1 Kasım 2015 Pazar

Kitap İncelemesi: Mucizevi Mandorin - Aslı Erdoğan

Kitaplar ve yazarlar konusunda biraz ön yargılı, huysuz, aksi ve kimilerine gereksiz gelecek bir seçiciliğe sahip olduğumu biliyorum. İnkar etmiyorum. Bu durumdan çoğu zaman memnun olsam da bazen istemeden elimin tersiyle ittiğim çok iyi öyküler, yazarlar, romanlar olduğunun da farkındayım. Ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte.


Bir şehir, ancak içinde sevdiğiniz biri olunca yaşamaya başlar.

Şans bu ki "Kırmızı Pelerinli Kent" kitabını geçtiğimiz günlerde okuyup hiç sevmediğim Aslı Erdoğan'ın ikinci bir kitabı elimde olduğundan ön yargılarımı bir kenara bırakıp isteksiz de olsa "Mucizevi Mandorin*"e başladım. Yazarı okumadan önce hep iyi yazdığını düşündüğümden olacak ki bu sefer inadımı kırdım. Bu sayede de daha önceki hislerimde yanılmadığımı görmüş oldum. :)


Çünkü yeryüzündeki her insan, çirkin ördekler arasına düşmüş bir kuğudur.

"Mucizevi Mandorin" benim için okuması çok keyifli, çok akıcı ve çok duygulu bir kitap oldu. "Kırmızı Pelerinli Kent"in boğucu ve beni yoran akışının aksine, kitaptaki öyküler çok açık, belirgin ve netti.  Bir gözü yaralı bir kadının peşinden Cenevre sokaklarını arşınlamak, onun zihnine ve ruhuna girmek, yaşadıklarını öğrenmek hoş bir deneyim oldu. Birkaç ayrı konuyu ele alan kitap birbirini tamamlayan alt öyküleriyle benim Salinger'da en sevdiğim şeyi, hikayeyi takip etme keyfini, yaşamama sebep oldu. Acaba bu yalnız ve bir gözü yaralı "hayalet" kadın, yazarın başka kitaplarında, öykülerinde de var mı?


Biliyorum, bir insanın sevgisini kaybetmek, zorlukla ulaşılmış bir doruktan aşağı yuvarlanmaktır.

Depresif bir iç sesle, kendi hikayesini, yazdıklarını, içini anlatan kadının yanı sıra daha kısa, ne yalan söyleyeyim ilk öykü grubu kadar çok sevmediğim hikayelerle devam ediyor kitap. Ama o kadını dinledikten sonra sondaki öyküler nedense çok da ilgimi çekmedi. (Hoş sonlara doğru benzerlikler de yok değildi ama.) Keşke sadece bu kadını anlatsaydı kitaptaki tüm öyküler. Belki daha kuvvetli bağ kurardık.


Günümüzde herkes insanın üzüntüsünü göstermek için ağladığına inanıyor. Bir insanın mutsuzluğunu kavramaktan öyle acizler ki, öylesine ufalıyorlar ki acının karşısında, gülünçler. 

Bu ay üst üste okuduğum öykü kitapları, okuma hevesimi ve heyecanımı arttırdı. Üstelik her birinde sevdiğim bir yan olması, size de anlattığım bu kitapların bana ilham vermesi 2015'in son günlerinde kendimi daha iyi hissetmeme neden olan küçük mutluluklarım arasında yerini aldı.


Tek bir veda bütün bir ömür sürüyor. 

Elimde şimdi Demir Özlü'nün Berlin ve Amsterdam'daki günlerini anlattığı güncesi var. Bugün bitireceğim gibi gözüküyor. Kardeşi, canımın içi Tezer Özlü gibi o da kırık bir hisle okuduğum yazarlar arasına girecek gibi.




*Ben de bilmiyordum öğrendim. "Mandarin: Çin Mmparotorluğu'nda yüksek kamu görevlilerine verilen ad."mış. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yaza yaza azalmaz ki sendeki özgür ruh!