı okuyabilirsiniz. 

Şimdi sizi kitapta benim en çok sevdiğim cümleler ile baş başa bırakıyorum. 

Keyifli okumalar. :)

Stendhal - Kızıl ile Kara (Kırmızı ve Siyah) Kitap Alıntıları

"Kalbe dokunmasını biliyorlar, ama kırarak."

"Mutluluk aramak, herkesin içinde kendiliğinden bulunan bir duygu değil midir?"

"Bir adamın değeri olduğunu mu sanıyorsunuz? Onun her istediğine engel olmaya, her giriştiği işte zorluk çıkarmaya bakın. Onun gerçekten değeri varsa engelleri de, zorlukları da alt etmeyi bilir."

"Bu görgü, nezaket denen şey, insana kabaca davranışların verebileceği öfkenin uyuşmasından başka bir şey değil."

"Söz, insana düşündüğünü saklayabilsin diye eriştirilmiştir."

"Gerçek, ağırbaşlıdır."

"Bir yol, iki yanındaki çitlerde diken var diye hemen güzelliğini yitirir mi?"

"Her zaman ayrıcalıklarını arttırmak isteyen bir kral bulunur."

"Her gerçek tutku, yalnız kendini düşünür."


17 Haziran 2016 Cuma

Kitap Önerisi: Yaz Sıcağını Hafifletecek Kitaplar

Daha önce her mevsim geçişinde bir kitap önerisi içeriği hazırlamıştım. Aniden sıcaklığını hissettirmeye başlayan yaz için de hem yazı anlatan hem de yazın okurken daha çok keyif alacağınızı düşündüğüm kitap önerilerinde bulunmamak olmazdı. 

Listede Lahiri, Tomris Uyar, Füruzan gibi çok çok sevdiğim yazarların kitaplarının yanı sıra iki çocuk kitabı, bir polisiye roman ve en sevdiğim öykü yazarı, canım Sait Faik'in şiir kitabı da var. 

Umarım okumak için hevesleneceğiniz yeni kitaplar bulabilirsiniz.

Şimdiden keyifli okumalar!

Yaz Sıcağını Hafifletecek Kitaplar

1. Saçında Gün Işığı - Jhumpa Lahiri


2. Kaplumbağalar - Fakir Baykurt


3. Yaza Yolculuk - Tomris Uyar


4. Susuz Yaz - Necati Cumalı


5. Sevda Dolu Bir Yaz - Füruzan


6. Avare Yıllar - Orhan Kemal



7. Bir Şeftali Bin Şeftali - Samed Behrengi



8. Matilda - Roald Dahl



9. Roger Ackroyd Cinayeti - Agatha Christie



10. Şimdi Sevişme Vakti - Sait Faik Abasıyanık



............................................................................................................................

Sonbahar, Kış ve İlkbahar mevsimlerine özel hazırladığım kitap önerileri için aşağıdaki bağlantılara tıklayın!







16 Haziran 2016 Perşembe

Andre Gide - Kalpazanlar



Her ne kadar zamansızlık yüzünden azıcık geç bitirsem de sanılmasın ki ben bu kitabı sevmedim! Kalpazanlar, birden fazla karakterin hikayesini konu alan kalabalık kurgusu, bol mesajlı, bol alt metinli hikayesiyle kendini çok sevdirdi.

Fransız yazar Andre Gide, kitapta eşcinsel duygulardan yalnızlığa, kötülükten ince düşüncelere kadar pek çok konuya değinmiş. Okurken öyle çok alıntıyı işaretledim ki hepsini aşağıda paylaşamasam da en sevdiklerimi bırakıp kaçıyorum.

Andre Gide - Kalpazanlar Kitap Alıntıları

"İnsan ancak bu kadar beceriksiz olur içindeki anlatmakta. Ama belki de duyguları içten olunca beceriksizleşiyor."

"Bunu sen yapamazsan kim yapacak? Hemen yapmazsan ne zaman yapılacak?"

"Hayatın güç yanı, aynı şeyi uzun zaman, sürekli olarak ciddiye almak."

"Yürek, işe karıştı mı beyni uyuşturuveriyor, felce uğratıyor."

"Eşlerde, birinin en küçük bir yaratılış çıkıntısının ötekinde ne katlanılmaz bir kızgınlığa yol açtığını sık sık fark ettim. Çünkü, 'ortak hayat' bu çıkıntıyı hep aynı noktaya sürter, sürtünme karşılıklı olunca da evlilik hayatı bir cehennem olup çıkar."

"Hiçbir şey, herkes için doğru değildir, doğru olduğuna inanana göre doğrudur."





10 Haziran 2016 Cuma

Vladimir Nabokov - Pnin



Yeni ve farklı karakterler ile tanıştığım kitapları çok seviyorum! Pnin de benim için o kitaplar arasındaki yerini aldı. 

20. yüzyılın en başarılı yazarlarından Nabokov'un daha önce Rua Dam Vale isimli romanını okumuş, çok sevmiştim. Pnin, ikinci Nabokov kitabım oldu. Okuduğum pek çok yorumda "Gülmem gerekiyormuş ama gülmedim." , "Eğlenceli değil aksine sıkıcı bir kitap." gibi pek çok yorum okudum. İşin özü ben de kitabın başında çok umutlu değildim. Biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Hatta, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap arasına nasıl girmiş diye de düşündüm. Ama sonra, Pnin'in özgün karakterini, farklı ve çözülmesi zor yapısını okudukça merakım arttı. Özellikle anlatıcı için "Kim yahu bu?" deyip durdum. 

Karikatür sayfalarındaki konuşma balonlarını atom bombası sanan, Amerikan popülerliğinden ve espri anlayışından hoşlanmayan, sırf daha az iş yapıyor diye bundan haz alıp, her gün kötü bir restoranda yemek yiyen Pnin'i çok sevdim! 

Not: Duyduğuma göre Rus asıllı Amerikalı Nabokov'un kendi kişiliğinden de küçük izler varmış Pnin'de. Zaten karakter, Rusya'dan göçmüş ve Amerika'da Rusça öğretmenliği yapıyor. 

Vladimir Nabokov - Pnin Kitap Alıntıları

"Dünyada insanların gerçekten sahip oldukları tek şey hüzün değil mi?"

"Deha, uyumsuzluktur."

"İnsanlık tarihi, acının tarihidir!"

"Pnin, diktatör bir tanrıya inanmazdı. Belli belirsiz, hortlakların demokrasisine inanırdı. Belki de ölülerin ruhları kurullar oluşturuyor, bunlar da oturumlarına hiç ara vermeksizin dirilerin yazgılarıyla ilgileniyordu."

"İnsanoğlu, çevresindekilerden uzak olduğu sürece hayatını sürdürür."

"Bir insanın şanssızlığının bir köpeğin mutluluğunu engellemesi için hiçbir neden yoktu."



9 Haziran 2016 Perşembe

Yevgeni Zamyatin - Biz


Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitap listesinde yer alan kitapları okumaya başladığımı söylemiştim. Biz de o listede yer alan ve pek çok yazara ilham vermiş bir bilim kurgu, anti-ütopya romanı. "Biz" olma yolunda, kişinin kendi benliğini, doğayla ve duygular ile olan ilişkisini nasıl yok edebileceğini gözler önüne seriyor. 

İsmi olmayan, sadece rakamlar ile tanımlanan, hayatları ve yapacakları sıkıcı ve sağlıksız bir matematiğe oturtulmuş insanları konu alan romanda, özgürlüğün ne kadar değerli ve özel olduğu bu ortamın kuralcı yapısı ile başarılı bir şekilde anlatılıyor. 

George Orwell'in 1984'ü gibi kötü ve karanlık bir distopyayı anlatan kitap hakkında biraz daha fikir edinmek için işaretlediğim kitap alıntıları nelermiş bir göz atabilirsiniz. :)

Yevgeni Zamyatin - Biz Kitap Alıntıları


"Seni korkutuyor çünkü senden güçlü. Nefret ediyorsun çünkü korkuyorsun. Seviyorsun çünkü iplerini eline alamıyorsun. İnsan sadece köle edemediğini sever."

"Alçakgönüllülük erdem, gurursa kusurdur. Biz Tanrı'dan, Ben Şeytan'dan gelir."

"Herkes içinde yalnız kalbiyle birlikte söküldüğünde dinecek büyüklükte bir acı mı taşır?"

"Gülerek, cinayet bile öldürülebiliyordu."






29 Mayıs 2016 Pazar

Franny ve Diğer Her Şey




Sahte bir kimliğin arkasına sığınınca daha kolay yazmak. Öyle ki eskiden minicik bir kırgınlığım olsa buralara koşardım.

Sonra, fark ettim ki bir şeylerin arkasına sığınmak için fazla büyüğüm. (En azından dışarıdan öyle görünüyorum.) "Tamam." dedim, yaktım gemileri. Eski bloglarımı kapattım, kendi adımla ama yine tıpkı ben gibi hissettiğim bir karakterin paltosuna sığındım. Tek bir farkla, bu sefer merak edenler için adım kıyıda köşede bir yerlerde duruyor. Sosyal medya hesaplarım emrinize amade. Hem de büyük bir cömertlikle.

Ama eksik bir şeyler var. Kendimi bildim bileli; koyu renkler, boşluklar, arafta kalmış sözcükler ve hayatlara karşı zaafım var. Her lafın arkasını didik didik ederim. Bu yüzden yazmayı, okumayı, hem yazdıklarımı hem de okuduklarımı irdelemeyi pek çok severim. Hal böyle olunca, gerçek ve belki de tek ilgi alanımı anlatmaya karar verdim. Sonra küçük gezilerimi, sevdiğim yerleri paylaştım. Yine de bir düzen oturtamadım. Dedim ya, eksik bir şeyler var, burada, buralarda.

Zaten kafam karışık. Hayatım bambaşka bir evrede. Bir tarafta evlenip yok olma, üretkenliğini ve hayal gücünü kaybetme korkusu, diğer tarafta halledilmeyi bekleyen onlarca sıkıcı iş. Zor bir dönemden geçiyorum. Yüzümü güldüren sayısız şey varken içimin bunca sıkılması, durup dururken gözlerimin dolması niye? İroninin de bir sınırı var arkadaşım.

Franny gibi bezelye yeşili bir dua kitabının aksine her biri envai çeşit renklerle ve desenlerle bezenmiş, irili ufaklı, hikayelerin arkasına sığınıyorum. Tespih yerine de kalemlerim var. Budist olmasam da ara ara yogaya başlamayı düşünüp vazgeçiyorum. Ama ruhumun derinliklerinde bir yerde, onu o restoranda bayıltıp kendinden geçiren sıkıntıyı kimi zaman şiddetle hissediyorum. Hareket halinde bir otomobilin kapısını açıp kendini bırakma isteği gibisi var mı?

İşin özü; her şeyi bir arada paylaşıp rahatlayacağım bir yer olsun artık burası. Düzenli, afili gönderiler yerine içimden ne geliyorsa yazayım. Buralar hep; güzel anlar, mutsuz iç döküşler, dört bir yandan fotoğraflar, kitaplar, defterler, aman canım bir sürü kelimeler ile dolsun işte.

Adı olmasın. Kitap blogu, kişisel blog değil basbayağı ve en saf haliyle, görmüş geçirmiş bir Franny'nin paltosu olsun. Ben de onun arkasına neler sakladığımı anlatayım.

Daha güzeli var mı?

28 Mart 2016 Pazartesi

Çocuk Kitapları Okumak İçin 5 Harikulade Sebep


Severek okuduğum kitapların yüzde kırkını belki de daha fazlasını çocuk romanları, öyküleri ve masallar kaplıyor. Kişiliğim, hissettiklerim, hayata bakış açım zaten hep bir hayal perdesi ile çevrelenmiş durumda olduğu için bu durum aslında hiç de şaşırtıcı değil. Ancak inanıyorum ki sadece benim gibi hayalperestler değil; içine kapanmış, mutsuz, umut ışıklarına ve neşeye ihtiyacı olan kişilere de iyi geliyor çocuk kitapları. Hal böyle olunca bu düşüncelerimi kapsayan bir liste içeriği yazmak istedim. İçeriği okuyup çocuk kitapları satın almaya heveslenmeniz bile benim için kocaman bir mutluluk olacak. O yüzden yazdıklarıma dikkate alın, yabana atmayın. :)


1- Bak, ilham perileri üzerine altın tozlar serpiyor!



İlham almak, özellikle benim gibi yazıp çizdiğin bir işin ve ekstra hobilerin varsa çok çok önemli. Yaratıcılığın sınırsız kaynakları, her yaş grubunun ve farklı meslek gruplarının yararlanacağı kadar geniş hatta sonsuz. Ben ilham almak istediğimde, zihnimi boşaltıp yaratıcı bir şeyler okumayı tercih ediyorum. Çocuk kitapları da bu konuda inanılmaz faydalı! Sadece fantastik olanları kast etmiyorum. Naif ve gerçekçi olanlar da sadelikleriyle pek çok kapı açıyor insan zihninde.

2- Sahi, sevgi neydi?



Hayatın içerisinde koşuşturup dururken dahi vazgeçemediğimiz, ihtiyaç duyduğumuz en temel duygu sevgi. Sevgilimiz, ailemiz, sokaktaki ya da evdeki hayvanlarımız ve doğa öyle sevgi dolu ki bu sonsuz nimetler ile daha iyi hissedebilmek sadece sevgiyi görebilmekten geçiyor. Çocuk kitaplarındaki o salt sevgiyi öne çıkaran bölümler, gerçek hayatta sevgiyi daha çok hissedebilmenize, sevginin aslında elle tutulamaz ama gözle görülür, gerçekten duyumsanabilir olduğuna iyice inandıracak sizi. Sevginin ne olduğunu, yalın halini çocuk kitaplarında görebilirsiniz.

3- Doğa, bambaşka ve pırıl pırıl bir hal alıyor!


İllüstratör: Teagan White
İllüstratör: Teagan White

Park, bahçe, bir parça yeşillik görünce koşan ben, çocuk kitaplarında anlatılan doğa tasvirlerine bayılıyorum. Bu tip şeylerin kıymetini bilmek, ormanlarda, kırlarda koşan çocukların hikayelerini dinlemek inanılmaz keyifli oluyor! 

4- Umut, kaç mutlu sonun bitiminde kapımı çalar?


İllüstratör: Fredrik Rattzen

Hepimizin ortak derdi umutsuzluk. Yaşadığımız ülkenin hatta dünyanın hayat şartları, çalışma koşulları, emek sömürüleri, yok yere giden canlar, açlığa mahkum insanlar umut edecek hal bırakmıyor. Ama yine de yaşamak ve günlerimizi en güzel şekilde geçirmek için umudumuzu yitirmemeliyiz. Çocuk kitaplarındaki o mutlu sonlar, bir anlığına da olsa hayata tutunup umutlanmanıza neden olabilir. Bu konuyu ciddiye alın derim.


5- Artık mutlu olacağın çok fazla şey var!



Çocukların bana göre en güzel özelliği küçücük şeylerden mutlu olmaları. Öyle ki kendimi de hep biraz çocuk bulurum bu yüzden. Güzel bir manzarayı izlemek, küçük bir çikolata ya da dondurma eşlinde kırlarda dinlenmek, sevdiğinle el ele yürüyüp sohbet etmek bile mutlu olmak için çok geçerli sebepler bana göre. Eğer bu dediklerim size çok yavan geliyorsa ve mutlu olmak için daha büyük sebepler arıyorsanız çocuk kitapları okuyarak her şeyden bir mutluluk çıkarmayı öğrenebilirsiniz. 

Son olarak pek yakında en sevdiğim çocuk kitaplarının yer aldığı bir içerik paylaşıyor olabilirim. Ne dersiniz?

Sevgiler!




25 Mart 2016 Cuma

Kitap Önerisi: Baharı Bekleyen Kitaplar

Selamlar!

Bahar tüm güzelliğiyle etrafımızı sarmaya başlıyor. Kabanlar, kalın kıyafetler çıkıyor, incecik üstler, bez ayakkabılar, daha renkli kıyafetler bahar çiçekleriyle yarışırcasına yavaş yavaş sokakları süslüyor. Aşıklar, çocuklar, eve tıkılı kalmış ihtiyarcıklar parklara, bahçelere, çimlere koşuyor. Özetle baharın mutluluğu herkesin yüzünü güldürüyor. 


Hal böyle olunca insan, hafif rüzgarlı bir öğlen saatinde ya da akşamüstünde balkonunda keyif yaparken, parkta çimlere yatmış uzanırken, öğle arasında yeşillikler arasında bir mekanda buz gibi limonatasını içerken biraz daha neşeli, umut verici kitaplar okumak istiyor. Burada da devreye ben giriyorum tabii ki. Kışı, sonbaharı devirdik baharı da beraber karşılamamak olmazdı. Baharı bekleyen kitapları okurken beni anıp mutlanmanız da cabası!


Listeyi hazırlarken tabii ki içlerinde kuşlar, böcekler geçen kitapları seçmedim. Baharın nostaljik ve romantik dokusuyla örtüşen ya da içinizde dışarıya çıkma, keşfetme isteği uyandıran kitapları önermeye çalıştım. Umarım seversiniz. :)



1- Son Kuşlar - Sait Faik Abasıyanık



2- Romancı - İpek S. Burnett


3- Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi - Brendan - John Freely


4- Paris Bir Şenliktir - Ernest Hemingway



5- Kumru ile Kumru - Tahsin Yücel



6- Mor Salkımlı Ev - Halide Edip Adıvar



7- Ödlekler Cesurdur - William Saroyan





8- Aynanın İçinden - Lewis Caroll



9-Çingeneler - Osman Cemal Kaygılı



10- Gizli Bahçe - F. H. Burnett




Kış ve sonbahar için önerdiğim kitaplara aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz!



Not: Okuyarak güzelleşelim!