5 Eylül 2015 Cumartesi

Kitap Günlüğü – 4 Eylül ‘15


-Eylül ayına yeni bir okuma düzeni ile girdim. Koca koca kitapları taşımak omuzlarımı biraz isyana sürüklediğinden sanırım. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bir süre, daha taşınabilir, ince kitapları yol kitabı olarak yanıma alacağım. Kocaman, sarılıp yatsam “Aman ne cılız şey yahu!” demeye hakkım olmayan ağır kitapları ise evde okuyacağım. Yolda bu kalın kitapların e-kitaplarını da okuyabilirim ama böyle hem daha çok kitap okumuş olacağım hem de  çeşitlilik yaratacağım. Bakalım nasıl gidecek?

-Bu ayın ilk kitabı, bir şiir kitabıydı. Sevdiği kadını ve aşkı saçların yumuşaklığı ve gösterişiyle anlatan, yaşamı ve hiçliğin arasında o ince çizgiye koskoca bir deniz sığdıran Paul Celan’ın “Bademlerden Say Beni” adlı şiir kitabı, sözcüklerin arkasını eşeleyip azıcık huzura erebileceğiniz, “Şair bizim için hayatı özetlemiş. Bize susup düşünmek gerek.” diyebileceğiniz şiirlerden oluşuyor. Benim favorilerim Corona ile Su ve Ateş oldu.

-Evet hala Yüzüklerin Efendisi’nin tüm filmlerini izlemedim, evet Hobbit vizyona girdiğinde heyecanlanmadım ama bu geçen haftaki mezatta Tolkien’in masallarını görünce “Bu kitap benim olmalı!” dememi engellemedi. Masallar, efsaneler ve mitler içinde kaybolup gideceğim bir gün. O kadar çok seviyorum. Çocuklar için ya da büyükler için hiç fark etmez! Hayal gücünün sonsuz bir yolculuğa çıktığı her sanat eseri benim için büyük bir nimet. Özellikle geleneksel bir dille, geçmişe yolculuk yapabileceğim, çok yalın bir dile sahip ama kurgusu sağlam öykü ve masalların yeri bende ayrı. Tolkien’in üç masalının bulunduğu kitabı da tam olarak bu özelliğe sahip olduğu için benden tam not aldı. Bu hevesle Hobbit kitabını da almak istiyorum ama azıcık bekleyip ateşin azalmasını izlemekte fayda var.



-Gelelim şu sıralar elimde olan kitaba. Uzun zamandır okumak için yanıp tutuştuğum ve okumaya başladığımda gerçekten heyecanlandığım Poe’nun öykülerinin daha çok çok başındayım ama ufacık bir hayal kırıklığım var maalesef. İletişim’in iki ciltlik baskını okuyorum ve öyküler harika bir şekilde sınıflandırılmış. Benim halihazırda okuduğum öyküler Poe’nun “Dehşet Öyküleri” olarak adlandırılmış. Bu bölümde yer alan ve şu ana kadar okuduğum öyküler çok dehşet etkisi yaratmayan, beklediğim etkileyici ve nefes kesici etkiyi vermeyen öyküler fakat tabii ki genel olarak değerlendirildiğinde iyiler. Sanırım beklentim fazla büyüktü. Ama yine de aradığım tadı geriye kalan öykülerde yakalayabileceğimi umuyorum. Hala hevesim ve umudum var.



-Gelecek hafta evden işe yolculuklarımda İstanbul Gizemleri adlı kitaba başlamayı planlıyorum. Edebi bir eserden ziyade bilgi veren, İstanbul’un sırlarını ve saklı kalan yanlarını anlatan bir kitap. Okuduklarımızı çeşitlendirmenin çok gerekli olduğunu düşünüyorum.

Eh, uzun lafın kısası okuyarak güzelleşelim çocuklar!

Not: Harry Clake'in Poe'nun öykülerini betimlediği çizimler sizce de harika değil mi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yaza yaza azalmaz ki sendeki özgür ruh!